İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - agbulaka

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
İki iplik ve üç iplik gibi örme kumaşlardan eşofman yapılması mümkündür.
Hatta interlok ya da pikeden de şortlar yapılabilmektedir.

Bunlar daha konforlu olmakla birlikte dokuma kumaştan yapılan eşofmanlara göre ömürleri daha kısadır.

Dokuma kumaştan eşofman ise genelde mikro elyaflardan imal edilmektedirler.

Sonuç itibari ile hem örme hem de dokuma kumaştan eşofman yapılabilmektedir.


2
Pantone LLC, renk konusunda uzmanlaşmış bir firmadır.  Bu firmanın çıkardığı Pantone adlı kataloglar da yine bu isimle kullanılırlar.
Farklı sektörlerde renklerin aynı dil ile ifade edilmesini sağlamak amacıyla farklı sektörler için farklı renk katalogları çıkarmaktadır.
Boya , kağıt ve ambalaj ve tekstil vb. sektörler için ayrı kataloglar mevcuttur.

Tekstilde genelde kullanılan kataloglar:
TP (TPX; TP'nin genişletilmiş ve 2007 yılı gibi çıkardığı yeni halidir.) Kağıt (Paper) üzerinde renkler sunulmaktadır. Ambalaj seköründe vs. de kullanılmaktadır.
TC (TCX; TC'nin genişletilmiş ve 2007 yılı gibi çıkardığı yeni halidir.) Pamuklu Dokuma (Cotton) üzerinde renkler sunulmaktadır.
Pantonelerde, renk çemberi, ve renk ile ilgili kısa bilgiler ile her pantonenin hangi sayfada olduğu indeks sayfası ve renklerin kitapçıkta geçen isimleri ve her rengin karşılığı mevcuttur.
İndekste hangi pantonenin hangi sayfada olduğu görülebilir.
Örneğin 19-1016 TCX numaralı numarayı indeksten bulup hangi sayfa, hangi satır ve hangi sütunda olduğunu öğrenip rengin olduğu sayfaya kolaylıkla gidilebilir.
Özellikle pamuklu kumaşlarda çok iyi netice alınırken, viskon, saten ve diğer parlak kumaşlar için yanıltıcı sonuçlar alınabilir.
Pantoneye göre istenen renk çalışması Işık Kabinlerinde 45 derecelik açı ile karşılaştırılmalıdır. Işık kabinlerinde D65, TL84, UV gibi farklı ışık kaynakları mevcuttur.

Kadife gibi yönlü kumaşların hav yönlerinin aynı yöne baktırıldıktan sonra pantone ile karşılaştırması gerekmektedir, aksi halde yanıltıcı olabilir.
Önce D65 gün ışığında karşılaştırma yapılır. Daha sonra TL84 Florasan ışığında da sağlama yapılır. Bazı durumlarda farklı iki ışıkta farklı görünen renklere rastlanabilir ki bu duruma metemari denmektedir. Genelde haki renginde bu durum sıkça ortaya çıkmaktadır. Gün ışığında haki görünen bir renk florasan ışığından kahve gibi görünebilmektedir.
Spektrofotometre rengin bileşenlerini okuyabilen bir cihazdır. Bu gibi cihazlarla her gelen rengin okunup tolerans aralığında ve aradaki farkın en az olduğu renk onaylanabilir ama bu cihazlar pahalıdırlar.
Renk onayı verebilecek bir kişinin HUE testinden başarılı bir şekilde geçmiş olması gerekmektedir. HUE rengin bileşenleri olan ana renklerin renk içindeki karışımını yani Rengin Mavi, Kırmızı ve Sarılığını ifade eder.
Rengin diğer bileşenleri parlaklı, matlık ve bir diğer ise açıklık, koyuluktur.
Bir renge yorum yaparken renkte gördüğünüzü yazmanız gerekmektedir ve yukarıda belirtilen 3 argüman üzerinden yorum yapılmalıdır. Yani parlak olmuş, kırmızısı fazla, Koyu da kalmış gibi yorumlar yapılmalıdır.
Tecrübelerimden derlediğim bu yazının faydalı olmasını umuyor sitemizi takip eden tüm diğer arkadaşların da tecrübelerini paylaşmalarını umuyorum.

3
Merhaba,

Eğer bu tür bir bilgi bankası istiyorsanız sSiz bilgileri derleyin ben fotoğraflarını elimden geldiğince koyarım...

Bilginize...

4
Ödevler Tezler / Ynt: AciLL....
« : 21 Nisan 2010, 18:49:27 »
Burada çok az bilgi var umarım işinize yarar.

http://www.tekstilokulu.net/smfforum/index.php?topic=79.msg79#msg79

6
Doğal Lifler / Lif Bitkileri
« : 28 Şubat 2010, 01:02:15 »
1
LİF BİTKİKERİ
(FIBER CROPS)
DOÇ. DR. MEHMET KARACA
(Devamy)
KETEN (FLAX)
. Kingdom: Plantae . Plants
. Subkingdom: Tracheobionta . Vascular plants
. Superdivision: Spermatophyta . Seed plants
. Division: Magnoliophyta . Flowering plants
. Class: Magnoliopsida . Dicotyledons
. Subclass: Rosidae .
. Order: Linales .
. Family: Linaceae . Flax family
. Genus: Linum L. . flax
. Species: Linum usitatissimum L. . common flax
. L. usitatissimum baºlyca iki kümeye ayrylyr:
. a) L. dehiscens,
. b) L. indehiscens.
. Üretim yönünden önemli olan küme L.
indehiscens kümesidir
. kyºlyk (L. bienne) ve yazlyk (L. typicum) tipleri
vardyr.
. Tohum büyüklüklerine göre bir yyllyk yazlyk
ketenler Üçe ayrylyr:
. macrospermum (iri taneli, ya. keteni)
. microspermum (küçük taneli, lif keteni)
. mesospermum (ya. ve lif keteni)

2
. Keten bitkisi saplaryndan lif tohumlaryndan ya.
elde edilir. Ya.y çykartylan küspesinde %30
civaryndaki ham protein ve %8 civaryndaki ham
ya. içeri.i ile de.erli bir hayvan yemidir.
. Köken ve Tarihçesi
. Küçük tohumlu ketenlerin kökeni Güneydo.u
Asya, büyük tohumlaryn kökeni Akdeniz Bölgesi
olarak gösterilir.
. Ketenin tarihi çok eskidir. Bu.day ve arpayla
birlikte MÖ en az 4 bin yyl Mezopotamya, Suriye
ve Mysyr’da yetiºtirilmiºtir,
. Keten bitkisi saplaryndan lif tohumlaryndan ya. elde
edilen bir bitkidir. Buna göre esas itibariyle lif üretimi
amacyyla yetiºtirilen ketenlere "lif ketenleri" tohumlarynyn
içerdi.i ya.dan yararlanmak için üretilen ketenlere de
"ya." ketenleri denir.
. Bitki Yapysy
. Keten 90-100 cm derinli.e de.in inebilen bir kazyk köke
sahiptir. Yan kökler yaklaºyk 15 cm yanlara yayylyr.
. Sap ince diktir (60-150 cm). Bazen toprak yüzeyinde kök
bo.azy bölgesinden dallanyr ve birden çok ana sap
oluºur.
. Lif ketenlerinde dallanma bitkisinin tepe kysymlaryndan
ya. ketenlerinde ise sapyn orta kysymlaryndan dallanma
baºlar. Lif ketenlerinde dallanma istenmez, Çünkü
dallanma yerlerinden lif hücreleri bölünmüº olur.
. Lif ketenlerinde bitki boyu 100-130 cm, ya. ketenlerinde
50-80 cm arasynda de.iºir. Sapyn kalynly.y 1-5 mm.
arasynda de.iºmekte olup, lif ketenlerinde daha incedir.
Ketende lif "teknik sap uzunlu.u" denilen kysymdan elde
edilir. Bu kysym kotiledon yapraklary ile ilk dallanmanyn
baºlady.y yere kadar olan kysymdyr. Lif ketenlerinde
teknik sap uzunlu.u 70-80 cm, ya. ketenlerinde ise 15-
60 cm. arasynda de.iºir.
. Yyi bir lif için uygun sap kalynly.y 1-2 mm, uzunlu.u ise en
az 60 cm dir. Lif hücreleri enine kesitte koºeli olarak
görülür. Lif hücreleri birbirine kama ºeklinde ba.lydyr.
(pektin)
. lif hücresinin çapy 11.6-32.0 mikron, uzunulu.u ise 20-60
mm arasynda de.iºir. Ketende lif orany % 16-24 arasynda
de.iºir. Bir sapta ortalama 25-50 lif hüzmesi bulunur.
. Yapraklar ya. ketenlerinde daha çoktur,
Yapraklar küçük, sapsyz, i. veya myzrak
biçimindedir.
. Çiçekler dallaryn ucunda yer alyr ve kendine
döllenir.
. 5 çanak yapra.y vardyr, ve yeºildir. Taç yapraklar
da 5 tanedir ve ço.unlukla mavi renklidir;
menekºe, pembe veya beyaz renkli de olabilir. 5
erkek organ ve 1 diºi organ bulunur. Yumurtalyk
5 gözlüdür ancak yalanca bölmelerle 10 gözlü
gibi görünür. Tepecik 5 parçalydyr.

3
. Tohumlar konik veya basyk fyçy ºekilli
kapsüller içinde bulunur. Kapsüller beº
gözlü olup her göz iki bölmeye ayrylyr.
Normal olarak her bölmede 1 tohum oluºur.
BTA 4-15 gr arasynda de.iºir. Keten
tohumlarynda % 30-45 ya. ve % 22-27
protein bulunur.
. Ketende baºlyca 4 olum dönemi ayyrdedilir:
. 1-Yeºil olum, 2-Yeºil-sary olum, 3-Sary (tam) ve 4-ölü
olum.
. Yeºil olum Bitki yeºildir. Çiçek açma sona ermek
üzeredir. Kapsüller oluºmaya baºlar, lifler yumuºaktyr,
verimi azdyr, ama niteli.i üstündür.
. Yeºil-sary olum. Bitkilerde sararma görülür. Üst
yapraklar yeºildir, alt yapraklar dökülür. Kapsüller
sararmaya baºlar. Tohumlar geliºir ve çimlenme
yetene.ini kazanyr. Lif verimi artar. Lifler bu dönemde de
yumuºak ve niteliklidir.
. Sary, (tam) olum Bitkilerde artyk yeºillik kalmaz.
Yapraklar dökülür.Kapsüller esmerdir ve çatlar. Bu
dönemde ketenin hem: lifinden hem de tohumundan
yararlanylyr. Ya. orany ve tohum verimi tamdyr.
. Ölü olum Bitki esmerleºir, kapsüller esmerdir ve çatlar.
Lifler odunlasyr. Lif verimi ve niteli.i düºer. Tohum ve ya.
verimi yükselir.
. Hasat
. Keten lif için yetiºtirildi.inde yeºil-sary olumda,
ya. için tam ve ölü olumda hem tohum hem lif
için ise tam olumda hasat edilir.
. Lif için hasatta bitki biraz kök içermelidir.
Hasattan sonra bitkiler tarlada bir süre kurutulur.
Kurutulan keten saplaryndan liflerin ayrylmasy için
yapylan iºleme "havuzlama" denir. Bazy yerlerde
buna "limanlama" veya "çaylama" ady da verilir.
. Havuzlama ya mikroorganizmalarla veya
kimyasal maddelerle gerçekleºtirilir.
. Biyolojik Havuzlama : Mikroorganizmalarla
yapylan havuzlamaya biyolojik havuzlama denir.
. Çi.de havuzlama : Oransal nemi yüksek ve ya.yºly
yerlerde saplar açyk yerlere konur ve 1-3 ay bekletilir.
Sycaklyk, nem ve bakteri etkisiyle pektin parçalanyr.
. Çi.de havuzlamayla elde edilen keten lifi yumuºak, uzun
ve esmer olur.
. Suda havuzlama : Toprak veya beton havuzlara su
doldurulur bitkiler suyun içine bastyrylyr. Lif hüzmelerinin
ayrylmasy için bu yöntemde 4-7 gün yeterlidir.
. Havuzlamanyn bitti.ini anlamak için bir bitkinin sapy
alttan kyrylyr kabuk çekilir. E.er kabuk kopmadan uç
dallara degin soyulursa havuzlama tamamlanmyºtyr.
Kabuk soyulmazsa henüz erkendir, kolay koparsa
gecikilmiºtir. Havuzlanmasy biten keten demetleri
yeniden kurutulur. Kurutma iºi 6-8 günde tamamlanyr.
. Özel havuzlarda havuzlama :
. Keten demetleri sandyklar içine yerleºtirilerek özel
yapylmyº havuzlara konur. Saplar havuzlarda 18-20°C
sycaklykta ve pH 5'de 100 saat kadar bekletilir.
Havuzlanma bitince demetler yeniden kurutulur

4
. Kimyasal Havuzlama : Hafif karbonat vb. kimyasal
maddeler kullanarak lif huzmeleri yerine lif hücreleri elde
edilir. Bu tip havuzlama iºlemi sonucu kysa lif oarany
artar. Bu olaya kotonizasyon ady verilir.
. iklim ve Toprak istekleri
(KETEN)
. iklim
. Lif ketenleri için nemli ve ya.yºly, ya. ketenleri için sycak
ve kurak bölgeler daha uygundur. Lif keteni suya daha
çok kullanyr. Ketenin bir yetiºine döneminde (100-110
gün) 1 metrekareden 800 kg su kullandy.y
hesaplanmyºtyr.
. -2 ile-3 C'deki so.uklara dayanabilir.
. Toprak
. Keten, toprak bakymyndan seçici de.ildir. Sycak, nemli ve
orta a.yr topraklary sever.
. Ekim
. Kyºlyk ketenler sonbaharda, yaºlyk ketenler ilkbaharda
ekilir. Syra arasy 10-20 cm arasynda de.iºir. Dekara 8-10
kg tohumluk hesaplanyr. Lif ketenleri daha syk ekilir. Ekim
derinli.i 2-3 cm'dir.
. Bakym
. Yabancy otlary baryndyrmamak için bitkiler 10 cm kadar
boylanynca birinci, gerekirse daha ileri dönemlerde ikinci
çapa vurulur. Küsküt en büyük düºmanydyr. Dekara 2-
4.er kg saf azot, fosfor ve potas hesaplanyr. Do.al
ya.yºlaryn yeterli olmady.y durumlarda çiçeklenme ve
tohum tutma dönemlerinde sulanmalydyr.
. Verim
. Lif ketenin sap verimi dekara 200-600 kg,
lif verimi 20-100 kg, tohum verimi 30-75 kg
arasynda de.iºir. Ya. ketenin tohum verimi
daha yüksektir: 50-250 kg.
. Ekim Nöbeti
. Keten kendine katlanmayan bir bitkidir,
ayny tarlada arka arkaya yetiºtirilmeyi
sevmez. Ekim molasy 5-7 yyldyr. Keten
di.er bitkiler için ise iyi bir ön bitkidir. Her
bitkiyle ekim nöbetine girer.
KENDYR, KENEVYR
(HEMP, MARIJUANA)
. Kingdom: Plantae . Plants
. Subkingdom: Tracheobionta - vascular plants
. Division: Magnoliophyta -angiosperm, flowering plants,
. Class: Magnoliopsida - dicotyledons
. Subclass: Hamamelidae
. Order: Urticales
. Family: Cannabaceae -- hemp
. Genus: Cannabis L. -- hemp
. Species: Cannabis sativa L.
. Variety: Cannabis sativa var. sativa L.
. Variety: Cannabis sativa var. spontanea Vavilov --
. Subspecies: Cannabis sativa ssp. indica (Lam.) E. Small &
Cronq.
. Subspecies: Cannabis sativa ssp. sativa L.

5
. Cannabis sativa var. vulgaris (tarymy yapylan)
. Cannabis sativa var indica (Hint kendiri) subvar.
gigantica (dev cüsseli kendir) var. ruderalis
(yabani kendir)
. Kendirin kökeni Orta Asya olarak kabul edilir.
. Kendir 4 m derine kuvvetli kazyk köke sahiptir.
Yan kökler 80 cm yanlara yayylyr, Kökler 20 cm
toprak derinli.inde yo.un olarak geliºir. Bitkinin
sapy sert ve otsudur, yüksekli.i 30 cm'den 4 m
kadar uzayabilir. Sapyn enine kesiti dipte
yuvarlak, ortalarda 4 köºeli, üstlerde 6 köºelidir.
Lif verimi için en uygun sap kalynly.y 0.5-2.0
cm'dir. diºi kendirlerde lif orany daha yüksektir
. Yapraklar parçaly olup her bir yaprakta 3-11 yaprakçyk
bulunur. Yarpakçyklaryn kenarlary diºlidir. Kendir esas
itibariyle bir yyllyk ve iki evcikli (+ ve >) bir bitkidir. Ancak
tek evcikli kendirler de vardyr. > organ sayysy 5'tir. Çiçek
tozlary beyaz veya sary renktedir. Yumurtalyk bir tohum
ve bir meyveyi oluºturur. Çiçekte iki tepecikli bir stigma
bulunur ve kendir döllenme yabancydyr.
. Kendir meyvesi bir cevizciktir ve serttir. BTA 12-30 g'dyr.
Tohum + bitkiden elde edilir. + kendirlerde uç
yapraklarda ve çiçeklerin ön yaprakçyklarynda bulunun
salgy tüyleri (drüze) yapyºkan ve özel kokulu bir madde
oluºturur. Buna esrar (haºiº) denir. Esraryn ön maddesi
"cannabinol, tetrahidrocannabinol ve
cannabidiol"dur.
. Tohumlarynda Tetrahydrocannabinol (THC) bulunmaz.
THC özel gland dokularynda üretilir. Uyuºturucu madde
en çok diºi çiçeklerinde ve az miktarda da yapraklarynda
bulunur. Maruana tipi kenevirlerde THC orany %7-24
arasynda diger tiplerde yaklaºyk %3 oranyndadyr. THC
orany genotype okisjene nem, yºyk ve sycaklyk faklörlerine
gore de.iºim gösterir.

6
. Kendir bitkisinin tohumlary %30-35 ya., %22-23 protein,
%21 karbonhidrat içerir. Lif, bitkinin saplaryndan elde
edilir. Lif hücreleri ve hüzmeleri en çok sapyn 4. ile 8.
bo.umlary arasynda bulunur. Lif hücreleri 8-10 bini, lif
hüzmeleri ise 6-7 bini bulur. Kendir de esas lifler birinci
kabukta bulunan birincil (primer) lif hücrelerinde bulunur.
Odun kysmy üzerinde bulunan ve kysa olan ikincil lifler ise
kolaylykla koparlar, özellikle sapyn dip kysmynda yer alyrlar
ve iºe yaramazlar.
. Kendir.in birincil lif hücreleri 2-7 köºeli bir "poligonal"dir.
Hücrelerin uzunlu.u 4-5 cm, çapy 1.8-3.9 mm.dir. Kendir
lifinde lignin maddesinin fazlaly.y, ona, keten lifinden
daha kaba bir yapy verir. Kendir lifi, bitkinin dip
kysmyndan uç kysmyna do.ru esnekli.ini ve sa.lamly.yny
artyryr. Uca do.ru lif hüzmeleri de incelir.

7
. Kendir.de lif hücreleri ve hüzmeleri > bitkilerde
+ oranla daha küçüktür.
. Bu nedenle de > bitkilerin lifleri + oranla daha
ince ve kalitelidir. Ülkemizde yetiºtirilen Türk tipi
kendirlerde lif verimi % 42-58, ve saplaryndaki lif
orany ise %11-15 arasynda de.iºir.
. > bitkiler çiçek tozlary olgunlaºtyktan 5-10 gün
sonra lif olgunlu.una gelmiº olur. Bu dönemde
sap sararmaya ve yapraklar alttan yukaryya
do.ru dökülmeye baºlar. + bitkilerde ise
tohumlaryn olgunlaºmasy için 4-5 hafta daha
beklenir.
. Lif ve tohum olgunlaºynca hasat yapylyr, ülkemizde
baºlyca 3 hasat yöntemi uygulanyr: Kastamonu,
Gümüºhacyköy ve Ünye-Fatsa yöntemleri.
. > kendirler olgunlaºyr olgunlaºmaz > ve + bitkiler birlikte
hasat edilir..
. + bitkilerin tohumlary olgunlaºynca, + ve > bitkiler birlikte
hasat edilir.
. > ve + bitkiler olgunlaºynca ayry ayry hasat edilir. Bu
yöntemde her iki bitkiden de iyi lif alynyr, ayryca + bitkiden
tohum da elde edilir.
. Kenevir ülkemizde kültürü yapylan, lif bitkileri içerisinde
incelenen lifi, ya.y ve küspesinden de yararlanylan bir
bitkidir.
. Kendir tohum için en az 5, lif için en az 4 aylyk bir
yetiºme süresi ister. Kuraklyk ve sycaklyk geliºmeyi
hyzlandyryr. Bir yetiºme dönemindeki sycaklyk . 800-
4000°C arasynda de.iºir. Dona dayanmaz. Kurak bölge
ve mevsimlerde sulanyr.
. Besince zengin, kireçli, gevºek ve geçirgen topraklar
kendir için uygundur. Çok a.yr, çok hafif ve asitli
topraklar iyi gelmez
. Kendir 0 bir bitkidir. Ekimi ilkbaharda Mart-Nisan
aylarynda yapylmaktadyr. Ekim v 2-4 cm, ekim sykly.y ise
amaca göre de.iºmektedir. Lif üretimi amacyyla ekim
yapylacaksa mibzerle syra aralary 15-25 cm, tohum için
kenevir yetiºtirildi.inde ise bu aralyk 30-40 cm'ye
çykarylmaktadyr. Dekara verilecek tohum miktary ya.
üretimi için 4-5 kg, lif üretimi için ise 6-9 kg tohumluk
kullanylmalydyr.
. Kendir bitkisinde en önemli bakym iºlemleri çapalama ve
sulamadyr. Bitkiler geliºmenin ilk devrelerinde 5-10 cm
olduklarynda çapalanyr. Çapalama iºlemi gerek görülürse
yabancy otlaryn durumuna göre tekrarlanyr.
. Yetiºme dönemi boyunca ya.yºlar yeterli de.il ise 2-4
kez sulanyr. Ancak Tohum üretimi amaçlanyyorsa
geliºme dönemini uzataca.yny dikkate alarak daha az
sulama yapylyr. Bir de söküm öncesi köklerin topraktan
rahat sökülmesi için son kez sulanyr.
. Bir di.er bakym iºlemi de gübrelemedir. Dekara 8-12 kg
saf N, 6-8 kg P ve gerek görülürse 4-6 kg K verilebilir.
. Kenevirin kullanylan kysymlary dikkate alyndy.ynda verimi
oluºturan unsurlar; tohum, lif ve saplarydyr. Ülkemizde
tohum amacyyla yetiºtirilen kenevirlerden 600-1000 kg
arasynda sap elde edilir. Genellikle 50 kg yeºil saptan
havuzlama sonunda 15-25 kg kurutulmuº kenevir sapy
elde edilir. Tohum verimi lif tipi kenevirlerde 80-100
kg/da ya. tipinde ise 80-300 kg/da civaryndadyr.
. Kenevirlerin kurutulmuº saplary %18-25 lif içerirler. Bu
lifin bileºiminde %78 selüloz, %10 su, %10 pektin ve %2
mum bulunur.
. Kendir bitkisi keten bitkisinden farkly olarak kendine
katlanyr. Ancak tohum ve lif veriminde bazy azalmalar
olabilece.inden ekim nöbeti uygulamasy esastyr. Uzun
boylu ve geniº habitusa sahip oldu.undan kendinden
sonra yabancy otsuz ve uygun bir ala tava sahip toprak
byrakyr.

8
RAMY (RAMIE)
. Takym : Urticales
. Familya : Urticaceae
. Cins : Boehmeria
. Tür : Boehmeria nivea (Beyaz rami veya
gerçek rami) ve Boehmeria nivea var
tenacissima (Yeºil rami)
. Kingdom: Plantae . Plants
. Subkingdom: Tracheobionta . Vascular plants
. Superdivision: Spermatophyta . Seed plants
. Division: Magnoliophyta . Flowering plants
. Class: Magnoliopsida . Dicotyledons
. Subclass: Hamamelidae .
. Order: Urticales .
. Family: Urticaceae . Nettle family
. Genus: Boehmeria Jacq. . false nettle
. Species: Boehmeria nivea (L.) Gaud. . Chinese
grass
. Rami çalymsy, çok yyllyk bir bitkidir. Lifleri her yyl biçmek
suretiyle saplaryndan elde edilir. Yapraklary iri ve etli
oldu.u için ipek böce.i beslenmesinde kullanylyr. Lif için
yapylan hasattan sonra 50-60 günde bitki tekrar lif
biçimine gelebilmektedir Bir yylda 5-6 kez rami lif için
hasat edilebilir. Bitki ömrü 6-20 yyl arasynda
de.iºebilmektedir. Köklerindeki rizomlary yardymyyla yeni
genç sürgün ve filizler vererek, toprak üzerinde bir bitki
toplulu.u oluºturur. Rami bitkisi 1-2.5 m
boylanabilmektedir.
. Çiçek yapysy monoik olup (tek evcikli), rami çiçekleri
yabancy döllenmektedir. Rami üretimi, rizom, çelik,
daldyrma ve tohumla yapylmaktadyr.
. Rami lifleri pamuk liflerinden 5, kenevir
liflerinden 2, ve keten liflerinden dört kat daha
sa.lamdyr. Rami lifleri pamuk ve keten liflerine
karyºtyrylarak tekstilde kullanylmaktadyr. %55 rami
ve %45 pamuk liflerinden yapylan elbiseler
makynaly yykamaya oldukça dirençlidir. Rami
liflerinin %20 nem tutmasy nedeniyle deniz
suyuna dayanykly halatlaryn yapylmasynda ve
absorbentlerin yapymynda de.erlendirilir. Rami
bitkisinden 100-200 kg/da lif, 300-400 kg/da kuru
sap elde edilir.

9
. Rami bitkisi dünyada en çok Çin, Tayland, Kore,
Filipinler ve Birezilya da üretilmektedir.
. Rami bitkisinden elde edilen lifler bakteri, mildiyö ve
böceklere karºy dayanykly, oldukça ter emici ve kolay
kurur ve yslanynca sa.lamly.y artar, ancak elastik de.il ve
kolayca buruºur ve pamu.a oranla daha kolay eskir.
Balyk a.larynyn ve spor filelerinin yapymynda ve banyo
havlularynda oldukça fazla oranda kullanylyr.
. Rami tarymy sycak ve nemli bölgelerde yyllyk ya.yºyn 1000
mm oldu.u bölgelerde sulanmadan yapylabilir. Toprak
iste.i yönünden seçici olmayyp uy.un drenajly
topraklarda yetiºebilir. Toprak pH 5.5-6.5 uygundur.
Kurakly.a orta derecede dayanyklydyr.
. Hasat çiçeklenmenin baºynda baºlar. Bu dönemdeki
hasatdan yüksek kalitede lif elde edilir. Bazy ülkelerde
makinaly hasat yapylmaktadyr. Havuzlamayla lif elde edilir
ancak havuzlama yöntemi di.er lif bitkilerine oranla biraz
daha zordur.
. RAMY LYFYNYN AVANTAJLARI
. Bakteri, mildiyo ve böceklere dayanykly
. Kolay boyanyr
. Yykamaya dirençli
. Çekmez ºekli bozulmaz
. Çamaºyr suyunda beyazlatylabilir.
. RAMYNYN DEZAVANTAJLARI
. Elastikiyeti az
. Sürtünmeye duyarly
. Kolay buruºur
. Sert ve kolay kyrylyr
HYBUSKUS, KENAF
. Takymy :Malvales
. Familya : Malvaceae
. Cins : Hibiscus
. Tür : Hibiscus cannabinus(2n=36, 72) ve Hibiscus
sabtarifera (2n=72)
. Bu bitkinin tarymy birçok Afrika ve Güneydo.u Asya
ülkelerinde özelliklede Hindistan'da çok eskiden
günümüze kadar yapylmaktadyr. Ana lif bitkileri
haricindeki (Pamuk, Keten ve Kendir) dünya lif
üretiminin %90'y kenaf (hibiskus) dan karºylanmaktadyr.
. Kingdom: Plantae . Plants
. Subkingdom: Tracheobionta . Vascular plants
. Superdivision: Spermatophyta . Seed plants
. Division: Magnoliophyta . Flowering plants
. Class: Magnoliopsida . Dicotyledons
. Subclass: Dilleniidae .
. Order: Malvales .
. Family: Malvaceae . Mallow family
. Genus: Hibiscus L. . rosemallow
. Species: Hibiscus cannabinus L.

10
. Hibiskus (Kenaf) unutulmuº olan eski bir bitki ancak son
yyllarda tekrar tarymyna baºlanmyºtyr.
. Lif veya ka.yt sanayi için yazlyk bir bitki olup syca.y ve
nemi sever. Tohum üretimi için ylyman bölgeler uygundur.
Kuru ºartlarda sulama olana.y varsa tarymy yapylabilir.
Ka.yt endüstrisinde kullanymy giderek artmaktadyr. Kenaf
tarymynyn en büyük sorunu tarymyna dayaly bir sanayinin
tam olarak oluºmamasydyr. Lif bitkisi olarak
yetiºtirildi.inde lifleri havuzlama yöntemiyle elde
edilmektedir.
. Ka.yt sanayi yönünden keresteden daha çok selüloz
içermektedir. Sap enine kesildi.inde kabuk ve iç kysym
mekaniksel olarak kolayca ayrylabilir. Kabuk ve iç kysym
farkly amaçlar için kullanylabilir. Yç kysym ka.yt yapymynda
dyº kysym ise topraksyz tarym, hayvan altly.y, ve di.er
dolgu materyali olarak de.erlendirilir. Tohumunda %29
ya. bulunur, yemeklik veya kozmetikte kullanylabilir.
Küspesi hayvan yemi olarak önemlidir.
. Malvacea familyasyndan olan Kenaf yada
Hibiskus (Hibiscus cannabinus L.) 30 derece
Güney ve 45 derece Kuzey enlemlerinde
potansiyel olarak yetiºtirilebilir. Tek yyllyk, otsu bir
sapa sahip olan bitki 1-6 metre kadar dikey
uzayabilir. Sap rengi zayyf yeºil, kyrmyzy veya mor
renkli olup kalyn ve dikenlidir. Çiçeklenme gün
uzunlu.u kysalan günlerde yani 12 saat ve daha
kysa günlerde gerçekleºir.
. Meyvesi birkaç karpelden oluºan bir kapsüldür. Her bir
karpelde bir kaç adet tohum bulunur. Hasat çiçeklenme
baºlangycynda bitki 3 metre ve yeºil iken yapyldy.ynda
silaj veya hayvan yemi veya lif veya ka.yt hamuru için
yapylabilir. Tohum için yetiºtirildi.inde ise kapsüllerin
kurumasyndan sonra hasat yapylyr.
. Çiçek pamuk ve bamya çiçeklerine oldukça benzer.
Çiçekler 7-10 cm büyüklükte, 5 adet beyaz veya kyrmyzy
taç yapraklary bulunur, taç yapraklaryn iç kysmynyn dip
kysymlarynda kyrmyzy beneklidir. Çiçekler ºafak vakti açylyr,
ö.le saatlerinde kapanmaya baºlar ve ikindi zamanynda
bir daha açmamak üzere kapanyrlar. Bu özelli.i pamu.a
çok benzer. Çiçek yapysy olarakta pamu.a oldukça
benzerlik göstermektedir.
. Kenaf çiçeklerinde yabanci ve kendine (daha belirgin)
döllenme görülmektedir. Pamukta oldu.u gibi rüzgaryn
döllenme üzerine etkisi yoktur. Böcekler döllenme
üzerine daha etkilidir.
. Bitki 1-2 m derinli.e inebilen .kazyk. köklere sahiptir. Bitki
saplarynyn dikenli yapysy Jüt’ü andyryr.
. Bitki saplarynyn dallanmasy, ekim ºekliyle do.rudan
ilgilidir. Seyrek ekimlerde daha fazla dallanyr. Syk
ekimlerde bitkiler dallanmadan 3-4 m kadar boylanabilir.
. En iyi geliºme hava sycakly.ynyn 25-30 derece oldu.u
günlerde gerçekleºmektedir.
. Aylyk 100-125 mm ya.yº alan bölgelerde sulanmadan
yetiºtirilebilmektedir.
. Ülkemizde Adana, Antalya ve GAP bölgesinde
yetiºtirillme olasyly.y bulunmaktadyr.

11
. Elde edilen liflerin uzunlu.u (teknik sapta) 1-3 m kadar
çykabilmektedir.
. Kenafta büyük oranda .kendine döllenme. hakimdir.
Kenaf bitkisinin tohumlary %15-25 oranynda ya. içerirler.
Bu ya. yary kuruyan ya.lardan olup, pamuk ya.yna
benzer ve endüstride kullanylmaktadyr.
. BTA 20-30 g'dyr. Dekara tohum verimi ise 30-200 kg
arasynda de.iºir.
. Bitki saplaryndan elde edilen materyal, yakacak olarak
de.erlendirildi.i gibi ayryca yeºil alanlaryn
oluºturulmasynda çim bitki fidelerinin yetiºtirilmesinde
kullanylmaktadyr.
. Bitki geliºiminin çok iyi olmasy nedeniyle tarlalaryn
yabancy otlardan aryndyrylmalarynda etkin ºekilde
kullanylabilir.
. Silaj ve hayvan altlyk yapymynda kullanylyr.
. EKYM ZAMANI:
. Ülkemizde Akdeniz bölgesinde Mart sonu Nisan baºynda
ekimi yapylyr ise 120-160 gün sonra tohum için hasat
daha önceki aylarda ise yeºil yem, veya ka.yt hamuru
veya lif üretimi için hasat edilebilir. Erkenci çeºitler
yetiºtirilirse yaklaºyk 100 gün sonra tohum daha önceki
günlerde ise yeºil olarak hasat edilebilir.
. Toprak pH.synyn 5-7 (4.5-6.5) olmasy uygundur.
. Akdeniz bölmemizde Mart-Nisan, Yç bölgelerimizde
Mayys ayynda ekim uygun olabilir.
. Tohum ekim zamanynda toprak tavynyn tam olmasy çok
önemlidir. Toprak tavynda ekimin yapylmamsy durumunda
kenaf bitki geliºimini ileriki dönemlerde iyileºtirmek
mümkün de.ildir.
. EKYM SIKILI.I:
. Bir hektarlyk (10 dekar) alana 250 000 ila 450 000 adet
bitki uygundur. Bu synyrlaryn altyndaki bitki sayysy
dallanmayy ve sap kalynly.yny artyrdy.yndan, yine bu
synyrlaryn üstünde bitki sayysynyn varly.y sap kalynly.yny
azaltaca.yndan yatmaya neden olmaktadyr
. Tohumun çimlenme yüzdesi %85-90 olmasy durumunda
15 kg /ha tohum yeterli olmakta ve hektarda 380 000 -
450 000 bitki oluºmaktadyr.
. Uygun ºartlarda ekimin yapylmasyyla 3 haftalyk bir sürede
bitki 30-40 cm sap oluºturabilmektedir.
. Tohum üretimi dyºyndaki üretimler için 18-20 cm syra
arasy 5 cm syra üzeri uygundur
. BAKIM
. Bitki topraktan oldukça fazla besin maddesi kaldyrmakta
azot, fosfor kalsiyum ve magnezyum kaldyrmaktadyr.
. Normal ºartlar altynda dekara 15 kg azot, 2 kg fosfor ve 5
kg potasyum yeterlidir.
. Sulamanyn toprak ºartlaryna ve bölge gerçeklerine göre
ayarlanmalydyr. Ülkemiz ºartlarynda mutlaka sulamanyn
yapylmasy gerekmektedir.
. Yapraklara zarar veren zararlylar kenaf tarymynda
önemlidir ancak ka.yt hamuru üretiminde erken hasattan
dolayy zararlylaryn etkisi çok etkin de.ildir. En öneli
zararlylar kyrmyzy omuzlu yaprak böcekleri ve birçok
tyrtyllar. Carbaryl içeren ilaçlardan hektara 2.2 litre böcek
(Monolepta spp .) mücadelesinde kullanylabilir.
. Tohum için üretimde Heliothis helicoverpa, Nezara
spp.ve Harlequin bugs (Tectocoris spp .) mücadelesi
yapylmalydyr. Ayryca kesici kurtlar (Agrotis spp.) ve tel
kurlary (Gonocephalum spp .) için mücadele yapylmalydyr.
Nematod (Meloidogyne spp.) zararyna karºy ekim nöbeti
mutlaka yapylmalydyr.

12
. HASAT:
. Bu bitkiden lifler keten ve kendirde oldu.u gibi
.havuzlama yöntemi. ile elde edilir. Lif hüzmelerinin
uzunlu.u 2.5-3 m, sapyn enine kesitinde lifler birçok lif
hüzmesi halinde görülür.
. Havuzlama süresi so.uk suda 2-3 hafta, sycak suda ise
4-5 gündür. Lif verimi taze yeºil sap a.yrly.ynyn %5-6.sy,
kuru sap a.yrly.ynyn ise %18-22.sidir. Bir dekardan 800-
1000 kg sap, ve 80-150 kg lif elde edilir.
. Son yyllarda Kenaf için mekanik hasat yöntemleri
geliºtirilmiºtir.
. Çiçeklenme baºlangycynda yapylan hasat lif üretimi için
en uygun dönemdir. Mekaniksel hasat için 3 opsiyonu
vardyr.
. Sökerek veya biçerek hasat, toprak yüzeyinde kurutma
ve sonra toplama
. Do.rudan bitkiler yeºilken biçim makinesiyle hasat
. Bitkiler kuruduktan sonra kombine hasat makinesiyle
biçim.
JÜT (JUTE)
. Takym : Malvales
. Familya : Tiliaceae
. Cins : Corchorus
. Tür : Corchorus olitorius ve Corchorus capstilaris
. Jüt tek yyllyk otsu bir lif bitkidir. Dikot olup fide döneminde
naneyi andyryr. Kökeni Hindistan ve Bangladeº.dir. Lifleri
sa.lam olup 1.5-3.5 m uzunlukta olabilir. Lif rengi
beyazdan kurºuni renge de.in de.iºebilir. Lif
saplaryndan havuzlama yöntemiyle elde edilir. Bitkide
küçük sary çiçekler bulunur. Tropik ve subtropik
iklimlerde yetiºtirilir. Çok fazla sayyda türü olmasyna
ra.men ticari anlamda lif üretimi Corchorus capsularis L.
türünden yapylmaktadyr. Baºlyca üretim bölgesi Asya
kytasy olup Hindistan ve Bangladeº dünya üretiminin
yaklaºyk %90’yny karºylamaktadyr
. Kingdom: Plantae . Plants
. Subkingdom: Tracheobionta . Vascular plants
. Superdivision: Spermatophyta . Seed plants
. Division: Magnoliophyta . Flowering plants
. Class: Magnoliopsida . Dicotyledons
. Subclass: Dilleniidae .
. Order: Malvales .
. Family: Tiliaceae . Linden family
. Genus: Corchorus L. . corchorus
. Species: Corchorus capsularis L. . jute
. Jüt bitkisi syca.y çok seven bitki oldu.u için
ülkemizde yetiºtirilmesi zordur. Güney Anadolu
bölgemiz Antalya, Adana ve Hatay illerimizde
yetiºtirme imkanlary araºtyrylmalydyr.
. Baºlyca kullanym alany küçük haly, ve namazla.y,
ambalajlama materyali olarak, çuval yapymy
olup, kaba kynnap, haly iplikleri ve yatak-yastyk
kylyflary yapymynda da kullanylyr.
. Jüt çuvallary çok hafif ve az elastikiyeti
dolayysyyla özellikle deniz nakliyatynda
kullanymlary tercih edilir.

13
. Jüt bitkisinin vegetasyon süresi 100-140 gün
arasynda de.iºir.
. Bu bitki kazyk köklere sahip olup toprak yapysyna
ba.ly olarak 1-1.5 m derinlere inebilmektedir.
. Bitki boyu tür ve çeºitlere göre 1.5 m'den 4.5
m'ye kadar de.iºebililmektedir.
. Jüt lifleri, sapyn kabuk kysmynda bulunan uzun lif
hüzmelerinden elde edilir.
. Bu lif hüzmelerinin boyu 1 m'den 3 m'ye kadar
de.iºmektedir.
. Jüt bitkisinde kendine döllenme hakimdir ancak
%3-%18 oranynda yabancy döllenme
görülebililmektedir.
. Jüt lifleri, suda havuzlamayla saplaryn kabuk
kysmyndan ayrylyr.
. Havuzlama için genellikle 20 cm çapyndaki
demetler kullanylyr.
. Saplardan liflerin ayrylmasy el eme.i ile
yapylmaktadyr.
. Havuzlamadan sonra saplar 8-10 bitkilik küçük
demetler halinde tahta tokmaklarla lifler
ayrylyncaya kadar dövülür.
. Verimi 800-1500 kg/da sap 100-350 kg/da lif
olarak gerçekleºmekte, lif verimi 300-500 kg/da kadar çykabilmektedir.

Ekler bölümünden PDF olarak indirebilirsiniz.

7
İhracatta Teslim Şekilleri / İhracatta Teslim Şekilleri
« : 17 Ocak 2010, 23:50:46 »
Aşağıdaki bağlantlardan ayrıntılı şekilde tüm teslim şekillerine ulaşabilirsiniz.
 
 
http://www.tekstilteknik.com/ihracat/disticaret.asp
 
| FOB | EXW | FCA | CFR | CIF | CIP | CPT | DAF | DDP | DDU | DEQ | DES | FAS |
 

8
Hazır Giyim / Osmanlılarda Giyim Kuşam
« : 17 Ocak 2010, 23:43:59 »
 Osmanlılarda Giyim Kuşam

Osmanlı giyim kuşamında ilk değişim Sultan II. Mahmud döneminde başlar; ancak kıyafette gerçek bir Batılılaşma yaşanması için 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısını beklemek gerekecektir.



Tanzimat dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa modeline göre yeniden örgütlenmesi gerekliliği ile şekillenmiştir. Avrupa ile bu yakınlaşma 1839 ve 1856 fermanlarıyla başlamış olan ekonomik, idari ve eğitimle ilgili reformlarla sınırlı kalmayıp toplumun üst sınıfları ve padişahın kendisinin öncülük ettiği davranış ve yaşam tarzlarındaki değişimi de içermekteydi.

Giyim tarzlarındaki dönüşüm, diğer bir deyişle “alaturka” tarzdan “alafranga” modasına geçiş, Osmanlı’da günlük yaşantının Batılılaşmasını daha iyi anlayabilmek için önemli alanlardan biridir.

Giyimdeki Batılılaşma o dönemde tüm Avrupa için bir referans olan Paris modasından oldukça etkilenmiştir.

Şüphesiz, Osmanlı giyimindeki ilk değişimler Sultan II. Mahmud dönemine kadar uzanır. Ancak kıyafette gerçek bir Batılılaşma yaşanması için 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısını beklemek gerekecektir.

Batılılaşma bu alandaki ithalatı da teşvik etmiş, Avrupa’dan İstanbul’a getirilen çok çeşitli kumaşlar Pera’nın Tiring, Stern, Bon Marche gibi büyük pazarlarında İstanbullu müşterilere sunulmuştur.

19. Yüzyıl ortasından itibaren, “redingot”a ilaveten, memurlar için zorunlu giysi kabul edilen “istanbulin”in yaygınlaştığı görülür. İstanbulin dik ve düz yakalı, yaka altından bele kadar tek sıra düğmeli koyu renk bir cekettir. Geleneksel şalvar, potur veya çakşır’ın yerini de pantalon alır. Abdülhamid döneminde istanbulin yerini tekrar redingot’a bırakacaktır. Redingot ile ceketin kumaşından bir pantalon giyilirken, yeleği beyaz veya devetüyü gri bir kumaştan olur, içine mutlaka göğsü ve yakası kolalı bir Frenk gömleği giyilir, plastron yahut tek düğüm bir boyunbağı bağlanır ve boyunbağına da güzel kuyumculuk işi bir iğne iliştirilirdi.

İstanbulin ve redingot değişik şekillerde iliklenirdi. İstanbulin baştan aşağı iliklenirken redingot yelek, gömlek ve boyunbağını açıkta bırakırdı.

Kadın kıyafetleri de Batı modasından etkilenmiştir. Müslüman kadınlar tarafından evin dışında giyilen ve mantodan farksız uzun bir elbise olan ferace’nin şerit ve dantellerle süslenmesi her dönemin modasını takip eder. Yaşmak incelir. Abdülhamid döneminde ferace yerini “üç parçalı çarşaf”a bırakacaktır.

Çarşaf yüzü örten bir peçe, başı ve bele kadar gövdeyi örten bir pelerin ve belden ayaklara kadar inen bir eteklikten oluşur. Avrupa çizgilerini ve kesim tarzını benimseyen çarşaf, daha sonra Batılı tayyöre dönüşecektir.

Kırım Savaşı’nı izleyen döneme korse kullanımının damga vurduğu görülür. Adını bu savaştaki ünlü tabyadan alan “Malakof tuvaleti” moda olur; beli çok sıkı saran, altına giyilen balinalı fistan sayesinde eteği kabarık duran bu tuvaletin İstanbullu Müslüman hanımlar arasındaki adı “sepetli fistan”dır.

Elmaslar, inciler ve altın tellerle süslenen kadın fesi yerini 19. Yüzyıl’ın ikinci yarısında “hotoz” bırakacaktır. Hotoz genellikle krep veya papazi ile yapılır ve giysilerin renk ve kesimiyle uyumludur.

Ayakkabılar da giysilerdeki değişimi izler; böylece “pabuç”un yerini potin ve iskarpin alır. Kadın iskarpinleri çok çeşitli modellere sahiptir. Potinin yollardaki çamurdan kirlenmesini önlemek için üstüne kaloş, yani bir çeşit çamur lastiği giyilir.


Anastasia Falierou, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü


9
Hazır Giyim / Giyimin Tarihçesi
« : 17 Ocak 2010, 23:42:57 »
GİYİMİN TARİHİ (Makale)

Son 30 yılda, modanın geçirdiği evrim, toplumda çağdaş bölünmelerle paralellik göstererek, çeşitliliğin artması, sosyal gruplar arasındaki karmaşık ilişkiler ve değişik sosyal gruplar arasındaki iletişimin büyümesi yönünde oldu. Baskın tarzdaki değişiklikler, değişik sınıflardaki kişilere hızla iletildi. Bu süreçte üst sınıftaki insanlar model olarak büyük rol oynadılar.

Toplumdaki sosyal sınıflar içinde ve arasında olan bu parçalanma modanın 3 ayrı kategoride gelişmesine neden oldu: lüks tasarımcı modası, endüstriyel moda ve sokak tarzı. Bu 3 kategori zayıf bir bağ ile bağlanıyor: Sokak tarzının lüks tasarımcı tarzı üzerinde, bu ikisinin de endüstriyel moda üzerinde bazı etkileri var.

Bu 3 kategori ilişkileri arasındaki önem çeşitli moda organizasyonları ve bunların müşterilerle olan ilişkilerine dayanıyor.
Moda dünyasının merkezleri olan Paris, New York ve Londra farklı açılardan önem taşımaktadır. Her ülkede moda tasarımcıları, tek tür rolü destekliyor, tıpkı kendilerini artist, artist-craftsmen veya girişimci olarak görmeleri gibi...
Çoğu yaşam tarzı uzmanı olan New York tasarımcıları, spesifik yaşam tarzlarını gösteren, gerçek veya hayali kıyafetler yaratmakta ustadır. Londra’daki tasarımcılar ise gençlerle yakın iletişim içindedir, moda tarzını etkileyen değişik popüler kültürlerdeki yaratıcılarla birliktedir ve bunlara kazanç getirenden çok çirkin, yıkıcı ve denenmemiş tasarılardan oluşan çevre daha yakındır.

Moda kaynakları, akımları tarih boyunca değişim göstermiş, bir çok olaydan etkilenmiştir. Bunların sonunda da karmaşıklaşmaya başlamıştır. Tarihsel bazda modanın geçmişine göz atarsak bu değişimleri ve etkileri daha iyi anlayabiliriz.

1920ler...havailik, bolluk ve kayıtsız davranışlar zamanı...

1. Dünya savaşının sona ermesiyle insanlar daha özgür olmak, eğlenmek istiyorlardı. Bu dönemde 1800’lerin ortalarında giyilen kıyafetler erkeklerin günlük giysilerini oluşturuyordu. Renkli gömlekler giyiyor, üzerinde geometrik desenler, çizgiler olan kravatlar takıyorlardı.
Kadınların giyim tarzı ise bağımsızlık hareketinden büyük oranda etkilendi. Çünkü Batı'da kadınlar eşitlik ve siyasi haklar için savaş veriyorlardı, bu savaş en "şık" ifadesini kadınların dış görünümünde ve giyimlerinde buldu. Bukleli, lüle lüle saçlar yerlerini kısa ve rahat kesimlere bırakmıştı. Fırfırlar, farbalaların yerine sadelik ve rahatlık öne plandaydı... Kıyafete ek olarak duruş, figür, saç ve kozmetik sektörü de gelişti. Bunda film endüstrisi ve artistlerinde önemli etkileri oldu.
Erkeklerde resmi gece kıyafetlerini andıran manto kuyrukları vardı, bunlara şapkalar eşlik ediyordu. Smokinin popülerliği yavaş yavaş artsa da henüz kabul görmemişti. Resmi gece giysilerinin altına siyah deri ayakkabılar giyiliyordu.

Dizden bağlı pantolonlar “knickerbockers” (daha sonraları “knickers” olarak kısaltıldı) iyi giyimli erkeklerin popüler giysisiydi. Paltolara büyük yama cepler, kemerler takılıyor, tek düğmeli ve genellikle omuzluk ile kullanılıyordu. Erkeklerin ayakkabıları ise “knickers”larla uyumlu haldeydi.
1925’te bol pantolonlar ortaya çıktı. Moda erkeklerin kıyafetlerini 30 yıl kadar etkiledi. Oxford çantaları ilk defa üniversitelerin knickers üzerindeki yasaklamalarını delmeye hevesli Oxford öğrencileri tarafından giyildi.
20’lerin başlarında kadınlar daha çok bol ve yüksek belli giysiler tercih ediliyordu. Giysi belleri zamanla kalçaya kadar inmesine rağmen bol kesim bir süre daha egemenliğini sürdürmeye devam etti.

Ereklerde ise jazz giyimi çok hızlı bir şekilde moda olup, daha sonra da ortadan kalktı. Bu moda da ceketler uzun ve sıkı belli, uzun arka yırtmaçlıydı. Düğmeler çok sık dikiliydi.

Tüvit giysiler bu zaman popülerlik kazandı. Kabarık dokunmuş yünlü kumaş anlamına geliyordu. Daha sonra bu terim evde örülmüş yünler için kullanılmaya başlandı.
Ayrıca 20’ler düğmenin yılı oldu. 1893’te patentlenen fermuar ise 30’lara kadar yaygın olarak kullanılmamıştır.
 1925’te belsiz kıyafetler ortaya çıktı, özgürlük savaşında eteklerinde vazgeçmeyen kadınlar, dizin biraz altına kadar inen pilili eteklere büyük rağbet gösterdiler. Ancak 1928’de tarzın tekrar değişmesiyle kıyafetler vücuda oturmaya başladı.

En çok kullanılan dokuma malzemesi pamuk ve yün oldu, yüksek kalitesinden dolayı ipeğe rağbet olduysa da fiyatı yüzünden bu sınırlı düzeyde kaldı. Bu dönemin ortalarında suni ipek ortaya çıktı ve doğal olanının yerine kullanılmaya başlandı.

Kadın yüksek modasının (haute couture) merkezi şimdi olduğu gibi Paris’ti. Ancak erkeklerin kıyafetleri Londra’dan etkileniyordu. Fransa’daki modacılar yenilikleri kolay kabul etmediğinden, bütün erkek moda dergileri Londra’daki stil ve trendlerden oluşuyordu.

Bu dönemde erkeklerin diğer bir popüler giysisi fanila oldu. Fanila yünlü giysi anlamına geliyor. Fanila orijinal olarak ağır, konforlu, yumuşak yapılan hafif uyku giysisiydi. Gri popüler renkti ve gri fanila pantolonlara da “grayers” deniliyordu. Diğer moda renkler beyaz, bej ve çizgili modellerdi. Fanila pantolonlar geleneksel olarak ılık havalarda giyiliyordu. Gençlerde bütün gün fanila pantolonlar ve yakalıklarla geziyorlardı.
Belki de basit tarzlar sayesinde giysi endüstrisi 1920’lerde büyük bir büyüme kaydedildi. Bu üretilen giysiler herkese uyumlu hale getirilirken makul fiyatlı giysiler daha tercih edilir oldu.

1922’de ülkelerin ilk outdoor alışveriş merkezi olan “The Country Club” Kansas City, Kansas’ta açıldı. Bugün hala faaliyetini sürdürüyor.

1930lar... Hazır giyime rağbet azalıyor...

24 Ekim 1929’da yaşanan büyük Wall Street Bunalımı’yla beraber moda da olumsuz yönde etkilendi. Bu bunalımın sebebi para politikasındaki yetersizlik sonucu ortaya çıkan para arzında mutlak düşüştü ve 1932 yılı sonuna kadar süren yaygın banka iflasları ve bununla ilişkili olarak da Amerikan Federal Rezerv Bankasının para stokundaki azalmayı önleyememesi bunalımın büyümesinde büyük bir rol oynadı. Bu bunalımdan sonra yaklaşık 8 milyon insanın işsiz kalmasıyla giysiye ayrılan bütçede ortadan kalktı. Giyim endüstrisi bütçe daralmasına sahne oldu. Kadınların dikiş dikme olayında büyük artış oldu. Çünkü yenisi alınmadan önce onarılıyor, yamalanıyordu. Hazır giyime rağbet azaldı ve stillerde olumsuz değişiklikler oldu.

Kadın modasında 20’lerdeki salık ve erkeksi görüntünün yerini daha yumuşak, kadınsı çizgiler aldı. Kıyafetlerin topuklara kadar inmesine karşılık yakalarda omuz hizasına kadar indi. Yüksek belin tekrar revaçta olmasıyla beller daha ince, kalçalar daha küçük görünmeye başladı. Eteklerde detaylara dikkat edildi.

Kadınlarda zerafeti, inceliği ön plana çıkaran giysiler modayken erkeklerde ise kıyafetler insan gövdesini büyük göstermeyi amaçlıyordu. Omuzlar vatkayla kaldırılıyor, giysi kolları da bileklere doğru daralıyordu.

Double-breasted kıyafetlere talebin artması modern iş kıyafetlerinin ortaya çıkacağının habercisi oldu. Geniş omuzlu, yırtmaçsız ceketleri bol kesimli uzun pantolonlar tamamlıyordu. Bu kıyafetler gri, siyah, deniz veya gece mavisi oluyordu.

Kışın kahverengi cheviot; baharda ise ince yünün içine beyaz, kırmızı, veya mavi tonlarından oluşan ipekli giysiler popülerdi. Bu zamanda çizgili takımlar erkeklerin gardırobunun standart elementi haline geldi. Tek, çift, chalk, geniş, dar çizgiler tercih edilenler arasındaydı.

Kadınlarda ise kürkün bütün çeşitleri sabah – akşam kullanılmaya başlandı. Kürk atkılar, atkılar, paltolar, değişik aksesuarlar kadın kıyafetlerini süsledi.

Şapkalar açıyla takılmaya başlandı, bere yerine cloche şapka takıldı, bu dönemin sonlarına doğru da türban ortaya çıktı.

Ayakkabıda ise parmak ve topuk gösteren modeller, dans ayakkabıları, apartman topuklar, bilekten bağlı, tokalı modeller, çanta da ise boncuklu tasarımlar moda oldu. 30’ların sonlarında da deri kullanılmaya başlandı.

Bütün bu incelik ve zerafete karşın spor kıyafetler ise erkeksi bir çizgi kazandı. Sportif giysiler, deri ceketler moda oldu.

1935’te Başkan Roosevelt’in yeni anlaşmasının sonucu olarak refah geri döndü. The rebounding ekonomi, iş kıyafetlerine yeni bir dizayn öngörüyordu. Bu, bu giysileri giyen iş adamlarının statüsünü mükemmelleştirmek içindi. Londralı bir terzi tarafından geliştirildiği için London Cut adına alan bu görünümde kıyafet kolları omuzlardan bileklere doğu inceliyordu, büyük cepler ve düğmeler, geniş ve sivri yakalardan oluşuyordu. Vatkalar omuz uçlarını bir hizada gösteriyordu ve ek kumaş kol boşluğunu dolduruyor, omuz bölgesinde bir perde (drape) oluşturuyordu. Bu detaydan dolayı, bu takım “London drape” veya “drape cut” olarak da biliniyordu.
Bu yeni giysinin değişik versiyonları da daha sonra ortaya çıktı. Bunlarda 4 yerine 6 düğme, düğmelere doğru eğimli yaka ve daha uzun kenarlar vardı. Bunların moda olmasında Clark Gable, Cary Grant gibi birkaç Hollywood starının filmlerinde bu giysileri giymesi rol oynamıştır. O andan sonra da orta Amerika da popülerlik kazandı.
Meşhur “Palm Beach” kıyafetlerinin dizayn edilmesi de 1930’lara dayanıyor. Bu kıyafetleri yapmada Gabardin’de kullanılmıştır. Bunlar çok çabuk bir şekilde Amerika’nın mükemmele eşit, ve Wall Street İş adamları arasında sıcak günler için tercih edilen çabuk bir şekilde yayılan yazlık kıyafet haline geldi.
Bu zamanlarda blazers (pantolonu değişik kumaştan, parlak düğmeli bir tür ceket) popüler hale geldi. Bu kıyafetler 19. yüzyılın son zamanlarında İngiliz üniversite öğrencileri tarafından kriket, tenis oynanırken giyilirken bunun Amerikan versiyonu ise mavi, cam yeşili, tütün kahverengisi, krem renklerinden oluşmaktaydı.
Bu dönemde zarar verici madde içermeyen yıkanabilir ve kolay taşınır kumaşlar ortaya çıktı. Günümüzde de kadınların vazgeçilmez aksesuarlarından olan naylon çoraplar, 1935’te naylonun kullanılmaya başlanmasıyla, üretilmeye başlandı.
Bu döneme kadar düğmenin gölgesinde kalan fermuar, İlk başlarda ayakkabıda kullanılandı. Daha sonra da giysi parçalarını kapama amaçlı kullanılmaya başlanmasıyla popülerlik kazandı.

30’lu yıllardaki erkek modasını gangster etkisinden bahsetmeden tartışmak eksiklik olur. Gangsterler hırsız olarak küçümsenirken, çelişkili olarak giydikleri kıyafetler yüzünden “iş adamı” imajı çiziyorlardı. Ancak tipik iş renklerini ve stillerini seçmiyor ve her detayı çok uç noktalarda kullanıyorlardı. Daha sonraları gangster tarzına benzer giyinme yolunda gelen yoğun istekler üzerine New Yorklu yüksek modacılar “Broadway” takımını yaratmak zorunda kaldılar.

1931’de ise erkekler için moda dergisi olarak “Apparel Arts” bulundu. Daha sonra bu orta sınıf Amerikalı erkeklerin moda kural ve gelişimlerini içeren dergisi haline geldi.
Bu on yılda kitle üretiminde yoğun desteklemeler oldu. Bunun sayesinde kadınlar bugünkü iyi kesimli, iyi dikimli kıyafetlere ulaştılar. Ancak 3 Ekim 1939’daki savaşla hem kadın, hem erkek modasındaki yoğunlaşma kesintiye uğradı.
1940lar...Dünyanın moda merkezi değişiyor mu???

2. Dünya savaşı, dünya modasını sonsuza dek değiştirdi. Almanya moda kontrolünü eline geçirmeye başladı. Fransa moda evlerini Berlin’e taşıyarak Berlin’i, dünyanın moda merkezi olmasını istiyorlardı.

Savaştan önce, New York’taki modacılar, Atlantik Okyanusu’nun  etrafına geziler yaparak, her yıl Fransa’daki frapan ve zengin moda şovlarına katılıyor, geri dönüncede Paris’teki modayı kopyalıyorlardı. Birleşik Devletler Paris’ten uzaklaşınca yeni moda yaratma girişimlerine başladılar ve spor giyim üzerine yoğunlaştılar. Bunun sonunda da dünyanın spor giyim merkezi oldular.

1941’de hükümet bütün doğal kumaş stoklarına el koydu. Suni ipekli kumaş endüstrisi hız kazandı. Naylon çoraplar ortadan kalktı.

8 Mart 1942’deki US Government War Production Board giyimin her görünüşünü düzene soktu ve doğal ip kullanımını kısıtladı. Sivil giyimde kullanılan yün tedariki, askeri gereksinimi karşılamak için 204.000 tondan 136.000 tona indirildi. Bütün ülkelerdeki üretimler suni iple yapılmaya başlandı. Viskoz ve suni ipek bunlardan en çok kullanılanlarıydı. Ama maalesef bunlar iyi substitute değildi, çünkü sıcak tutmuyorlardı ve çekiyorlardı.

Amerikan tasarımcılarının öncülüğünü yaptığı spor giyim modası lise kampüslerinden çıktı ve toplumun her katına ve her yaş grubuna uyum sağladı.

25 Ağustos 1944’te nihayet Almanya’nın Paris’i işgali bitmesiyle dünya moda sahnesine yeniden çıkan Fransa’da 53 modacı birleşerek seyahat eden bir sergi yarattılar.

Savaş sonunda mecburen giyilen eski yamanmış giysilerden sıkılan kadınlar değişikliğe hazırdılar ve moda yumuşak, kadınsı ve romantik bir resme büründü.
 
Bu dönemde revaçta olan detaylar ise: etek kenarlarında, yakalarda, bellerde olan dalgalanmalar; çan, birleşik ve a-line etekler; bluzlar; sütyen ve kemer olarak 2’ye ayrılmış korse ve tekrar ortaya çıkan naylon çoraplar.
Tabi ki savaşın bitmesinin etkileri sadece kadın modasında yaşanmadı, erkek modası da bundan büyük bir oranda etkilendi. Stiller tam kesim ve uzundu. Bu değişimin bir  nedeni de savaş zamanı olan kıtlığa karşı olan bir reaksiyondu. Uzun montlar ve tam kesim pantolonlar bolluğun ve lüksün simgesi olarak görülüyordu. Bu giysilerde fazla gösterişliden, hassas olana kadar tüm renkler vardı. El boyaması olan kravatlarında popülerliği vardı. Gökdelenler, egzotik ağaçlar, limuzinler, rodeo yapanlar, gün batımı ve bazen de pin-up kızları kravatların üzerinde görülen şekillerdendi.

2. Dünya Savaşından sonra, Paris’in yüksek modadaki gücünü geri almasıyla Amerikan tasarımcıları spor giyim alanında hız, güvenirlik ve saygı kazandılar.
 
Savaş sonrası modasında en büyük değişikliklerden biri de erkeklerin modasının günlük gömleklere olan adaptasyonu oldu. 1946’da ve 47’de Hawaii veya Carisca gömlekleri ilk defa Kaliforniya ve Florida plajlarında giyildi. Bu gömlekler parlak renklerden yapılıyordu ve meyve, çiçek, ateş, kadın, deniz resimleri vardı.
Bu dönemin sonunda erkekler üniformalardan yorulmuşlardı ve yeni bir görüntü istiyorlardı. Amerikan tasarımcıları dünyanın spor giyimi üzerindeki hakimiyetlerini bıraktılar. Amerika’nın spor giyimdeki trendlerini Avrupa uygulamaya başladı.
Tarihte ilk defa, genç insanlar modayı yarattılar, yaşlılar da onları takip ettiler.
1950'lerde erkeklerin kıyafet alım sıklıklıkları birbirleri arasında farklılık gösteriyordu. Orta sınıfa mensup olanlar, çalışanlara nazaran daha sık takım elbise alıyordı. Bu olay 1988'lere kadar -her ne kadar bu dönemde alınan kıyafetler takım elbiselerden kota, spor gömleklere, spor kıyafetlere geçiş gösterdiysede- devam etti.
Ancak, 1973’te çalışan erkeklerin, orta sınıftakilerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda kot, spor gömlek, spor kıyafetler gibi rahat giysileri aldığı görüldü. Bu spor kıyafetleri giymek, iş kıyafetleri giymekten daha fazla postmodernist duyarlılık gösteriyordu.

Kadınlar, 1950’li yıllarda ‘Cigarette’ olarak adlandırılan dar pantolonlar, çiçek motifli kadınsı detaylar taşıyan ‘top’lar, dar ve kısacık ceketler giyiyorlardı. Ayrıca Amerikan filmlerinde sık sık gördüğümüz seksi gecelik ‘baby doll’ler, mini etekle bağdaşan ‘baby doll’ tarzı bluzlar ve Brigitte Bardot stili sarı saçlar oldukça revaçtaydı.

1960’lı yıllarda başlayan hazır giyim (pret a porter) kavramı, moda tarihi bilincini podyumlara taşımaya başladı. Modayı etkileyen önemli akımlar, arşivlerin süzgeçten geçirilerek güncellenmesiyle doğdu. 1960’larda mini etek ‘sokak tarzı’ tarafından benimsenmeye başladı.

Savaş sonrası periyotta erkeksi üniformalar, erkeklerle benzer işlerde çalışan kadınlarda da görünmeye başladı. 1940’larda nakliye işinde çalışan kadınlar erkeklerle aynı şeyleri giyiyorlardı.
Eyalet ve yerel hükümetleri cinsiyet ayrımından uzaklaştırmak için, Amerikan polis departmanı, 1972’de Civil Rights Act’ı (renk, cinsiyet ayırımı gözetmeksizin herkesin yararlanabileceğini öngören ve mağdur olanlara güvence getiren kanun) değiştiren kongreden sonra erkek üniformalarını, kadınların da benimsemesini sağladı. 1973’lerin başında tüm ülke çapındaki polis departmanları, bütün kadınlara, uygun giyinebilme konusunda, erkeklerle aynı hakları verdi.
Etekler pantolonlarla yer değiştirdi, erkeklerin giydiğiyle büyük ölçüde benzer özellikleri olan pantolon, kravat, şapkadan oluşan takımlar yaratıldı. Akabinde demiryolu kondüktörleri, hemşireler ve hava yolları hostesleri işlerinin bir parçası olarak uniseks üniformalar giymeye başladılar.

1978’deki koleksiyonlarda, farklı bir pazar ve daha az sıkıcı bir değişim için sokak punk giysilerinin ağır elementleri –siyah tutsak pantolonları, zincirli ve çengelli iğneli deri ceketler- kullanılmaya başlandı.

Club yaşamının ve popüler müziğin etkilerinin 1981’lerde görülmesiyle kıyafetlerde yeniden bir değişiklik yaşandı.

Amerika ve Fransa’da, 1960’tan sonra kadınların kişi başına giyim masrafları erkekler kıyasla oldukça büyük artış gösterdi. 1990’da Amerikan kadınları erkeklerin 2 katı, 1984’te Fransız kadınları erkeklerden %30 daha fazla giyim harcaması yapıyordu. Kadın ve erkek arasındaki bu farklılığın psikolojik boyutu kadınların moda temelindeki artış gösteren temel kodlara erkeklerden daha kolay adapte olabilmeleri olarak açıklanmaktadır. Kadınlar postmodern modanın gereklerini yerine getirebilme konusunda daha üstün olmaları giyim alışkanlıklarına da yansımaktadır.

Erkeklerin kıyafet seçimi şu an olduğu gibi o zamanlarda da onların sosyal pozisyonlarının açıklanmasında yararlı oluyordu. Erkeklerin giyim alışkanlıkları sosyal ve endüstri sonrası sosyeteyi gösteren kültürel değişikliklerin bir barometresi gibiydi. Sosyal sınıflar arasındaki hiyerarşik ilişkiler iş yerinde giyilen kıyafeti etkilerken iş yeri dışında rahat aktivitelerin önemi artmakta ve sınıf kodlu giyimden çok, yaş bazlı olacak şekilde karakterize olmaktadır. Bütün bunların etkisiyle Avrupa’da ve Amerika’da kıyafet satışlarında yaş çok önemli bir faktör haline geldi. 1950’lere zıt olarak bugünün modası gençlerin tarzına doğru yöneldi.

Erkeklerde de giyimin doğası kadınlarda olduğu gibi çok önemli değişiklikler göstermiştir. 19. yüzyılda şapka, fiili veya geçici, sosyal bir statü gösterirken 20. yüzyılda iş yerinde giyilen kıyafetler de (rahat kıyafetler, özellikle de t-shirtler) kişilerin kimlikleri hakkında bilgi veriyordı. Kotlar ve t-shirtler, tamamen birbirinden farklı anlamlar gösteriyor. Ayrıca bu dönemde erkek giyiminin ana elemanı olan iş kıyafeti devri kapandı ve anlamında da bir daralma oldu. Aynı zamanda çeşitli kıyafet tipleri ortadan kalktı ancak, siyah derinin motosiklet ceketi olması gibi, güçlü negatif çağrışımlar baskın kültüre sembolik çağrışımlar olarak kullanıldı.

Dışarıdan görüldüğünden daha geniş ve daha karmaşık bir kavram olan moda için 1978’den sonraki 10 yıllık dönem, 1950’lerin motor endüstrisinde, 1970’lerin bilgisayarda olduğu gibi azimli, sonuca götüren bir dönem olmuştur. Ralph Lauren, Calvin Klein ve Giorgio Armani gibi tasarımcılar 1970’lerin ortalarında imkansız gibi görülen bir hızla hiç yoktan önemli bir moda imparatorluğu kurmuşlar ve tasarımcı parası, tasarımcıların sosyal statülerine kaymıştır.
20. yüzyılın sonlarında, kadın özgürlüğünün sembolü olan kravatlar ve erkeklerin 19. yüzyıldaki sosyal statülerine gönüllü karşı koyma, bu zamanlarda kimin, nerede, ne giydiğine bağlı olmaya başladı. Bütün bunlar reklamlarda, moda dergilerinde ve filmlerdeki kadın özgürlüğünün bir sembolü olarak görüldü.
1980’lerin başında idareci kadınlar için eğik kravatlar, muhtemelen kadın gücünün tehdit edilemez iddiası olarak, bayağı popüler oldu. Buna karşılık, sık sık çalışan kadına uygulanan kravatlar (hem kamu sektöründe (askerlik) hem özel sektörde (hava yolları, demir yolları)) anlamını kaybetti ve kadının değişik türdeki bürokratik ve hiyerarşik yapıdaki rutinleşmiş özümsemesini yansıtmaya başladı.

Bu zamanlarda ortaya çıkan süpermodel veya tasarımcı etiketi olan “cat walk” stili kısa sürede bütün sosyal ve coğrafik alanlara ulaştı. Modada bu bağlamdaki değişiklik 20. yüzyılın sonlarındaki “lifestyle” veya kültürel deneyimlerle azalma yoluna girebilir.

Moda daha sade ve takdir edilmiş bir yol izlerken, bazı ekonomik ve sosyal trendleri de yansıtmıştır.

Sembolik direnişe karşı alternatif kıyafetler...

Tarihteki ve kadın dergilerindeki Victorian kültürü, genellikle yerel ideoloji üzerinde baskı uyguluyordu fakat gariptir ki giyimde de bir kararsızlık vardı. Bunun bir sebebi de neden giyimin, yazılı kültüre ters olarak, sözlü ve yazılı sözlü olmayan kültürler arası farklılıklara baskı gösterdiğiydi. Bu farklılıklar sonucu kadınlarda alternatif bir giyim tarzı çıktı. Bu tarzda erkeklerle ortak yönde, gösterişli, ve baskın stile direnen bir giyim vardı. Ayrıca bu tarz daha ucuzdu, üretimi karmaşık değildi ve sınıf farkı gözetmiyordu.

Bu tarz sosyal değişimleri ve sembollerin nasıl değişen yapıya, sosyal kurallara uyum sağladığını tasvir ediyordu. Bu stil daha çok feminist hareketi destekleyen kadınlar tarafından tercih edildi.

Ancak, İngiltere'de kadınların oy kullanma hakkını savunan kadınların hareketi “Women’s Social and Political Union” sert bir şekilde kıyafetlerdeki sembolik güç olan alternatif tarzı reddetti. Reddetmelerinin temelinde bu hakkı savunan kadınların kamu alanını istilaya itilmesi, politik toplantılarına engel olunması ve bazen de mülkiyete zarar verilmesi yatıyordu. Bu hareketler sonunda kadının toplumdaki yeri ve neler yapabileceği gösterilmiş oldu. 

19. yüzyılla karşılaştırdığımızda 20. yüzyıl sonlarındaki kıyafetlerin daha karmaşık olduğunu görmekteyiz. 19. yüzyıl kıyafetleri sınıf ve bölgeler arasındaki farklılıkları baz alıyordu. Şehirlerde sınıf kodlarını kabul etmek ve yorumlamak kolayken bölgesel kodlar yersiz görülüyordu.

20. yüzyılın sonlarında ise çeşitli tiplerdeki işler için giyilen kıyafetler deşifre edilmeye oldukça açıktı. Erkekler arasındaki temel farklılık takım elbise giyenler ve giymeyenler arasında ortaya çıkmıştı. Ancak sokak tarzı 19. yüzyıldaki tarzdan çok daha fazla karmaşık. Rahat kıyafetlerin tanımlanması mesleki kıyafetlere göre daha zordur, çünkü bunlar kişinin kendisini ifade etmesinde bir araçtır ve çok fazla farklılık gösterir.

Kadınlarda 19. yüzyılda, cinsiyet ve kişisel kimlik etkilerinin görüldüğü kültürel normlara uygun giyim ve fiziksel görünümdeki değişiklikler, moda değişimindeki klasik modeli takip etti. Bunlar moda tasarımcıları tarafından teklif edildi, önde gelen eğlendiriciler tarafından popüler hale getirildi ve yüksek sınıftaki kadınlar ve bu sınıfa girmek isteyenler tarafından kullanıldı. Fransa’da ortaya çıkan moda giyim, bu ülkedeki geleneksel kadın modellerinin baskısıyla kullanılmaya başlandı.

Buna ters olarak, giyimdeki ve fiziksel görünümdeki yüksek ve orta sınıf normlarındaki değişiklikler marjinal kadınlar arasında başladı ve kamu alanında ayrı bir yere kondu. Bütün bu sınıflara mensup kadınlar kamu alanının avantajlarından yararlandılar, giyimde erkeksi tarzı kabul ettiler, baskın kültüre isyanlarını göstermediler, fakat çeşitli tiplerdeki aktiviteleri kolaylaştırdılar.

19. yüzyılda demode olan giyim çeşitleri 20. yüzyılda nispeten veya tamamen baskın tarz olarak ortaya çıktı.

19. yüzyılda bazı şeylerden mahrum edilmenin başlıca sebepleri arasında insanların sosyal statüsünün seviyesi ve uygunsuz karşılanacağı düşüncesi yer alıyordu. 20. yüzyılın sonlarında ise bu sebepler yerini yaş ve bazı zamanlarda da kişiler arasındaki yarış faktörüne bıraktı. 19. yüzyılda yaşayan kadınlar ve 20. yüzyılda yaşayanların azınlığı, kendi iletişim tarzlarını moda sayesinde geliştirdiler. Sonunda, bu alternatif gündem sterotip veya karikatürler gibi moda tarafından özümsendi.

Ayrıca giyilen kıyafetler, sosyal grupların birbirlerini anlamaları konusunda da bir yol oluşturuyordu. Bir iletişim olarak giyim, evrensel dilden çok bölgesel bir dil haline geldi.
Moda ve giyim, sosyal yapı ve kültür arasındaki ilişkileri fark etme konusunda bir ipucu sunmakta, ayrıca parçalanmış toplumlardaki kültür denetimi için izlenecek yol konusunda bir işaret oluşturmaktadır. 21. yüzyılın artan çok kültürlülük ortamında, giyim kodlarının sosyal gruplar ve bölümler arasındaki ilişki üzerinde ve çelişen hegemonyalara karşılık vermedeki etkisi giderek artmaktadır.
Bugün olduğu gibi o zamanlarda da moda konusunda ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ sözü önemli bir yer tutuyordu. Nasıl şu günlerde eskiye rağbet fazlalaştıysa, geçmiş zamanlarda moda olan şeyler birer birer ortaya çıkıyor, herhangi bir savaş veya sosyal olay büyük değişikliklere yol açıyorsa o zamanlarda da aynı gelişmeleri görmek mümkündü.


Kaynak:

Fashion and Its Social Agendas (Class, Gender and Identity in Clothing), Diana Crane

The Culture of Fashion, Christopher Breward

Moda, Kültür ve Kimlik, Fred Davis


10
örgü kumaşın kaç feinda örüldüğünü bulmak gercektende oldukca zordur. 1 inchteki ilmek sayısı fein'ı vermez cunkü ilmekler elastiktir, enine ve boyuna doğru uzar, çeker, esnerler. bence fein ı bulmanın en güzel yolu kumaşınızdan 100 ilmek sayıp uzunluğunu metre ile ölçüp mm olarak ilmek boyunu ve iplik numarasını hesaplamak ve bu numara iplik ve ilmek boyuyla kumaş örüp karşılaştırmak, gramaj almak, 1 cm deki ilmek sayısını karşılaştırmak. Tabi kumaş boya-bitim işlemlerine tabi ise bulmak dahada zorlaşacaktır, burada daha önceki tecrübelerle karşılaştırmaktan fazla bir metod olduğunu bilmiyorum. Eğer kumaş tüp ise kumaş enide önemli bir parametredir.
 
Örneğin 30 pus 26fein bir makinada 2448 iğne var ise 30" 28fein bir makinada2640 iğne vardır. örneğin aynı feinda 3mm ilmek boyuyla kumaş örüldüğünde 1 turda 26feinda 2448x3=7344mm , 28feinda 2640x3=7920mm iplik harcanacaktır. yani kumaşta en boyunca 192 (2640-2448=192) iğne fazla örgü yapacağı için kumaş eni 28 feinda daha fazla olacaktır.
 
Özet olarak kumaş ham  ve tüp halindeyse fein hesaplamak cok daha kolay olur ve %90 şaşmayacaktır.

Eski Sitemiz Üyelerinden bombyxmori yazmıştır.

11
Eko-Teks 100 / Tekstilde zehir şoku
« : 17 Ocak 2010, 23:33:46 »
Tekstil ürünlerinde kullanılan kanserojen etkili boya ve kimyasallar, ter yoluyla vücuda nüfuz ediyor. Avrupalı firmalar Türkiye'den Eko-Teks 100 sertifikası olmayan ürünü almıyor, ama iç piyasada böyle bir talep yok.

Türkiye, son yıllarda yoğun olarak gıda güvenliğini tartışırken, bir başka büyük tehlike sessiz sedasız sağlığımızı tehdit ediyor. İç piyasada satılan tekstil ürünlerinin üretiminde kullanılan boya ve kimyasallar halk sağlığını tehlikeye atıyor. Kanserojen etkili azo boyar maddeler, allerjik kumaş boyaları ve kumaşın terbiyesi ya da son işlem sırasında kullanılan ağır metal içeren maddeler, üzerinize giydiğiniz gömlekle, tişörtle terleme yoluyla insan vücuduna giriyor ve birikerek DNA üzerinde etkili oluyor. Bu etki, bağışıklık sistemini etkileyerek kanseri fişekliyor.


AVRUPA SORUNU ÇÖZDÜ
Türk insanı, "Yediklerim ne kadar güvenli" sorusunu yeni yeni sormaya başladı. Ancak "Giydiklerim ne kadar güvenli" sorusuna tamamen yabancı. Oysa pek çok Avrupa ülkesinde tüketiciler, "Bu tişört alerji yaptı, bu kazak egzamaya neden oldu" diyerek markalar aleyhine açtığı davalardan büyük tazminatlar kazanıyor. Avrupalı hazır giyimciler, itibar ve para kaybına neden olan bu sorunları önlemek için üretim yaptırdıkları firmalardan her gün daha fazla garanti istiyor. Avrupa ve ABD'deki büyük perakende zincirlerinin, ithal ettikleri tekstil ürünlerinde aradığı "Eko-Teks 100" kriterleri, Türkiye'deki tüketiciler tarafından bilinmiyor ama Avrupa'nın en büyük tekstil tedarikçisi olan Türkiye'de üreticiler harıl harıl bu konuyu tartışıyor. Başta Almanya, Avusturya, Fransa ve İsviçre Eko-Teks 100 belgesi olmayan tekstil ürünlerini ithal etmiyor. Türkiye de başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın en büyük tekstil tedarikçisi olduğu için şirketler özellikle ihraç ürünlerinde bu standardı uyguluyor. Bu iyi bir gelişme olmakla birlikte, tekstilde iç pazara ilişkin herhangi bir kontrol mekanizması olmadığı için yurtdışına ekolojik ürünler gidiyor, iç pazar ise bilinçsiz ve denetimsiz ürünlere boğuluyor. İTHİB (İstanbul Tekstil ve Hazırgiyim İhracatçıları Birliği) Başkanı İsmail Gülle, "İhracatçıyı Avrupa terbiye etti ama iç pazar denetimsiz. Gidin Zeytinburnu'ndaki boyahanelere; sağlıksız boyalarla 1-2 dolara kumaş boyuyor, Mahmutpaşa'ya satıyorlar. Giydiğiniz tişört üzerinizi boyuyor, renk veriyorsa bilin ki kanserojen boyayla boyanmıştır" diyor. Ekoteks Tekstil ve Ekolojik Testler Araştırma Merkezi Genel Müdürü Mehmet Tüysüz de, sadece denetimsiz iç pazar değil, Uzakdoğu'dan gelen ucuz tekstil ürünlerinde de tehlike olduğuna dikkat çekerek, "2004 başında Hindistan ve Çin'de üretilmiş çok sayıda numune laboratuvarımıza getirildi. Yüksek oranda azo boyar maddeye rastladık" diyor. Türkiye'de Eko-Teks 100 sertifikasını vermeye yetkili tek laboratuvar olan Çevre Hohenstein Laboratuvarı Genel Müdürü Vehbi Cin de, "İhracatçı firmalar bizden sertifika alıyor. Ama iç piyasadan sertifika talebi hiç gelmedi" diyor.


TEKSTİL EKOLOJİSİ
Dünya hazır giyim sanayiinin gündemine 10 yıl önce giren Eko- Teks 100 standardı, tekstil ürünlerinin üretim ve boya sürecinde kanserojen, toksik etki ve allerjik maddelerden arındırıldığının garantisini veriyor. Ürünler dört ayrı kategoride inceleniyor: Bebek ve küçük çocuk ürünleri, deri ile temas eden tekstil ürünleri, deri ile temas etmeyen ürünler ve ev tekstili ürünleri. Ürünün tene temas eden alanı arttıkça o giyside aranan kriterler de o oranda fazlalaşıyor. Sözgelimi bebek giysileri bebek teninin hassas yapısı nedeniyle en düşük sınır değerleri ile ele alınıyor. Örneğin formaldehit için limit değer milyonda 20 ppm olurken bu, formaldehit içeren kumaş terbiye (apre) maddelerinin bebek giysilerinde kullanılamayacağı anlamına geliyor. Yine bebek giysilerinde kullanılan boyaların, ürünler bebek tarafından ağızda çiğnendiği veya emildiği takdirde tükürük ile renk vermeyecek özelliklere sahip olması gerekiyor. Tekstil ürünlerinde en büyük tehlike, kanserojen etkili azo boyar maddeler. Bunun ardından ağır metal ve kimyasallar geliyor. Azo Türkiye'nin 1995 yılında gümrük birliğine girmesi ile yasaklandı. Ancak, bu yasaklı maddelerin kullanımının denetimi sağlanamadı. Üstelik azo boyar maddelerin dışında Avrupa ülkelerinin yasakladığı ancak Türkiye'de kullanımı hala serbest olan ve kanserojen etki yapan kimyasallarla ilgili henüz hiçbir düzenleme yapılmadı. İşte asıl büyük tartışma da bu noktada alevlendi. Bu ürünlerin arasında en tehlikelileri, Nikel ve Pestisitler. Nikel özellikle giysilerin düğme yapımlarında yoğun olarak kullanıyor. Özellikle bebek giysilerinde kullanılan düğmelerde nikel olmaması gerekiyor, çünkü bebekler ağız yoluyla bu düğmelere temas edebiliyor. Pestisitler ise üretim ve terbiye aşamasında kumaşa geçen zehirli maddeler. Bu madde de kanserojen etki taşıyor. İstanbul Onkoloji Enstitüsü'nden Profesör Erkan Topuz, bu maddelerin bağışıklık sistemini harap ettiğini belirterek "Özellikle mide, meme, kolon ve karaciğer kanseri bu maddelerle tetiklenir" diye olayın vehametini ortaya koyuyor.

12
Ekolojik tekstil (Eko-Teks) konusu 1990’ların başında ortaya atılmış olup, çevre ve insan sağlığına uygun tekstil üretimini esas almaktadır. Tekstil ürünlerinin tüm yaşam sürecinde, hammaddenin elde edilişinden, ürünün nihai hali ve atık haline kadarki süreçte kullanılan kimyasallar, atık su, işyerinde gürültü düzeyi, baca gazı gibi çevre ve insan sağlığıyla ilgili konular ekolojik tekstil ürünleriyle ilgili çalışmaların ana hatlarını oluşturmaktadır. Pamuk ve diğer elyaflardan mamul, tekstil ve konfeksiyon ürünlerinde elyafın üretimi, elyafın işlenmesi, iplik eğirme, dokuma/örme, ön işlem, boya baskı, apre, yüksek bitim işlemleri, paketleme ve bu süreçte kullanılan malzemeler, kimyasal madde ve ürünün atık hali çevre ve insan sağlığı için zararlı olabilmektedir.
Avrupa Birliği’nde ekolojik tekstil alanında özel etiketlerin sayısı hızla artmaktadır. Özel ve ulusal çevre etiketlerinin sayıca artması, tüketicinin ürünler arasında ayrım yapabilmesini zorlaştırmaktadır. Bazen bu etiketler tamamen bir pazarlama aracı olarak kullanılmakta ve yetersiz olabilmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya’da mevcut "Öko-tex" etiketi, tekstil ve konfeksiyon ürünleri ile ilgili en fazla kabul gören etiketlerden biridir. “Öko-tex Standart 100” tüm tekstil ürünleri için geçerli düzenlemeleri, kalite kontrolünün oluşturulmasını, test metodlarının tanımını ve uygulama kurallarını kapsamaktadır. Kontrol ve analizler Hohenstein Araştırma Enstitüsü’nde ve birliğe dahil enstitülerde yapılmaktadır. Öko-tex etiketini kullanma hakkı Öko-tex’e üye araştırma enstitülerinden biri tarafından verilmektedir.
Bu standart, insan ekolojisi açısından şüpheli zararlı maddelerin analizlerini içermekte ve sınır değerler öngörmektedir. Bir tekstil ürününün, standartta belirtilen şartları yerine getirmesi durumunda başvuru sahibine “Confindence in textiles passed for harmful substances according to Öko-tex standart 100” (Tekstillerde Güven Öko-tex 100 Standardına göre zararlı madde içermez) yazısı bulunan etiketi kullanma hakkı verilmektedir (1). Eko-Teks etiketi uluslararası güvenilirliği ifade eden bir ekolojik kalite markasıdır.
Azo boyar maddelere yönelik araştırmaların olumsuz sonuçlanması gözönünde tutularak Mart 1995 tarihinden itibaren Türkiye'de de sözkonusu boyar maddelerin üretimi, kullanımı ve ithali ile sözkonusu aminlerin boyar madde üretiminde kullanımı yasaklanmıştır.
Ekolojik tekstil, kalite kontrol ve araştırma faaliyetlerinin gerekliliği üzerine İTKİB, önce İTÜ Tekstil Kalite ve Araştırma Laboratuarı ile işbirliği yapmıştır. Ancak, İTKİB bu işbirliği faaliyetini halen Eko Teks Laboratuarı bünyesinde devam ettirmektedir. Ege Bölgesinde ise Ege Üniversitesi laboratuar test hizmetleri vermektedir.
Tüketicilerde çevresel tekstil bilincinin artması ile birlikte; birçok tekstil üreticisi, konfeksiyon imalatçısı ve satıcılarının ürünlerini pazarlarken eko etiketini hatırlatan eko koleksiyonları için zehirli madde bulundurmayan, "çevre dostu", "zehirsiz", "tabii" gibi terimleri eşyalarında kullanarak avantaj sağlamaya çalıştıkları izlenmektedir (2). Eko standartları, üretim ve mamulün çevre ve insan sağlığına zarar vermemesi için gerekli koşulları içerir. Eko-Etiket ise tüketicilerin sağlık ve çevreye olan duyarlılığını artırmak, bu yönde zararlı olmayan ürünleri tercih etmeye yönlendirmek amacını taşır (3). Belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus ise, bugün itibariyle CE işareti kapsamında tekstil ve hazır giyim sektörünü ilgilendiren herhangi bir AB direktifinin mevcut olmayışıdır (4).
I- Yeşil nokta
Yeşil nokta, Alman Çevre Bakanlığı tarafından 1991 yılında uygulamaya konulmuştur. Temel amacı, tekrar kullanılabilecek ambalaj malzemelerinin toplanmasını temin etmektir (5).1993 yılında, Almanya'da yürürlüğe giren bir kanunla, ticari kuruluşlar ambalajlarını geri almak zorundadırlar. Yeşil Nokta, orijinal adı "Der Grüne Punkt", sadece Almanya pazarı için zorunluluktur ve Almanya'ya ambalajlı ürün satan her ihracatçı, malın ambalajını geri almak mecburiyetindedir. Eğer bunu sağlayamıyorlarsa, ambalajın geri toplanması için kurulan şirketlerle anlaşıp, Yeşil Nokta'yı almak zorundadır. Bu işlemlerin (ambalajların tasnif ve toplanması) finansmanı da Yeşil Nokta vasıtasıyla gerçekleşmektedir (6).
Yeşil Noktaya sahip olmak için şu hususlara uyulması şarttır;
o   PVC atık kullanımı yerini PET alacaktır.
o   Strofor kullanımı yerine karton parçalar ikame edilecektir.
o   Tek malzemeli ambalajlardan (bileşik ambalajlar) kaçınılacaktır.
o   Bileşik ambalajlarda malzemelerin, geriye atık kalmayacak şekilde, problemsiz ayrılması sağlanmalıdır.
o   Tüm plastikler işaretlenmelidir
o   Zehirli (toksik) baskı mürekkeplerinin (örneğin; gümüş, bronz ve altın renkleri için ağır metal bileşikleri) kullanılması yasaklanmıştır.
Almanya'ya ihracat yapan firmalar, ürünlerinin ambalajlarını geri almıyorlarsa, aşağıdaki firmalarla temas kurabilirler.
1- Interserdi AG Markenverband - Her türlü ambalaj malzemesi
2- Resy GmbH - Karton ve kağıt
3- Duals System Deutschland Grub - Her türlü ambalaj malzemesi
Yeşil Nokta uygulamasına Almanya dışında Fransa ve Belçika'da da başlanmıştır.
II- Araştırma
1998'in Ocak ayında tekstilin iplik ve dokuma grubunda, İstanbul'da faaliyet gösteren ihracatçı sanayicilerle, tesadüfi örnekleme ile bir çalışma yapılmıştır. Söz konusu çalışmaya katılan firmalar arasında yapılan değerlendirme sonucu uygun görülen 41 firmanın üretim ve ihracatlarında uyguladıkları standartlar, karşılaştıkları sorunlar, test laboratuarlarının durumu (yeterlilik ve kabulleri), performansları.. vs araştırılmıştır. Aynı araştırma, yine aynı firmalarla, Mart 2001'de tekrarlanmış, ancak bazı firmalarla temas kurulamamıştır. Ulaşılabilen 30 firma üzerinde yapılan yeni çalışmada, geçen 3 yıllık süre içerisindeki değişimler saptanmış, değişmeyen birçok görüş ve bilgilerin de eski bilgileri tekrar onayladığı anlaşılmıştır. Tüm bu bilgileri özetle sunuyoruz.
A- Faaliyet alanları değişikliği
Firmaların % 20'si ya ihracatı bırakmış veya devretmiş veya aynı isimle konfeksiyona dönmüş, ya da yan kuruluşlar kurarak plastik/kauçuk imalatına girmiş veya sadece boya, iplik, kumaş ithal edip onları satmaya başlamıştır.
 B- İhracatın Yöneldiği Ülkeler
Firmalara 3 yıl önce ihracatı gerçekleştirdikleri ülkeler sorulduğunda; % 76'sının AB'ye, % 24'ünün diğer ülkelere ihracat yaptığı ifade edilmişti. Bugün ise firmaların % 80'i yine AB'ye (Almanya, İngiltere ve Fransa öncelikli), kalan % 20'si ise diğer ülkelere ihracat yapmaktadır. Diğer ülkeler arasındaki yeni ilavelerde ABD önemli bir yer tutmaktadır.
C- Standartlar
Üç yıl önce, üretimlerine yönelik bir uluslararası veya ulusal standart belgesi almamış firmalar sorunları olmadığını savunmakta ve "İthalatçı firmaların her istediklerini yapıyoruz veya onlar bizim adımıza testleri, işlemleri,.. vs yapıyorlar" demekteydiler. Bu durumun belirli bir süreç için geçerli olduğu, çünkü bütün eğilimlerin ve gelişmelerin belge alınmasını zorunlu hale getireceği ve yaptırımlar geleceği firmalara iletilmesine rağmen, firmalar "belgesiz de olunabiliyor" görüşündeydiler. Üç yıl önceki firmaların % 4,8'i "Eko Teks 100" belgesi almışken, bu gün bu soruya yanıt veren firmaların % 60'ı bu standardı almış bulunmaktadır.
AB'de halen geçerli olan diğer standartların durumu ise aşağıda belirtilmektedir.
 
1998 Ocak   2001 Mart
ISO 9001   % 14.6   ISO 9001   % 26.6
ISO 9002   % 2.4   ISO 9002   % 10.0
ISO 14000   % 2.4   ISO 14000   % 3.3
Yakın bir gelecekte tüm Uluslararası Kalite Standartlarının ISO 14000 Çevre Standartları içinde toplanması gerektiği hususunu, bütün firmalar onaylarken, geçen üç yıl içersinde, bu konuda pek fazla olumlu gelişme sağlanamamış, sadece iki firma ISO 14000 için hazırlık çalışmalarına devam ettiklerini ifade etmişlerdir.
D- Laboratuarlar
Tekstil sektörünün, özellikle iplik ve dokuma grubunda üretim ve ihracat yapan firmalardan, laboratuar testleri ve uygunluk değerlendirmeleri talep edilmektedir. Firmalar bu amaçla "yerli", "yabancı" veya "kendi laboratuar"larını kullanmaktadırlar. Bir firmanın sadece tek bir laboratuardan yararlanması sözkonusu değildir. Yerli laboratuarlar arasında kabul görende vardır, yetersiz olanda. Uluslararası kabul görenlerin sayısı çok azdır. Geçen 3 yıllık süre içinde laboratuar faaliyet alanları ve sayıları konusunda önemli bir değişiklik olmamıştır. Ancak bu süreçte 2 firma daha kendi laboratuarlarını tesis etmiş bulunmaktadır. Yerli laboratuarlar arasında en çok "İTÜ Laboratuarı", yabancı laboratuarlar arasında da "İngiliz INCHCAPE" laboratuarı tercih edilmektedir.
E- Etiketleme ve ambalaj
Firmaların üç sene önce % 71'i, bugün ise % 80'i çevre etiketleme sistemlerinden yararlanarak ekolojik etiketleme ve ambalajlama yaptıklarını ifade etmişlerdir. Ekolojik etiketleme yapan firmaların % 70'i "Yeşil Nokta"yı kullanmaktadır. Ayrıca firmaların, Yeşil Nokta'nın dışında uydukları sistem ve kurallar başlıklar halinde aşağıda belirtilmektedir.
o   Üzerinde dönüşüm işareti olan hazır ambalaj almaktadırlar.
o   Eko Teks 100'e uygun ambalajlama yapmaktadırlar.
o   Dönüşümlü kağıt ve karton koli kullanmaktadırlar.
o   Metalsiz etiketleme yapmaktadırlar.
o   Barkotlar yurt dışından gelmektedir.
o   Şeffaf bandrol kullanılmakta ve dönüşüm vergisi de ödenmektedir.
o   İthalatçı firma herşeyini hazırlamaktadır.
o   Dönüşümlü olması kaydıyla naylon da kullanılmaktadır.
o   Siyah etiket kullanılmaktadır.
o   Kanserojen maddeleri ihtiva etmediğini gösteren işaretler kullanılmaktadır.
o   Anti-nikel fermuar kullanmakta ve nikel içermediğine dair de işaret kullanılmaktadır, vb.
F- Standardizasyon'un geliştirilebilmesi için firmaların görüşleri
Uluslararası Standardizasyon Sistemlerinin Türkiye'de yaygınlaştırılabilmesi konusunda firmaların önerileri istenmiştir. Konunun önemini kavrayıp kalite sistemi belgesini alan, almayı düşünen veya konuya değişik bakış açıları olan tüm firmaların görüşleri ve yorumları sadece araştırmamızda yer alan sektör için değil, tüm ihracat yapan sanayi sektörlerinin geleceği bakımından önem arzetmektedir.
 1- Eğitim programları önerileri;
a) Genel eğitim
o   Standardizasyon konusundaki seminerlere yoğunluk kazandırılmalı ve üretici bilinçlendirilmelidir (Özellikle; AB Normları, uluslararası standartların ne şekilde temin edileceği, güvenilir danışmanlık adresleri, vs.).
o   İhracatçıya, düşünce, kültür farklılıkları olan ülkelere ihracatın nasıl yapılacağı en ince detayları ile anlatılmalıdır.
o   Kalite standartlarının gerekliliği ve getirileri anlatılmalıdır.
b) Firma içi eğitim
o   İhracatçı firmalar; toplam kalite yönetimi, verimlilik, iş disiplini, yeniliklerin takibi, vs. konularında elemanlarını eğitmelidir.
o   Ayrıca, ihracatla ilgilenen bütün kurumlarda çalışanlar "hizmet içi" programlarla bilinçlendirilmelidir.
2- Güvenilirlik
o   "Kendi akreditasyonunuzu nasıl kabul ettireceksiniz? "Güvenilirlik" en iyi imaj, sağlanırsa yaygınlaşabilir." denmektedir.
3- İşlemlerin kolaylaştırılması
o   Bürokrasinin azaltılması gerekmektedir (Örneğin; bazı standart işlemleri için 4 ay sonrasına randevu veriliyor).
o   ISO 9000'in dokümantasyon işleri çok fazla ve teferruatlı olup, azaltılması yoluna gidilmelidir.
4- Devlet desteği ve yaptırımlar
o   Devlet akreditasyonu sübvanse etmelidir.
o   KOBİ'lere yönelik devlet yardımlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
o   ISO'nun girmesi şartlar ne olursa olsun gerekli. Dış müşteriler bunu istiyor. Teşvik ve mecburiyet getirilmelidir.
5- Denetlemenin önemi
o   Belgeli firmaların ciddi biçimde denetlenmesi zorunludur.
o   İmalatçı-ihracatçıların tek bir kontrol sistemi ile ihracat yapmalarına olanak sağlanmalıdır.
o   Denetim faaliyetleri güncelleştirilerek, uygulamaya konulmalıdır.
o   Denetleme kurumları konusunda firmaların endişeleri devam ediyor. Oysa ithalatçı firmaların denetleme kurumlarının bizden çok daha mükemmel çalıştığı ifade ediliyor. Hatta ihracatçı firmaların üretim yerleri, ithalatçı firmaların müfettişlerince ani ve habersiz baskınlar şeklinde bile denetlenebiliyor. Her kademedeki personel sorgulanabiliyor, çevre koruyucu tüm tedbirlerin alınıp alınmadığı sıkı takip edilerek, tespit edilen eksiklikler giderilene kadar firmadan ürün alınmıyor.
G- Firmaların sorunları ve beklentileri
o   Çalıştıkları boyahanenin ISO 9002 belgesi olmasına rağmen, kumaşta defo ve hataların hiç eksik olmadığını belirten firmalar "ya belge yanlış, ya sistem yanlış" demektedirler. Bir hususu da belirtmek gerekir ki, sadece hatalar bizde değil, AB ülkelerinde de ortaya çıkmaktadır. Nitekim, Fransa, İtalya ve Almanya`dan kumaş ithal etmekte olan bir firma standard belgesi onaylı olmasına rağmen 2500-3000 metre kadar kumaşın defolu çıktığını beyan etmiştir.
o   Yerli, yabancı veya firma laboratuarlarının tarafsız kurumlarca denetlenmesi, firma içi kalite kontrol laboratuarlarının yaygınlaştırılabilmesi için yaptırımlar getirilmesi gerekliliği, yetkili ve uzman kadroların buralarda çalıştırılmasının şart koşulması dile getirilmiş ve sistemlerin güvenilirliği konusunda. endişelerin giderilmesinde TÜRKAK'a (Türkiye Akreditasyon Konseyi) önemli görevler düştüğü ve uluslararası güvenilirlik ve tarafsız denetleyicilik konularında odaklaşılması gerekliliği ifade edilmiştir.
o   AB'ye yapılan ihracatta uygulanan kalite standartlarının diğer 3'üncü ülkelere de uygulanabilirliği konusu firmalarca büyük önem arzetmektedir. Standart ürün politikalarıyla maliyetten ve zamandan tasarruf edebildiklerini, özellikle zor bir ekonomik süreçten geçtiğimiz şu günlerde bu konunun daha da önem kazandığını belirtmişlerdir.
o   "Patent haklarımızın arkasında sektörü koruyacak bir güç oluşturulmalıdır. Bu konuda büyük haksızlıklara uğramaktayız, bizim çaldığımız bile söylenebiliyor" denmektedir.
o   Gümrüklerle ilgili sıkıntıları aşağıdaki başlıklar altında toplamak mümkündür.
          Firmalar;
      - Tek beyanname usulünde zorlandıklarını, 6 ayrı kuruma beyanname sureti verdiklerini, beyannamenin noter tastikli olması gerekmesinin ise ek maliyet getirdiğini,
      - Gümrük muayene ve işlem süresinin erken bittiğini, gümrüklerde günlük çalışma saatlerinin arttırılması gerektiğini,
      - Gümrüklerde farklı uygulamalar olduğunu, biran önce tüm işlemlerin standardize edilmesi gerektiğini,
belirtmişlerdir.
o   Teşvik belgesi, diğer bir ifade ile Dahilde İşleme İzin Belgesi (DİİB) ile ithalat yapan bazı firmalar, sektörde bu belgeleri yanlış kullananlar yüzünden lider sektörün prestijine olumsuz görüş ve gölge düşürüldüğünü dile getirmektedirler.
o   Özellikle ABD'ye yapılan ihracatta, yıl sonuna doğru yaşanan "kota" problemi güncelliğini korumaya devam etmektedir.
 Kaynakça
Ergün, Özden (1996), Avrupa Birliği’nde Ekolojik Etiketler ve Ekolojik Tekstil Ürünleri, İGEME, 5-14-18-21-22, Tekstil Ürünleri.
Uluslararası Ekolojik Tekstil Tarama Konferansı (1996), Sonuç Bildirgeleri, (13-17 Mayıs), S.1.
Dedeoğlu, Ayla Özhan (1997), “Uluslararası Pazarlarda ISO 14000 Çevre Standartları”, Pazarlama Dünyası, Yıl=11, Sayı=65, (Eylül-Ekim), S.19.
Gümrük Birliği Sürecinde Hazır Giyimde Standartlar Kalite ve Çevre (1996), Dış Ticarette Teknik Düzenlemeler ve Standardizasyon Rejimi Kararı, Yönetmelik ve Tebliğler, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri, İstanbul, S.9.
Önce Kalite Dergisi (1996), Kal-Der Yayını, Yıl=4, Sayı=18, İstanbul, S.47.
Dünya Ticaretindeki Gelişmeler (1996), İGEME, Araştırma ve Geliştirme Başkanlığı, (Kasım), S.170-171.


13
Tekstilde Standartlar Genel / Tekstil ve Ekolojik Üretim
« : 17 Ocak 2010, 23:31:45 »
Dünya tekstil sektörü; tekstil üretimi, tekstil kimyasal lif üretimi, tekstil makine üretimi ve tekstil kimyasal madde ve boyar madde üretimi olarak dört ana grupta sınıflandırılabilir. Dünyadaki endüstriyelleşmiş pek çok ülkenin önce tekstil sektörünü kurarak diğer endüstri dallarına atıldığı görülür. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere gibi ülkeler tekstil makineleri üretimine başlamış, çalışmalarını gelişen şartlar doğrultusunda başka alanlara kaydırmıştır. İsviçre, Almanya, İtalya, Japonya gibi ülkelerin tekstil makine üretiminde tek başına pazarı elde tuttukları söylenebilir. Yün üretimi bakımından Avusturalya ve Yeni Zelanda'nın bu pazara hakim oldukları görülür. Gelişmekte olan ülkeler pamuk vb. doğal lif, iplik ve tekstil üretimi ile gelişmiş ülke pazarlarını zorlarken, gelişmiş ülkeler kimyasal lif üretimine yönelik faaliyetlerini arttırmışlar ve doğal lifli ürünlere alternatif yapay kimyasal lifli ürünlerin üretimine başlamışlardır. Bu geçiş aslında 1945'li yıllardan sonra savaş sonrası Ar-Ge çalışmalarının patlamasıyla gerçekleşmiş ve birçok ülkede etkileri görülmüştür. Naylon'un çıkması bunun doğal liflerle kullanılarak dayanıklı ve daha az buruşan kumaş özelliklerinin geliştirilmesi diğer gelişme alanlarını da açmıştır.

Dünya tekstil üreticilerini bu alanda da yapay lif üreticileri ve doğal lif üreticileri olarak ayırabiliriz. Üçüncü dünya ülkelerinin doğal lif üreticileri olarak karşımıza çıktığı görülür. Çin, Hindistan ve Türkiye bu ülkelerden birkaçıdır. Büyük bir pamuk üreticisi olan Türkiye GAP projesinin hayata geçmesiyle çok daha fazla üretim yapacaktır. Ancak bu ürünlerin tekstil ürününe dönüşmesinde kimi zorluklarla karşılaşılabilir. Türk tekstil endüstrisi makine, kimyasal malzeme ve boyalar açısından dışarıya bağımlı bir durumdadır. Boya konusunda hakim olan ülkelerin yanına (İsviçre, Almanya, İngiltere) son yıllarda Doğu Asya'dan katılımlar olduğu görülür. Bunlardan biri Çin diğeri ise yine büyük bir pamuk üreticisi Hindistan'dır. Hindistan üç yıl önce yaptığı atılımla boya sektörüne girmiştir. Ancak, endüstrisi gelişmiş ülkeler, pazarı başka bir ülkeye kaptırmamak için tarife dışı engeller koydular. Hindistan'da üretilen boyaların kanser yapıcı etkileri olduğu öne sürüldü ve bu boyalarla üretilen kumaşların ülkelere girmesi yasaklandı. Dolayısıyla, gerek yurtdışından sağlanan maddelerin kontrolü gerek Hindistan gibi yeni bir teknoloji alanına girmemizin gerekliliği yanında, bu alanlarda belli standartları sağlamak ve getirilen engelleri aşmamız gerekiyor. Bu ise, ekolojik üretim ve kontrol sistemleriyle sağlanacaktır. Bunları sağlamak için de, tıp, genetik gibi başka alanlarla da çalışmalar yapılmalı ve kuruluşlar arasında koordinasyon sağlanmalıdır.
 
Ekolojik üretimin başka bir yönü de doğal kaynaklar olarak karşımıza çıkar. Tekstil, her ne kadar kimyasal maddeler açısından gelişmişse de, çevrenin önemli olduğu, doğal kaynak girdili bir endüstri olarak çalışır. Üretimde ülke girdi çıktısı göz önünde bulundurulurken çevre girdi ve çıktısı da önemle izlenmelidir.

14
AB MEVZUATI AB,
            tekstil ürünlerinde ekoloji konusunu ilk kez 1976 yılında yayınlanan 76/69/EEC Konsey Direktifi’nde ele almıştır. Söz konusu direktif ile tekstil ürünlerinde kullanılan bazı ürünlerin zararlı olabileceği belirtilmiştir.

        19 Temmuz 2002 tarihli, söz konusu direktifin 19. kez değiştirilmiş şekli olan 2002/61/EC Direktifi ile kanserojen olduğu belirlenmiş 22 adet aromatik arilamine parçalanan azoboyarmadelerin tekstil ve deri ürünlerinde kullanımı ve söz konusu boyarmaddelerle boyanmış tekstil ve deri ürünlerinin pazarda yer alması yasaklanmıştır.

        Sözkonusu yasaklanmış aromatik arilaminlerin konsantrasyonda bulunabileceği maksimum miktar 30 ppm’dir. Söz konusu direktif ekinde tekstil ve deri ürünlerine örnek olarak, giysiler, yatak takımları, havlular, peruklar, şapkalar, çocuk bezleri, diğer sıhhi ürünler, uyku tulumları, ayakkabılar ve diğer ayakla ilgili ürünler, eldivenler, kol saatleri, el çantaları, cüzdanlar, evrak çantaları, koltuk kılıfları, boyna takılan cüzdanlar, tekstil veya deriden oyuncaklar, tekstil ve deri giysiden oyuncaklar, son alıcı tarafından kullanılacak olan iplik ve kumaşlar verilmektedir. Bu ürünler insan derisi veya ağzı ile doğrudan ve devamlı temas eden ürünlerdir.

            6 Ocak 2003 tarihli ve 76/69/EEC Konsey Direktifi’nin 20. kez değiştirilmiş şekli olan 2003/3/EC Direktifi ile 611-070-00-2 İndeks No’lu blue colourant – mavi boyarmaddenin tekstil ve deri ürünlerini boyamada kullanılması ve pazarda yeralması yasaklanmıştır. Söz konusu boyarmadde 76/69/EEC Konsey Direktifi’nin Ek 1.’indeki listeye de eklenmiştir. 30 Haziran 2004 tarihinden itibaren söz konusu yasaklamanın uygulamaya konacağı belirtilmiştir.

           Avrupa Komisyonu 2003/03/EC Direktifi ile 30 Haziran 2004 tarihinden itibaren tekstil ürünlerini boyamada kullanılan krom bazlı azoboyarmaddelerin kullanımını ve pazarlanmasını yasaklamıştır. AB’ye üye ülkelerin tümü bu yasayı kendi yasasına adapte etmiştir.

             29 Nisan 2004 tarihli Komisyon Tavsiyesi’nde ise asetonitril, akrilamid, akrilonitril, akrilik asit, bütadien, hidrojen florür, hidrojen peroksit, metakrilik asit, metil metakrilat, toluen, triklorabenzen maddeleri çeşitli üye ülkelerce incelendiği bildirilmiştir. Bu maddelerden hidrojen peroksit (CAS NO:77-22-84- 1, Einecs No: 231-765-0), metakrilik asit (CAS NO: 79-41-4, Einecs No:201- 204-4), toluen (CAS NO:108-88-3, Einecs No:203-625-9 ), trikolobenzen (CAS NO: 120-82-1, Einecs No:204-428-0)’in tekstil terbiye sektöründe kullanıldığı belirtilmiştir. Üye ülkeler tarafından yapılan çalışmalar sonucunda aşağıdaki bilgiler verilmiştir.

              Hidrojen peroksit (CAS NO:77-22-84-1, Einecs No: 231-765-0) tekstil ürünleri ağartmada kullanımı esnasında işçilerde deri ve göz irritasyonuna neden olduğu belirtilerek, riskleri sınırlandırmak için özel bir limit değer gerektiği açıklanmıştır. Kullanıcılar açısından ise, hidrojen peroksitin oranı >%5 olursa göz irritasyonu olabilmektedir. Bu sebeple de gene özel bir limit değeri gerekmektedir. Çalışanlar açısından risk değerlendirmesi yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Ayrıca, çocukları korumak için 1999/45/EC nolu Avrupa Parlementosu ve Konseyi Direktifi’nin hidrojen peroksit ihtiva eden ev kimyasallarını da içine alacak şekilde genişletilmesi tavsiye edilmektedir. Metakrilik asit (CAS NO: 79-41-4, Einecs No:201-204-4) maddesi ise işçiler için irritasyona neden olabileceğinden belirli bir limit değere ihtiyaç olduğu bildirilmektedir. Çevresel olarak da su ekosistemi için gene belirli bir limit değere ihtiyaç olduğu belirtilmektedir. Komisyon, meslekleri dolayısıyla maruz kalma açısısından Metakrilik asiti sınırlayıcı değer oluşturulmasını önermektedir. işverenin metakrilik asit içeren yapışkanlar kullanımında da pratik, bağlayıcı olmayan bir rehberi göz önüne alması önerilmektedir.

             Toluen (CAS NO:108-88-3, Einecs No:203-625-9) maddesi kullanan işçilerin akut zehirlenmeye, genel sistemik zehirlenmeye, belirli organ zehirlenmesine, irritasyona neden olabileceği için gene belirli bir limit değere ihtiyaç olduğu rapor edilmiştir. Alıcılar veya müşteriler için akut zehirlenmelere neden olabileceğinden bu maddenin miktarında limit değerlerin olması gerektiği belirtilmiştir. Su ve kara ekosistemi açısından da limit değerlerin gerektiği ifade edilmiştir. Komisyon tarafından, yapışkan ve sprey boyalarda veya kimyasal karışımlarda kullanımında ve pazarlanmasında sınırlamanın düşünülmesi önerilmektedir. Ayrıca 2000/60/EC (su çevre Direktifi) Direktifi’nin X. Ek’inde yer alan öncelikler listesinin tolueni içine alacak şekilde genişletilmesinin göz önüne alınması gerektiği bildirilmektedir, aynı zamanda 76/464/EEC Konsey Direktifi’nin ilgili 2.Liste’sine de yerleştirlmesi önerilmektedir.

                1,2,4-Trikolobenzen (TCB) (CAS NO: 120-82-1) maddesi için de hem işçiler hem kullanıcılar için limit değerler gerekmekte olduğu bildirilmektedir. Ayrıca, su ve kara ekosistemleri için gene limit değerler olması gerektiği belirtilmiştir. Komisyon tarafından, TCB maddesinin ara mamül hali dışında tüm kulanımı ve pazarlanmasında sınırlama düşünülmesi tavsiye edilmektedir. Ayrıca, TCB içeren ürünlerde de kulanım ve pazarlanmasında da kısıtlamalar getirilmesinin düşünülmesi tavsiye edilmektedir.

              7 Aralık 1999 tarihli Komisyon Kararı’nda da yumuşak PVC’den yapılmış oyuncak ve çocuk koruyucu ürünlerinin içeriğinde %0.1’den fazla di-iso-nonyl phthalate (DINP), di (2-ethylhexyl) phthalate (DEHP), dibutyl phthalate (DBP), di-iso-decyl phthalate (DNOP) ve butylbenzy phthalate (BBP) içermesini yasaklamıştır.

              AB, azoboyarmaddelerin yanı sıra hazırgiyim sektöründe kullanılan aksesuarların içeriğinde bulunan nikel konusunda da direktifler yayınlamıştır. Nikel konusu, azoboyarmaddelerin konu edildiği 1976 yılında yayınlanan 76/769/EEC Konsey Direktifi’nin 30 Haziran 1994 yılında değiştirilmiş hali olan 94/27/EC’de konu edilmiş ve ekinde insan vücüdu ile temas eden küpe, yüzük, fermuar v.s. g,b, ürünlerde bulunabilecek nikel sınırı belirtilmiştir. 20 Ocak 2000 tarihinde Nikel direktifi AB yasası haline getirilmiştir. 24 Ekim 2000 tarihinden itibaren nikel girişini yasaklayan genelge yayınlanmıştır ve bu genelge ile 1994 tarihli 94/27/EC’nin ekinde yer alan nikel ile ilgili istenen sınırlar uygulamaya konmuştur.

           Bu sınırlar:

           1. Deri ile temasta olan bir alaşımda nikel oranı %0.05’i geçmeyecek.

           2. 1. Hüküm yürürlükte olmak üzere, nikel oranı %0.05’in altında olan malzemenin de deri ile temasında haftada deri yüzeyinin cm 2 ’sine vereceği nikel miktarı 0.05 mikrogram’ı geçemeyecektir.

           3. Bu tür malzemelerin üzeri başka mazemeler ile kaplanırsa, en az iki yıl sürece nikelden koruması gerekmektedir. Bunun da test edilmesi gerekmektedir.

            Kullanılan nikelin ölçümü ile ilgili olarak gene AB, EN 1810 (atomik absorbsiyon spektrofotometre cihazı ile nikel oranının ölçülmesi), EN 1811 (deri ile temasta malzemenin vereceği oran) ve EN 12472 (korozyon ve aşınma testi) standartları belirlenmiştir. Bu standartlar, AB’ye üye ülkeler tarafından kendi yasalarına adapte edilmiştir.                                       

            TÜRKİYE’DEKİ MEVZUAT

          İnsan sağlığına zararlı etkilerinin olması sebebiyle, Sağlık Bakanlığı’nın 29.12.1994 tarihli ve 15488 sayılı genelgesi ile, EK-C’de yer alan arilaminlerin yurt içinde deri, tekstil ve hazırgiyim boyahanelerinde boya imali için kullanılması ve yine EK-D’de belirtilen boyarmaddelerin yurt içinde deri, tekstil ve hazırgiyim ürünlerinde kullanılması 1.3.1995 tarihinden itibaren yasaklanmıştır.

         Söz konusu olan boyarmaddelerin ithali de 1996/16 sayılı ve 31.12.1995 tarihli İthalat Tebliği ile yasaklanmıştır. Söz konusu tebliğin en son şekli olan 2004/15 sayılı ve 31.12.2003 tarihli İthalat Tebliği EK-E’de verilmektedir. 


15
Güç tutuşurluk apresi , liflerin ya da kumaşların güç tutuşurluk maddeleri ile işlemden geçirilmeleridir. Özellikle askeri kumaşlar , bebek eşyaları , taşıt araçları , giyim eşyaları,dekorasyon malzemeleri ve ev tekstillerinde güç tutuşurluk apresi önemli bir apre çeşididir.
Güç tutuşur bitim işlemleri kumaşın görünüş , tutum ,tuşe, dayanıklılık ve maliyetini değiştirir.
Güç tutuşurluk apresi ;
-Tekstil materyalinin alev almaya karşı koymasını,
-Eğer alev almış ise yanma hızının yavaşlatılmasını,
-Yakıcı etken uzaklaştırıldığında kısa bir süre sonra yanmanın kendiliğinden durmasını sağlar.
Kumaşlar güç tutuşur hale getirmek için iki sistem vardır
1-Güç tutuşur özellikte belirli liflerin kullanılması,
2-Güç tutuşur apre işlemleri.
Güç tutuşurluk apre işlemlerinde kullanılan maddeler ,  ya life  oksijenin girmesini engelleyen koruyucu bir tabaka oluşturarak için için yanmayı önlerler. Böylece oluşumu olmadan sadece bir kömürleşme meydana gelir , ya da yanmayan gazlar oluştururlar.
2. SELÜLOZ  LİFLERINDEN  VEYA BUNLARIN POLİESTER LİFLERİYLE KARIŞIMLARINDAN  İMAL  EDİLEN  TEKSTİL  MAMULLERİNİN  GÜÇ TUTUŞURLUK BİTİM İŞLEMLERİ
Makro moleküllerinde C atomları  bulunan  organik liflerin yanmaması  söz konusu olamayacağı için , normal halinde  kolaylıkla  tutuşan , yanan   tekstil mamullerinin   tutuşmasını, yanmasını zorlaştırmak, geciktirmek için yapılan terbiye işlemlerine  yanmazlık  apresi  denilmesi  yanlıştır.  Bu  nedenle  bu  işlemlere güç tutuşurluk adı verilmiştir.
Kumaşları güç tutuşur hale getirmek için iki sistem vardır :
2.1-Güç Tutuşur Özellikte Belirli Liflerin Kullanılması
Burada iki durum söz konusudur;
a) Lif üretim monomerlerinden elde edilen lifin yanmazlık özellik göstermesi Nomex ,aramid, PVC , cam , amyant , karbon gibi bazı anorganik ya da organik lifler güç tutuşur özellik gösterirler. Bunların güç tutuşurluk ve yanmazlık özellikleri , ideale yakındır ve kesin çözümdür.
Dezavantajları
-Az üretilirler. Türkiye'de üretilmezler ve az sayıdaki bazı firmalardan ithal etme zorunluluğu vardır.
-Bazı tekstil özellikleri kötüdür.
-Boyanmaları ve basılmaları zordur. Özel boyarmadde ve yöntemler gerektirdikleri için , renkli olarak piyasaya çıkmış standart renklerdeki tipleri de piyasaya sürülmüştür.
b)Sentetik liflerin daha elde edilmeleri sırasında güç tutuşurluk sağlayıcı monomerler  ilave edilerek , güç tutuşur lifler elde edilebilir.
Burada rejenere ve sentetik elyafın modifıkasyonu söz konusudur. Bunlara özel, modal veya modifıye sentetik lifler denir.
Kullandığımız poliester , viskon , poliamid , ve poliakril gibi liflerin üretimleri sırasında ona güç tutuşurluk özelliği verecek kimyasalların lif çekme eriyiğine veya çözeltisine ilavesi ile gerçekleştirilirler. Örneğin güç tutuşur poliester lifleri gibi.
2.2-Güç Tutuşur Apre İşlemleri
Teknik amaçlı uygulamalarda birinci yöntem önem taşırken , genel kullanım yerlerinde en fazla uygulanan güç tutuşurluk eldesi yöntemi , tekstil mamullerinin uygun bir madde ile aprelenmesidir.
Amaç yıkamaya ve kimyasal temizlemeye dayanıklı olan ve kumaşı kalıcı bir şekilde koruyan , ancak özelliklerini ve tutumunu fazla değiştirmeyen bileşikler elde etmektir.
Kolay yanabilen selüloz liflerinin tehlikeye en fazla maruz kalmaları yanında , titan ve zirkon bileşikleri ile yün için de yanmazlık bitim işlemi geliştirilmiştir.
Yapay liflere zor tutuşma özelliği , uygun maddelerin lif çekme çözeltisine katılması ile ya da lifi oluşturan maddenin modifıye edilmesi ile kazandırılır.
Lif   Tutuşturma temperatürü (oC)   Yanabilirlik Durumu
Pamuk   400   Hızlı yanar
Viskoz   420   Çok hızlı yanar
Naylon   530   Zorlukla tutuşur ve erir
Poliester   450   Eriyerek hızla yanar
Akrilik   560   Eriyerek hızla yanar
Modakrilik   450   Erir ve çok yavaş yanar
Polipropilen   570   Yavaş yanar
Yün   600   Zor tutuşur
 
Güç  tutuşan  tekstil  mamullerine  duyulan  ilgi  ve  gereksinim  çok  eski olmakla beraber, bu mamullerin kullanım alanlarındaki artış ve ağırlık  kaymaları daha ziyade son 30 yıl içerisinde meydana gelmiştir.
Güç tutuşur tekstil  mamullerinin  en önemli  kullanım  alanlarını  4  grupta toplayabilmek mümkündür.
1) Askeri Giysi ve Malzemeleri
Eskiden  beri güç  tutuşan  tekstil  mamullerinin  en  geniş  kullanma  alanı bulduğu sektör   askeriye  olmuştur. Talim  elbiselerinin  yanında, çadır ve  branda bezleri , kamuflaj ağları, paraşüt  gibi  malzemenin  de tutuşmaz  olmasında  fayda vardır. 1967  yılında  yalnız  Amerika Birleşik  Devletlerinde  50 milyon  metre üniformalık kumaş , 11-14 milyon metre kadar da çadır bezinin güç tutuşurluk bitim işlemlerinden geçirildiği bilinmektedir. İleride de bu gereksinimin daha da artacağı açıktır.
2) Taşıt Araçları
Güç  tutuşur  mamuller  için  artan , önem  kazanan  bir  Pazar  da , taşıt kullanılan tekstil  mamulleridir. Uçak ve gemilerde , güç tutuşur tekstil mamullerinin kullanılmasını zorunlu kılan kanunlar eskiden beri mevcuttur.
3) Giyim Eşyaları
Askeri  personel ,itfaiyeci , pilot, yüksek  fırın  işçisi, kaynakçı  gibi  meslek erbabının iş elbiseleri dışında  giyim  eşyaları  sektöründe  güç  tutuşurluk  bitim işleminin uygulanmaya başlaması oldukça yenidir. Halen A.B.D. , İngiltere , kanada ve  İsviçre' de çocuk gecelik ve pijamalarının güç tutuşur olmasını zorunlu  kılan kanunlar mevcuttur.
Ancak kumaşların giyim konforu ve dayanıklılığında görülen olumsuz etkiler, vücutla doğrudan temas nedeniyle sağlığa muhtemel bir olumsuz etki riskinin en fazla olması , yıkamaya dayanıklılığının çok yüksek olmasının istenmesi gibi nedenlerle , bu sektördeki 70'li yıllarda bir ara histeriye varan artış , son yıllarda oldukça yavaşlamıştır.
4) Ev Tekstilleri
Son yıllarda güç tutuşur tekstil mamullerinin gittikçe önem  kazandığı  bu sektörde,  özellikle sinema , tiyatro, müze, gazino, hastane, huzurevi , otel , kreş  ve okullar gibi topluma açık yerlerin güç tutuşur tekstil mamulleriyle tefriş edilmeleri hususunda  çeşitli  ülkelerde  mevcut bulunan  kanunlar daha da  sıkılaştırılmakta, yaygınlaştırılmakta veya yeni kanunlar çıkartılmaktadır.
3.TEKSTİI. MAMÜLLERİNİN YANMASI
Tekstil mamullerinin nasıl güç tutuşur hale geldiğini daha iyi anlayabilmek için, bir tekstil  mamulünün yanması  sırasında nelerin  meydana geldiğini  kısaca incelemekte fayda vardır.
Hiladoya göre bir tekstil mamulünün yanması olayı 4 adımda incelenir:
a)Mamulün ısınması
b)Makromoleküllerin termik parçalanması yani pirolizi
c)Tutuşma
d)Yanma ve yanmanın ilerlemesi
Bu adımlar kısaca gözden geçirilecek olursa :
Belirli enerji verilmesi halinde , mamulün yüzey temperatürü, mamulün
-Özgül ısısı
-Isı iletkenliği
-Erime ısısı
-Buharlaşma ısısı
gibi termik değerlerine bağlı olarak çabuk veya hızlı bir şekilde yükselir.
Mamulün parçalanma temperatürüne kadar ısınmasından sonra , piroliz başlar. Esasında tekstil  liflerinin  ısıtılmasıyla , önce  lifleri  oluşturan makromoleküller kopmaya başlamakta, yani polimerizasyon derecesi düşmektedir, fakat bu sırada bir ağırlık kaybı olmamaktadır.
Proliz sonucu oluşan
-Yanmaya ağır gazlar, yanan yüzeyin etrafını sararak hava oksijeni ile teması azaltılırsa.
-Yanmayan sıvı parçalanma ürünlerinin buharlaşma ısısı, sıcaklığın düşmesini destekler.
-Geriye kalan katı kömürleşme artıkları bir taraftan yanıcı  gazların dışarıya difüzyonu azaltırken , ısı izolasyonu nedeniyle   ermik   parçalanmayı da yavaşlatır.
Tutuşma, bir sistemin reaksiyona girmeyen metastabil durumdan, ilerleyen yanma durumuna geçişi  olarak  tanımlanmaktadır. Yanıcı  gazlar hava  oksijeninin, varlığı karşısında, belirli bir sıcaklıkta tutuşarak yanmayı başlatmaktadırlar.
Yanmanın devam etmesi ise , birinci derecede , yüzeyin ısınması için mevcut enerji miktarına bağlıdır. Eğer mevcut enerji , ilk tutuşan   piroliz   ürünlerinin çevresindeki lifleri parçalamaya ve bu parçalanmalar sonucu meydana gelecek olan piroliz ürünlerini tutuşturmaya  yetiyorsa , yanma  devam sırasındaki enerji bilançosu şu şekilde olabilir :
Bu enerji bilançosuna göre , bir tekstil mamulünü güç tutuşur hale getirmek için ya yanma sırasında açığa çıkan ısı miktarını düşürmek ya da harcanan enerjiyi yükseltmek gerekir.
3.1.Açığa Çıkan Enerji Miktarının Azalması
a) Yanıcı piroliz ürünlerinin açığa çıkmasını azaltarak ,
b) Halojen bileşikleri gibi yanmayı frenleyici ürünler yardımıyla yanmayı engelleyerek.
c) Yanıcı olmayan  gazların mamulün etrafını  sarmasını , dolayısıyla  oksijenle temasını azaltarak sağlanabilir.
4.GÜÇ TUTUŞURLUK SAĞLAYICI MADDELERIN ETKİ MEKANİZMASI
Özellikle selüloz liflerinin güç tutuşurluk bitim işleminde kullanılan bileşiklerin etkisi, liflerin proliz mekanizmasını değiştirmelerinden ileri gelmektedir.
4.1. Piroliz Mekanizmasının Değiştirilmesi
Selüloz lifleri 300- 350 C' a kadar ısıtıldıklarında piroliz ürünü olarak önce levoglükozan ve daha bunun parçalanmasıyla da çok sayıda kolay yanıcı alkol, eter, keton v.s. buharı oluşmaktadır.
Bu şekilde oluşan yanıcı gazlar, piroliz ürünlerinin % 80 `ini , geriye kalan buharı ve karbondioksit gibi yanıcı olmayan gazlar da yalnızca % 20'sini oluşturduklarından ,yanma sırasında açığa çıkan ısı enerjisi yüksek olmaktadır. selüloz liflerini  güç  tutuşur  yapmak  için  en  etkili  yol , piroliz, oluşan yanıcı gazları miktarını azaltacak, yanıcı olmayan piroliz
Sülülozun pirolizinin tamamen dehidratasyon şeklinde oluşması durumunda , olarak meydana gelecek  su  buharı miktarının lif kütlesinin % 56'sı kadar gerekmektedir. Ancak güç tutuşurluk bitim işlemi görmüş selüloz liflerinde hiçbir zaman %35' i geçmemektedir. Zira dehidratasyon katalizörü olarak asit veya lewis asitleri , selüloz makromoleküllerindeki  hidroksil gruplarıyla reaksiyona girerek C-C  çift bağları oluşturmaktadırlar.  Herbir glikoz 3  tane  -OH  grubu  bulunduğu için de , bu  şekildeki dehidratasyon 5n kadar değil maksimal 3n kadar , yani ağırlıkça % 33' kadar su kopması meydana gelmektedir.
Pamuklu  mamullerin  güç  tutuşurluk  bitim  işlemlerinde eskiden  beri Boraks! Borik  asit , Diamonyumfosfat , Çinkoklorir ,  gibi bileşikler bu piroliz mekanizmasını dehidratasyon yönüne  kaydırarak etki  gösteren bileşikler olarak bilinmektedirler. Ancak  bunlar yıkamaya  karşı  dayanıklı , son  yıllarda yerlerini büyük  ölçüde organik fosfor bileşiklerine Bunların ise etkinliği fosforik asit veya  tuzlarındaki  kadar  yüksek değildir.
Yukarıdaki  sıralamada görüldüğü  gibi , termik  olarak çok  dayanıklı olan  fosforik asit esterlerine , bunlar da ortofosforik  asit veya polifosforik nazararı daha az etkilidirler.
Organik fosfor bileşiklerinin etkinliğini artırmak  için bulunan en etkili yol , belirli azot bileşikleri ile birlikte kullanmaktır. P- ve N- içeren bileşiklerin birlikte kullanılması durumunda sağlanan güç tutuşurluk etkisi , bunların tek başlarına sağladıkları etkinin toplamından daha fazladır ,yani bir sinerjetik etki söz konusudur.
Fosfor bileşiklerinin , dehidratasyon etkileri , fosforik asit veya fosforik asit şeklinde iken en yüksek olmaktadır. Zira selüloz makromoleküllerindeki -OH tepkimeye girerek su moleküllerinin kopmasını sağlayan bu bileşiklerdir. Zaten bu özellikleri nedeniyle asit amidlerinin , selüloz liflerinden karbon lifi elde ait   bazı patentlerde   karbonizasyon katalizörü olarak   kullanıldığı . Buna göre , N- bileşiğinin  görevi , P- bileşiklerinin  selülozun -0H tepkimeye  girebilecek  fosforik  asit ve veya fosforik  asit  amidlerine dönüşmesine yardımcı olmaktadır.
THPC -amid veya Proban bitim işlemleri sonucu liflerde oluşan P- N reçineleri o halleriyle normal üre veya melamin reçinelerinden daha fazla bir etkisi gösterecek bir yapıya sahip değillerdir. Ancak bu  THPC- üre recineleri 240 oC'ın  üzerindeki  sıcaklıklara  kadar  ısıtıldıklarında , tamamen  suda çözülebilen ürünlere dönüşmektedirler ve oluşan bu ürünler arasında fosforik asit ve fosforik asit amidleri de bulunmaktadır 
Bu  durum  Tablo 1'deki sonuçlar tarafından da doğrulanmaktadır. THPC tek başına kullanıldığında kalıntıda kalan fosfor miktarı yalnızca %0,95 iken , THPC-üre
kombinasyonunda bu  miktar % 3,32'ye  çıkmakta.dır  ve bu  fosforun  büyük  bir kısmı  dehidratasyon katalizörü olarak etki gösteren fosfat şekline dönüşmüş olarak bulunmaktadır.
Özellikle   poliester   liflerinin  ve/veya  mamullerinin  güç  tutuşur   hale getirilmesinde kullanılan halojen ( brom) bileşikleri daha ziyade gaz fazında etki göstermekte olup , bu etki birinci derecede ortamdaki .OH ve .C radikallerinin yakalanması esasına dayanmaktadır.

Sayfa: [1] 2 3 ... 10

Sitemizin Sürekliliği için Lütfen Sponsor Bağlantılarına Tıklayınız.