TeKSTiL TeKNiK GüNDeM

Tekstil, Moda ve Perakendenin Nabzı

Çağdaş sanatın ve modanın önde gelen temsilcilerinden Hüseyin Çağlayan’ın Türkiye’deki en kapsamlı sergisi İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında İstanbul Modern’de açıldı

Tasarımcının son 16 yılda ürettiği çalışmalarının bir seçkisi niteliğini taşıyan “Hüseyin Çağlayan: 1994-2010” başlıklı sergi, 15 Temmuz-24 Ekim tarihleri arasında İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri’nin (İTKİB) organizasyonu ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla, İstanbul Fashion Week 2010, İstanbul Moda Akademisi (IMA), İstanbul Modern ile Londra Tasarım Müzesi işbirliğiyle gerçekleşiyor.

Daha önce Londra Tasarım Müzesi ve Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi’nde sergilenen, küratörlüğünü Donna Loveday’in yaptığı sergide, Hüseyin Çağlayan’ın 1994 ile 2010 yılları arasında ürettiği moda koleksiyonları, enstalasyonları ve filmleri bir araya geliyor.

Sergi, mimari, felsefe, bilim, tarih, antropoloji, biyoloji ve teknolojiden esinlenen Hüseyin Çağlayan’ın genetik, teknolojik ilerleme, yer değiştirme, göçmenlik ve kültürel kimlik gibi çeşitli alanlardaki düşüncelerini yansıtıyor.

Çağlayan giyimi, konseptleri ifade etmek ve daha geniş izleyici kitlesinin erişimine açmak için bir keşif alanı olarak kullanıyor. Yeni malzeme ve tekniklerle deneylere girişiyor, tasarladığı giysiler, ardında yatan düşünce süreçlerini yansıtıyor.

Modayı bir keşif alanı ve kavramların ifade bulduğu bir yer olarak sunan Hüseyin Çağlayan, giyimin ne anlama geldiğine dair önkabullere meydan okuyor.

Modayla doğrudan doğruya ilişki kurulması güç disiplinlerden ilham alan Hüseyin Çağlayan, günümüz dünyasının politik, ekonomik ve sosyal gerçeklerinden yola çıkarak, felsefi bir konumlandırmayla, kavramsal fikirler sunan tasarımlar gerçekleştiriyor.

Hüseyin Çağlayan sergiyle ilgili olarak, “Türkiye’de böyle bir sergi açmanın benim için en heyecan verici tarafı, genç kuşakla diyalog kurup, onları etkileyebilecek ve aynı zamanda bir çok farklı disiplinden, farklı dünyalardan gelebilecek insanların ilgisini çekebilecek olması.

Bu ülkenin nüfusunun büyük bölümü gençlerden oluşuyor ve bu serginin onlara esin kaynağı olmasından büyük mutluluk duyarım.

Böylece buradaki insanlar ilk kez bir çatı altında benim dünyamı görme şansı bulacak.

Daha önce video çalışmalarım sergilenmişti ama bu kez enstalasyon olarak sunulan giysilerimin görülmeye değer olduğunu düşünüyorum” diyor.

Basın toplantısında İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt ve İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Tanrıverdi birer konuşma yaptı.

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, İstanbul Modern’in 2008 yılında yine Tasarım Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirdiği “Tasarım Kentleri” sergisinden sonra Hüseyin Çağlayan’ın çalışmalarından önemli bir seçki niteliği taşıyan bu sergiye ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirtti ve bu yaklaşımın, müzenin tasarım dünyası ile kurduğu düzenli ilişkiye işaret ettiğini de vurguladı.

İstanbul Modern’in bu sergiyle, tasarım alanında bir düşünce platformu ve diyalog ortamı oluşturduğuna değinen Oya Eczacıbaşı,“Sergi, sanatseverlere Hüseyin Çağlayan’ın yaratıcılığını, esin kaynaklarını keşfetme fırsatı verirken, çocuklara, gençlere ve ailelere de ünlü tasarımcının ele aldığı temalardan yola çıkarak, kullandığı malzeme ve tekniklerle öncü yaklaşımını deneme olanağı tanıyor” dedi.

Eczacıbaşı, İstanbul Modern’in sergiye paralel olarak özel olarak tasarladığı çeşitli atölyelerde, çocukların, gençlerin ve ailelerin Çağlayan’ın çalışmalarından ve irdelediği temalardan esinlenerek tasarım ürünleri yaratacaklarını söyledi.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, “Sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın gözünü İstanbul’a çeken ‘İstanbul Fashion Week 2010 etkinlikleri, Ajans olarak yola çıktığımız günden bu yana İstanbul’umuzun tanıtımı için hayata geçirdiğimiz etkinlikler arasında çok önemli bir rol oynuyor.

Bu önemli etkinliğin aynı zamanda günümüzde moda alanında çalışan en ilerici isimlerden biri olarak tanınan, İngiltere’de iki kez “Yılın Tasarımcısı” seçilen Hüseyin Çağlayan’ın en kapsamlı sergisini de programında yer alması, tüm dünyanın gözünün bir kez daha kentimize çevrilmesi için büyük bir fırsat yaratıyor.

Öte yandan, bu sergisiyle, moda ve sanatın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunun altını çizen Hüseyin Çağlayan ile İstanbul adına farklı projelere de birlikte imza atıyoruz.

Bu anlamda, kendisiyle İstanbul markasının uluslararası platformda imajının güçlendirilmesi konusunda işbirliklerimiz devam edecek” dedi.

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Tanrıverdi, bu yıl üçüncüsü düzenlenen İstanbul Fashion Week ile İstanbul’u dünya moda haftaları içinde ilk beşin içine sokmayı hedeflediklerini vurguladı.

İtalya’nın Milano, Fransa’nın Paris, İngiltere’nin Londra, ABD’nin New York Moda Haftaları ile dünya gündemine oturduğuna dikkat çeken Tanrıverdi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye, diğer hiçbir ülkede olmayan bir birikimi elinde bulunduruyor. Dünya çapında tasarımcılarımızla gurur duyuyoruz.

Hüseyin Çağlayan da gurur duyduğumuz tasarımcılardan bir tanesi. İstanbul Modern’de bugün başlayan ve 24 Ekim’e kadar devam edecek olan “Hüseyin Çağlayan: 1994-2010”, isimli sergi, moda ve sanatın ayrılmaz bir bütün olduğunu gözler önüne seriyor.

İstanbul Fashion Week gerek Hüseyin Çağlayan ve Dice Kayek sergisiyle gerekse tasarımcı ve markalarımızın etkinlikleriyle Türkiye’nin yıldızını parlatacak.”

Serginin destekçileri ise başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Proje Sponsoru Marshall, İletişim ve Tasarım Sponsoru dDF, Aydınlatma Sponsoru Tepta Aydınlatma, Konaklama Sponsoru Point Otel, Acarlar Makine, Kavaklıdere ve Solmaz Şirketler Grubu.

Antropoloji, tarih, bilim, felsefe, biyoloji ve teknolojiden esinleniyor

Serginin küratörü Donna Loveday, Hüseyin Çağlayan’ın günümüzde moda alanında çalışan vizyon sahibi tasarımcıların başında geldiğini belirterek, “Malzemeleri yenilikçi yollarla kullanışı ve yeni teknolojiye yönelik ilerici tavrıyla tanınıyor.

Çalışmalarının ardında yatan fikirler ilk bakışta modayla ilişkilendirilemeyen antropoloji, tarih, bilim, felsefe ve teknoloji gibi disiplinler arasında geçişler yapıyor.

Çağlayan’ın çalışmalarına güncel politikalar ve kendisini kişisel olarak rahatsız eden kavramlar yön veriyor, büyük beğeni toplayan defileleri birer performans işlevi görüyor” görüşünü dile getiriyor.

“Giyimi felsefeye dönüştürmüş bir tasarımcı”

Hüseyin Çağlayan’ın “giyimi felsefeye dönüştürmüş bir tasarımcı” olduğunu belirten Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Şef Küratörü Yuko Hasegawa ise katalog yazısında, sanatçıyı “Hem sanata hem de tasarıma ivme veren ve sınırları yeniden çizen bir katalizör” olarak nitelendiriyor. Hüseyin Çağlayan’ın insanoğlunun geleceğini keşfetmek için beden ve üzerindeki giysileri kullandığını vurgulayarak, “Medeniyetin büyük tarihine dair derin bir algının üzerine inşa ettiği bakış açıları bize insan doğası hakkında taze bir görüş sunuyor. Ortaya çıkan işlerinin ‘yeniliği’ bir yandan kendi özgün tarzını üretirken öte yandan moda dünyasının çılgın hızı ve döngülerine ayak uyduruyor” diyor.

Hikayesini çeşitli temalarla anlatıyor

Bir “hikâye anlatıcısı” olarak Çağlayan, hikâyesini çeşitli temalar etrafında giysiler ve defilelerle anlatıyor. Defilelerini izleyiciler için bir kültürel deneyim olarak tasarlıyor. Toplumsal ve kültürel kalıpları kırmaya çalışan çalışmaları güncel politikalar ve kendisini kişisel olarak rahatsız eden kavramlardan beslenirken, defileleri birer performans işlevi görüyor. Moda koleksiyonlarının yanı sıra enstalasyonlar yapıyor, kısa filmler yönetiyor ve sahne performansları için kostümler tasarlıyor.

Zorunlu göç, kökenlere dönüş ve kimlik

Çalışmalarında irdelediği temaların büyük bölümü, kişisel tarihi ve kültürel kimliğiyle Londra’da yaşamak ve çalışmakla ilgili deneyimlerinden oluşuyor. İlk gençlik yıllarının Kıbrıs ve Birleşik Krallık gibi iki farklı kültür arasında geçmesi nedeniyle kültürel kimlik, ulus-devletler, yer değiştirme, yerinden olma ve bedensizleşme kavramlarıyla ilgileniyor.

Hüseyin Çağlayan Sözlerden Sonra’da “Yaşamlarımızın sürekli hareket halinde olmasının belleği ve eve ait objelere olan bağlılığımızı nasıl etkilediğini” sorguluyor. Bu çalışmasında savaş zamanı evini aniden terk etmek zorunda kalanlardan, 1974’te Kıbrıs’ta yaşananlardan esinlenerek, insanların böyle bir acıyla karşı karşıya geldiklerinde sahip oldukları şeyleri saklamak veya yanlarında götürmek istemeleri düşüncesinden yola çıkıyor. Böylece, koltukların çantalara, masanın eteğe dönüştüğü, “giyilebilir, taşınabilir mimari” kavramını yaratıyor.

Zamansal Meditasyonlar’da ise genetik antropolojiyi, mekânda ve zamanda gerçekleşen etnik göçleri belirlemede anahtar olarak kullanıyor. Böylece Kıbrıs’ı ortaya çıkaran tarihsel göç yollarını izleyerek geçmiş ile şimdiki zamanın bir araya gelebileceğini gösteriyor.

2005 yılında 51. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil eden ve oyuncu Tilda Swinton’ın rol aldığı Olmayıp Varolan başlıklı yapıt, katı göçmenlik yasalarına yanıt niteliği taşıyor. Çağlayan, coğrafi çevre ve DNA yapısı arasındaki ilişkiyi irdeleyen bu kısa filminde, kurumların bireyleri genetik özelliklerine göre eleyebileceği bir sistem tasarlıyor ve bunun sonucunda yabancı bireylere karşı gelişen şüpheden esinlenerek terörizm meselesinin etrafında oluşan nevroz ve paranoyaya dikkat çekiyor. Genometrik adlı çalışmasında da dijital haritalama tekniğini kullanarak, giysileri bireyin DNA dizilerine uygun biçimde programlıyor.

Kaderin Tecellisi’nde ‘tiksinti’yi bertaraf ederek, Batı’nın yayılmacılığının fiziksel ve psikolojik sonuçlarını yansıtıyor. Yüz On Bir’de modanın geçen yüzyıldaki evrimini belgeliyor. Uçak Elbise’de beden ve teknolojik üretimin birbirine göründüğünden daha çok benzediğini gösterirken, 1998’de Irak’a gerçekleştirilen ‘Çöl Tilkisi’ adlı hava operasyonuna da gönderme yapıyor.

Bedenle ve giysilerle bir mikro-coğrafya yaratmak

Düşüncelerini beden üzerinden ifade eden, tüm eylemlerimizin merkezinin beden olduğunu belirten ve bunu, ‘bedenin dışsallaştırılması’ olarak tanımlayan tasarımcı, bedenin fiziksel olduğu kadar siyasi bir izdüşüm olduğunu göstermeye çalışıyor. Çağlayan, mimarinin, binaları yaratma ve araçları üretme biçimimizin aslında bedene benzediği görüşüyle bedenden çoğalanları tekrar bedene yerleştiriyor, böylece bedenle bir mikro-coğrafya yaratıyor.

“Hızı düşünmek, beni bedenin kendi hızını ve hareketini ergonomik biçimde büyütme fikrini doğuran otomobil içlerine odaklanmaya yönetti” diyen Hüseyin Çağlayan, Hareketsizlik başlıklı koleksiyonunda, bir çarpışma anını kendinde hapseden giysilerle, yaşadığımız hayatlarda hız ve teknolojinin etkilerini irdeliyor. Toprağa Bağlı ise sürekli değişen, hızlı bir çevrede insanın kendine sabit bir merkez arayışını konu alıyor. Doğanın beden üzerindeki egemenliğini inceleyen, insanoğlu, teknoloji ve doğal güçler arasındaki ilişkiyi keşfeden Önce Eksi Şimdi’yi bir anlamda tamamlayan bir çalışma olan Şefkat Yorgunluğu da tam tersi bir ilişkiyle, insanların çevrelerini kontrol altına alma arzusuyla ilgileniyor.

Jeotropik’te sınırlar ve nehirler gibi topografik şekillerin savaşları ve kültürleri biçimlendirmedeki rolünü mercek altına alıyor. 2 bin yıldır Çin’den Batı’ya uzanan İpek Yolu üzerinde bir bilgisayar animasyonuyla bedenin bir mikrocoğrafyasını yaratarak, gezginliğin getirdiği kalıcılıktan yoksunluğa dikkat çekiyor. Hareket halindeyken çevrenizi de beraberinizde götürmekle ilgili Yerden Geçide başlıklı video enstalasyonda androjen figürün Londra’dan İstanbul’a yolculuğu onu koza benzeri araca bağlayan yersizliğe işaret ediyor.

Sergide ayrıca 2008 yılında Londra Tasarım Müzesi tarafından verilen “Brit Insurance Designs of the Year” ödülünü alan, en yeni LED teknolojisini moda tasarımına taşıyan, göz kamaştırıcı kristaller ve 15 binden fazla parıldayan LED ışığından oluşan görkemli Video Elbise de sergileniyor. Sergi, bu giysinin bir parçası olduğu ve iklimleri metafor olarak kullanarak yaşamın hayat ve ölüm arasındaki sürekli devinimini gösteren Havadan başlıklı çalışmayı da içeriyor. İki yüzden fazla hareketli lazerle bezeli Okumalar başlıklı çalışma ise güneşe tapma kültünün modern versiyonu simgeleyen şöhret kültürü saplantısından yola çıkıyor.

Kaynak: Haber7

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, kurun ithalata etkisinin, ihracata etkisinden en az 10 kat daha fazla olduğunu bildirerek, “Kur ithalatı azdırıyor. Canavar. Ben üretime göre ihracat değil, ihracata göre üretim yapmalıyım“ dedi. 

Bakan Çağlayan, ABD`de Kaliforniya`nın Los Angeles şehrinden Teksas`ın Houston şehrine geçerken uçakta gazetecilerle sohbet etti.
2023 yılında 500 milyar dolar hedefini yakalamak için belirlenecek yeni ihracat strajesini ilkin Ekonomik Sosyal Konseye sonra da Bakanlar Kurulu`na sunacağını bildiren Çağlayan, kurun ithalata etkisinin ihracata etkisinden en az 10 kat daha fazla olduğunu, kurun ithalatı azdırdığını bildirdi.
Bakan Çağlayan, şunları söyledi:
“Los Angeles limanında teknede ihracat birlik başkanlarıyla görüştüm. Los Angeles gibi uzak pazarlara ulaşmadaki en büyük sorumuzun süre. Bu süreyi nasıl minimize ederiz. Burada, limanda antrepolar oluşturup ürünlerimizi bu antrepolarda depolayabiliriz. İlk pilot örneğini Los Angeles`da yapacağımıza inanıyorum. Dış Ticaret Müsteşarlığı lojistik biriminden, ihracat genel müdürlüğünden, ihracatçı birliklerinden oluşan bir heyet 1 ay içinde Los Angeles`a gelecekler. Antrepoda yer almak için 5 sektör belirledik. Bunlar, hazırgiyim, konfeksiyon ve tekstil, elektrikli makinalar, deri ürünleri ve ayakkabı, kimyasallar ve plastikler ile mobilya. Limanda büyük bir antrepo kurduktan sonra ihracatı ciddi manada artıracağımızı sanıyorum. Çin, Güney Kore böyle yapıyor.
Ekonomik Araştırmaları Değerlendirme Genel Müdürlüğü vardı. Buraya bayan genel müdür getirdim. 15-16 da personel verdim. Proaktif olacaksınız dedim. İhracat odaklı üretim stratejisini, girdi tedarik stratejisini, avro-dolar dalgalanmasının, avro ve doların ayrı ayrı değer kaybetmesinin bizim ihracatımıza etkilerini tespit ettirdim. Bu birim inanılmaz raporlar hazırlıyor.
Merkez Bankası ile de görüşüyorum. Kurun ithalata etkisi, ihracata etkisinden en az 10 kat daha fazla. Kur ithalatı azdırıyor. Canavar. Parite düşerse ne olur? Hangi sektöre, hangi ülkelere etkisi olur değerlendirdik. Bir kez ithalatın yüzde 60`ı dolar, ihracatın yüzde 48`i avro. En büyük pazarım Avrupa`ya ihracatımın yüzde 78`ini avro ile yapıyorum. Bunlar hesap kitap işi. Ben üretime göre ihracat değil, ihracata göre üretim yapmalıyım.“

Öncü çalışmalarıyla İzmir`in moda sektörüne önemli katkılar sağlayan Miss Defne, yurt dışından büyük ilgi görüyor. Müşfik Kenter`in seslendirdiği reklam filmiyle adını birçok ülkeye duyuran firma, farklı tanıtım çalışmalarıyla daha çok ülkeye ulaşmayı hedefliyor.

İzmir`in moda merkezi Mimar Kemalettin Caddesi`nde hizmet veren gelinlik firması Miss Defne, şık tasarımları ve kaliteli hizmetiyle gelin adaylarının tercih noktası olmaya devam ediyor. Her yıl kreasyonunu yenileyen Miss Defne, bu yıl 100`e yakın model seçeneği, her bedene ve her zevke hitap eden tasarımlarıyla gelin adaylarının hizmetinde.

Ulusal ve uluslararası reklam çalışmalarıyla markasını dünyaya duyuran Miss Defne Moda Genel Müdürü Şinasi Köseoğlu, markalarının imajını en iyi şekilde oluşturmaya çalıştıklarını ifade etti. Köseoğlu, reklamlardan sağlanan taleplerle kısa sürede sınırlarını büyük ölçüde genişlettiklerini, Türkiye`nin her yerinde bulunan satış bayileriyle müşterilerine Miss Defne`ye kolaylıkla ulaşabilme imkânı sunduklarını belirtti. Uluslararası alanda da faaliyet gösterdiklerini vurgulayan Köseoğlu, farklı ülkelerdeki gelinlik firmalarıyla bağlantılar kurarak, Türkiye`nin moda imajını güçlendirdiklerini söyledi. Başta İtalya, Fransa ve Dubai olmak üzere birçok ülkeden gelen perakende ve toptan tüketicileri ağırladıklarını ve dünya markası olma yolunda ilerlediklerini açıkladı.

Tasarımlarının özgünlüğüne ve kaliteli malzemelerin kullanımına dikkat ettiklerini belirten Şinasi Köseoğlu, dünya gelinlik ve abiye modasını da yakından takip ettiklerini belirtti. Çeşitli araştırma ve geliştirme faaliyetleriyle her gün biraz daha büyüdüklerini ifade eden Köseoğlu, `İzmir`den dünyaca ünlü bir moda devi çıkaracağız.` dedi.

Bu sezon kadın modası enerjiyi yaşama yansıtıyor. Çalışırken, arkadaşlarla eğlenirken, özel günlerde ya da hafta sonunun rahatlığına uygun modellerden biri mutlaka sizin için


GALVANNI İLE DENİZE YOLCULUK


Marine temalı yaz koleksiyonuyla iddiasını koruyan Galvanni, rahatlık ve şıklığı bir araya getirerek kadınların kıyafet trendini belirliyor. Kadın tişört modelleriyle dikkat çeken Galvanni lacivert, kırmızı ve beyaz renklerden oluşan modelleriyle kadınların şıklığını destekliyor. Denizcilerin kıyafetlerinden esinlenen Galvanni bu koleksiyonuyla kadınları adeta denize keyifli bir yolculuğa çağırıyor.

Terziliği canlandıran marka: Dqmane

Dqmane, tekstil piyasasına `Terzilik geleneğini canlandıran marka` sloganıyla güçlü bir giriş yaptı. Dünya markası olma iddiasıyla yola çıkan firmanın genç patronu Okan Azizoğlu, tasarım üssü niteliği taşıyan Dqmane`nin, markanın tekleştiriciliğine karşı çıkarken terzilik geleneğinin renkliliğine sarıldığını belirtti. Bütün ürünlerinde kök boya kullandıklarını ve her modeli 200 adetle sınırlı tuttuklarını kaydeden Azizoğlu, `Dqmane olarak markalaşmanın kolay ulaşılabilme, güven ve kalite unsurlarını benimsedik. Modayı özgür stille buluşturduk. Japonya`daki lüks mağazaların raflarında bile yer bularak, ihracat kervanına katıldık` dedi.


LC WAİKİKİ`DE YÜZDE 50`ye VARAN İNDİRİM

LC Waikiki`de kırmızı etiketli ürünlerde yüzde 50`ye varan indirim başladı. Kadın, erkek, genç ve çocuk koleksiyonlarıyla ulaşılabilir modanın vazgeçilmez adresi olan LC Waikiki`lerde 30 Ağustos`a kadar devam edecek olan yüzde 50`ye varan indirim ve Maximum Kart`a özel peşin fiyatına 4 taksit ayrıcalığıyla yaz gardırobunuzu yenileme fırsatını kaçırmayın.


RIVAMARE`DAN TESETTÜR ŞIKLIĞI

Rivamare Beachwear 2010 koleksiyonu yine her zaman olduğu gibi iddialı. Gün içinde giyilebilecek kadar şık ve modern tasarımlarıyla yine göz alıcı. Kapalı bayanların tercihi tesettür mayolar RIVAMARE Beachwear ile bayanlar yalnızca kapanma değil aynı zamanda şık görünme arzusunu da göz önünde bulunduruyor. Islandığında çok çabuk kuruması için özel kumaşlardan yapılan tesettür mayoları sağlığını düşünenler için de güvenle kullanılabilecek şekilde üretiliyor.


LACOSTE EYEWEAR İLE GÖZLERİNİZ RENKLESİN

Fransız tutkusunu güneş gözlüğü koleksiyonuna yansıtarak sıradışı ve feminen modeller sunan Lacoste Eyewear, kadınların güneş gözlüğü tercihleri için ideal seçim olmaya devam ediyor. Birbirinden sportif ve şık modelleriyle birçok kişinin vazgeçilmez markası olan Lacoste, yeni sezon gözlük koleksiyonuyla farklılık yaratmaya devam ediyor. Gözü tamamen saran çerçevesi ve kalın saplarıyla farklı bir hava estiren modeller yüzde etkin bir görüntü sağlıyor. Lacoste 12651 modeli lamine şeritleriyle dikkatleri üzerine çekiyor.

Taft ile kendi stilini kendin yarat

Taft`tan saç konusunda yaratıcılıklarına güvenenler için muhteşem bir yarışma… Şimdi Taft ile kendi tarzınızı tamamlayacak saç stilinizi yaratın, harika hediyeler kazanın. Saçlarınıza özen gösteriyorsunuz, dikkat çekip karşınızdakini etkilemek istiyorsunuz. Peki, onlarla muhteşem hediyeler kazanma fırsatına ne dersiniz? O zaman vakit kaybetmeden Taft saç jölesi, spreyi ya da köpüğüyle saçlarınıza tarzınızı tamamlayacak en uygun şekli verin, kendi tarzınızı yaratın fotoğrafını www.verytaft.com adresine gönderin. En çok puanı toplayın ve muhteşem hediyeler kazanma fırsatı yakalayın.

ŞEHRİN IŞIKLARI ÇANTANIZA YANSISIN

Yarattığı çizgilerle gençlerin ve kendini genç hissedenlerin vazgeçemediği çanta markası Eastpak`tan şehrin tüm ışıltısını yansıtan yepyeni bir koleksiyon daha. Renk ve model seçenekleri, dayanıklılığı, fonksiyonelliği ve en önemlisi de 30 yıl garantili olma özelliğiyle benzerlerinden ayrılan Eastpak`in `Snapshot` koleksiyonu gençlerin gözdesi olmaya aday.

Modayı uygun fiyata satan H&M Türk kadınının yurtdışındaki vazgeçilmeziydi. Roller değişti. Marka şimdi de Türkiye`de vazgeçilmez olmak için mağazalara yüklenecek

H&M uygun fiyata moda satan pek çok markanın kabusudur. 20 liraya elbise, 50 liraya palto, 7.5 liraya tişört H&M`in `Mevsim normalleri`dir. O yüzden de bu markayla rekabet etme fikri hazırgiyimcileri her zaman rahatsız etmiştir. Ancak korkunun ecele faydası yok. Neredeyse 10 yıldır markaları `geldi gelecek` fikriyle tedirgin eden firmanın CEO`su Karl-Johan Persson, geçtiğimiz günlerde resmi açıklamayı yaptı: `Türkiye`deki ilk mağazamızı kasımda Forum İstanbul`da açıyoruz. Türkiye gelecekteki büyümemiz için muhteşem bir potansiyele sahip.`

KÂR VARSA GİRERİZ

H&M Türkiye`de mağaza açmaya hazırlansa da konuşmaya yetkilendirdiği bir isim yok. Biz de Türkiye`de bir muhatap bulamayınca İsveç`te markanın sözcüsü Pernilla Halldin`e ulaştık. Halldin çok detaya girmeden sorularımızı yanıtladı. Yıllardır Türkiye`ye gelmesi beklenen H&M`in Türkiye pazarına geç kalmadığını belirten Halldin, `En uygun zamanı ve ortamı bekledik` diyor. Halldin şirket olarak bir pazara ne zaman girdiklerini değil doğru lokasyonu önemsediklerini belirtiyor. `Türkiye genç ve modaya düşkün nüfusu ile bizim için hem çekici hem de ilginç bir pazar. Girdiğimiz pazarda hiçbir zaman birkaç mağazayla kalmadık. Her zaman büyük çaplı büyüyebileceğimiz ve kâr edebileceğimiz pazarlara girmeyi tercih ettik. Türkiye`ye giriyorsak büyüme planlarımız olduğu içindir` diye konuştu.

Modada aykırılık tavan yapmış durumda. Uçuk kaçık tasarımlar çoğu zaman antipatiye sebep olsa da aslında bazıları için kendilerini ifade etme yolundan başka bir şey değil

Tüketim çılgınlığı, adeta bir alışveriş merkezine dönüşen dünyada bizi hep daha fazlasına sahip olmaya, azla yetinmemeye sürüklüyor. Çoğu zaman ihtiyacımızdan fazla tüketiyor, daha farklı ve yeni olanı satın almaktan haz duyuyoruz. Tükettiklerimizi göstermek, sahip olduklarımızla dikkat çekmek ise başka bir zevk veriyor bize… Tüketim çılgınlığının en önemli sonuçlarından biri olan gösteriş merakı, hayatımızın her alanına nüfuz etmiş durumda…

İŞTE ANATOMİ:

Oysa bizden çok daha gelişmiş ekonomiye sahip coğrafyalarda sürdürülen basit ve sade hayatlar, bazen çirkinlik ve görgüsüzlüğe kaçan bu görkemin zenginlikle ilgili olmadığını gözler önüne seriyor. Dünyanın en zengin ülkelerinden İsveç`te insanlar, sokağa sade kıyafetlerle çıkıyor, basit arabalarda yolculuk yapıyorlar. Gösteriş merakı, giyim kuşamda da kendini gösteriyor. Aşırı dikkat çeken bir giyim stili her ne kadar modanın özgür ruhunda alkışlansa da, frapanlığı bir kimlik oluşturma, isim yapma çabası olarak okumayı da ihmal etmemek gerekiyor. Fark edilmek, kimliğini giyim tarzı üzerinden oturtmak ya da özgürlük arzusu… İşte birçok ünlünün klasik kalıplara sığmayan tarzının anatomisi…

`SAHİPSEM VARIM`

Sürekli değişim halinde olan moda, rengarenk ve cazibeli dünyasıyla bizi sürekli satın almaya ve sahip olmaya itiyor. Amerikalı psikanalist Erich Fromm`un `sahip olmak` ya da `var olmak` diye bahsettiği ikilemin; `sahip olduğum için varım` anlayışına dönüştüğünü, insanların kısa sürede alıp tükettiklerini göstererek kimliklerini oluşturduklarını ve `giyiniyorum, öyleyse varım` tavrını benimsediklerini görüyoruz. Modayı izlemek, hoş kıyafetlerle salınmak, trendlerden haberdar olduğunu göstermek, kimliğini giyim tarzı üzerinden oluşturmak, kişiye mutluluk, özgüven ve dış görünüşe tapınılan bir ortamda belli bir statü kazandırıyor.

FARKLI OLAN TU KAKA MI?

Günümüzde birçok ünlünün birer moda takipçisi olarak hevesle taşıdığı abartılı kıyafetler magazin basınının gündeminden düşmüyor. 18`inci yüzyılın süslü rokoko tarzı giysileri, kadınların hareket etmesini kısıtlayacak kadar gösterişliydi. O zamanlar çalışmamanın simgesi olan ve bir şekilde halkla burjuvazi arasındaki sınırları çizen şık, süslü ve gösterişli elbiseler; bugünün şartlarında da ünlü olmanın, popülerliğin ve yine çoğunluktan ya da `halktan` farklı olduğunu göstermenin araçları…

RUHUN DIŞAVURUMU

Sonuç olarak moda, kuralsız, değişken ve asi tavrıyla birçok insanı, özellikle sanatı, duruşu ve iletmek istediği mesajla toplumdan ayrışan sanatçının farklı ve benzersiz tarzını alkışlamaya devam edecek. Ünlü sanatçıların bazen göz yoran, abartılı ve dikkat çekici giyim tarzı, bir kesimi rahatsız edebilir, hatta en demokrat olanımıza bile `bu kadarına da pes artık` dedirtebilir. Ama giyimleri ayrıca içlerindeki sanatçı ruhun dışavurumu olarak da okunabilir. Son olarak, demokrat ve özgürlükçü isek, farklı olanı kıyasıya eleştirmek yerine onu anlamaya çalışmak ve olduğu gibi kabul etmek daha uygun olabilir.

İŞTE BEN GELİYORUM! İŞTE BEN GELİYORUM!

`Bu da moda mı?` dedirten uçuk kıyafetleri, sıra dışı saç modelleri ve aksesuvarları ile Lady Gaga, geçenlerde Heathrow Havaalanı`nda sıcak havaya rağmen giydiği deri kıyafetleriyle basının ilgi odağı oldu. Twitter`daki sayfasına `Yaz olması umrumda değil; deri, yüksek topuklar ve kötü davranışlar… İşte ben geliyorum!` yazdı. Saçlarını sürekli renkten renge boyatan, abartılı makyajıyla dikkat çeken Lady Gaga`nın giydiği mayo tarzı şortları sık sık kullanan ünlü popçu Hande Yener de, müziğinin yanı sıra iddialı kıyafetleriyle son zama larda adından söz ettiriyor.

SIRA DIŞILIĞIN GÜÇLÜ SİMGESİ

2007 yılında intihar eden İngilizler`in moda ikonu, Tatler dergisi genel yayın yönetmeni Isabella Blow; abartılı şapkaları, yüksek topuklu ayakkabıları ve kırmızı rujuyla sıradanlığa meydan okudu. Renkli ve egzantrik giyim tarzıyla hep şaşırttı. Türkiye`de ilginç giyim tarzı deyince akla ilk gelen isimlerden biri ise Deniz Berdan. Cemiyet hayatının ünlü isimlerinden Berdan da, sürreal bir tarzı olduğunu kabul ediyor ve `Eleştirilmeyi, sürünün parçası olmaya tercih ederim` diyor.

YARGILAMAK TEK ÇARE!

Peki herkesin istediğini giymekte özgür olduğu bir toplumda yaşıyorsak, ötekileştirip yargılamak ne kadar doğru? Tarzıyla dikkatleri üzerine çeken Deniz Berdan da bu durumdan şikayetçi: `Fikir özgürlüğü diyoruz, ifade özgürlüğü diyoruz ama giyim özgürlüğümüz bile yok. Evet, tavır ve tarz olarak sürreel bir tipim. `O giyilmez, bu yapılmaz` gibi kurallardan hoşlanmıyorum.`

HER SANATÇI ÇILGINDIR

Renkli ve eğlenceli olduğu kadar abartılı ve gösterişli giyim tarzıyla dikkatleri üzerin çeken bir başka isim, çağdaş sanatın parlayan yıldızı Haluk Akakçe. Hareketli gece hayatı, ünlü arkadaşları, ayakkabıları, kadın koruması, peruğu, kürkü ve ilginç kıyafetleriyle sıra dışılığın ve ötekiliğin alamet-i farikası adeta…

AYKIRI RUHLARA SAYGI

Haluk Akakçe, her sanatçıya özgü asi ve aykırı ruha sahip aslında. 1936 yılında Londra Uluslararası Sürrealist Sergisi`nde konuşma yapmak için sahneye dalgıç tulumuyla çıkan İspanyol ressam Salvador Dali ve platin peruğuyla özdeşleşen Andy Warhol da marjinal hayat tarzlarıyla dikkat çekmişlerdi. Kısaca Haluk Akakçe`nin sanatını yok sayıp, onu `çılgın giyinen adam` imajına hapsedersek, sanatla popüler kültürün artık iç içe olduğunu, Akakçe`nin giyim tarzını kullanarak aslında sanatını ve işini tanıtmayı amaçlayabileceğini yadsımış oluruz. Akakçe eğer peruğu, gece hayatı ve ilginç giyim tarzıyla konuşulmasaydı, Türkiye çağdaş sanatla bu derece yatıp kalkmayacaktı!

Irak, hazır giyim ve tekstilde butik mağaza sahiplerini ve toptancılarını İstanbul Fashion Fair`e alım yapmaya gönderiyor. CNR`ın Irak`ta yürüttüğü pazarlama ve tanıtım çalışmaları neticesinde Süleymaniye, Erbil, Bağdat ve Basra`dan 200 butik mağaza sahibi, 26-28 Ağustos tarihleri arasında fuarı ziyaret edecek.

Söz konusu tarihler arasında İstanbul`da CNR Expo Fuar Merkezi`nde düzenlenecek olan İstanbul Fashion Fair, Türkiye`de faaliyette bulunan butik mağazalar ve toptancıları da tek çatı altında buluşturuyor. Böylece CNR, hazırgiyim ve tekstil konusunda Bağdat ile ticaretin başlamasına da vesile oluyor.

CNR yetkilileri Bağdat`ta açılan çok sayıda butik mağazanın sahiplerinin fuarla yakından ilgilendiğini, burada birebir yapılan tanıtım çalışmaları sonucunda yüzlerce butik mağaza sahibine İstanbul Fashion Fair`in duyurulduğunu ifade ettiler.

Çin Halk Cumhuriyeti, Çin Tayvanı, Güney Kore, Hindistan`dan ithal edilen dokumaya elverişli ipliklerden metalize iplikler, ip, şerit veya toz şeklindeki metalle birleştirilmiş veya metalle kaplanmış 54.04 veya 54.05 pozisyonundaki şerit ve benzerleri ürünlere kilogram başına 2.2 dolar damping uygulanacak.
Dış Ticaret Müsteşarlığı`nın İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ`i Resmi Gazete`de yayımlandı. Buna göre, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), Güney Kore, Çin Tayvanı (Tayvan) ve Hindistan menşeli 5605.00 gümrük tarife pozisyonu (GTP) altında yer alan `dokumaya elverişli ipliklerden metalize iplikler (gipe edilmiş olsun olmasın), ip, şerit veya toz şeklindeki metalle birleştirilmiş veya metalle kaplanmış 54.04 veya 54.05 pozisyonundaki şerit ve benzerleri` (metalize iplikler) için dampinge karşı önlemin sona ermesinin damping ve zararın devamına veya yeniden meydana gelmesine yol açacağı iddiasıyla Betareks Metalize İplik ve Ambalaj Sanayi A.Ş. (Betareks A.Ş.) tarafından yapılan ve Katasa Tekstil San. Tic.Ltd. Şti, Ram Fil İplik ve Tekstil Ürünleri San. ve Dış Tic. Ltd. Şti, Güray Tekstil San. Tic. Ltd. Şti. ve Beymaks Tekstil İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. firmaları tarafından desteklenen başvuru çerçevesinde başlatılan nihai gözden geçirme soruşturması, Dış Ticaret Müsteşarlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek tamamlandı.

Soruşturma sonucunda, yürürlükteki önlemin ortadan kalkması durumunda dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu tespit edildiğinden, uygulanmakta olan dampinge karşı önlemin İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu`nun kararı ve Bakan`ın onayı ile `5605.00` GTP numaralı Dokumaya elverişli ipliklerden metalize iplikler (gipe edilmiş olsun olmasın), ip, şerit veya toz şeklindeki metalle birleştirilmiş veya metalle kaplanmış 54.04 veya 54.05 pozisyonundaki şerit ve benzerleri ürün için Çin Halk Cumhuriyeti, Çin Tayvanı, Güney Kore, Hindistan menşeli ülkelere kilogram başına 2.2 dolar dampinge karşı önlem uygulanmasına karar verildi.

Avrupa`nın en önemli fuarları arasında yer alan 13. Paris Gelinlik Damatlık ve Abiye Fuarı’nda (Paris Bridal Fair) en iyi damatlık ödülünü, bir Türk firmasının oldu. MGM Tekstil`in Adimo markasıyla ürettiği damatlıklar, modanın kalbinde düzenlenen fuarın katılımcılarından en fazla oyu alarak, dünyaca ünlü 11 firmayı geride bıraktı.

MGM Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı ve Ege Giyim Sanayicileri Derneği(EGSD) Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Tunçer, Türk gelinliklerinin dünyada ve Avrupa`daki şöhretinden sonra, Türk damatlıklarının da popülerliğinin artacağını söyledi.

İstanbul`dan Bartın`a gelen ihracatçı tekstil firması işe 300 işçi alacak. Türkiye`de işçi alımı söz konusu olduğunda müracaat patlaması yaşanmasına karşılık Bartın`da aynı durum söz konusu olmadı.

Günlerdir fabrikada çalıştırmak için işçi arayan fabrikanın sahipleri köy köy gezerek işçi aramaya başladı. AK Tekstil Firmasının ortağı Ercan Aras, Bartın`da karşılaştıkları durumun kendilerini şaşırttığını söyledi. Aras, `Firmamız yeni açıldı. İhracatçı firmayız. Bartın`a istihdam oluşturmak için 300 eleman alacağız. Asgari ücret, yemek ve servis dahil. Müracaatlarda sıkıntı yaşıyoruz. Çalıştıracak işçi bulamıyoruz. Gömlek ve penye üretimi yapıyoruz. Almanya, Fransa ve İngiltere`ye ihracat yapıyoruz ama çalıştıracak işçi bulamıyoruz` dedi.

Ak Tekstil ortaklarından Ali Özen ise bir çok reklam ve tanıtım yapmalarına karşılık sonuç alamamalarının kendilerini üzdüğünü söyledi. Özen, `Bartın`a burada mevcut olan şehri yurt dışına tanıtmak ve buradan dünyaya ihracat yapmak için geldik. Türkiye genelindeki işsizliğin burada da olduğunu da düşünerek buraya yatırım yaptık. Ama işçi bulamıyoruz. İstanbul`dan geldik. Tekstil de çalışmış veya bu işe eğilimi olan arkadaşlar ile çalışmak istiyoruz. 300 kişiyi istihdam ederek, ihracata katkıda bulunmak istiyoruz` dedi. Toplam 7 bin metrekare alan üzerine kurulan fabrikanın 3 katı halen boş duruyor. Fabrika sahipleri 3 katta çalıştıracak işçi aramaya devam ediyor.