TeKSTiL TeKNiK GüNDeM

Tekstil, Moda ve Perakendenin Nabzı

"İhracat" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

Türk hazır giyim ve konfeksiyoncularının en gözde pazarı kuşkusuz Rusya. Nitekim halen yurtdışında en çok Türk mağazasının bulunduğu ülke de Rusya. Bir dönemler bavul ticareti yoluyla bu ülkeye mal satan firmaların yerini artık perakende zincirleri almış durumda.

Para Dergisi`nin bu haftaki sayısında yer ala Rusya`yı fetheden Türk hazırgiyimciler. Rusya`da en çok mağazası olan Türk şirketi 152 şubesiyle, blue jean markası Colin`s`in sahibi Eroğlu Holding. Adil Işık`ın 29, Damat Tween`in 9, Ramsey`in 14 mağazası var. Süvari, 2 yıl içinde 20 mağazaya ulaşmayı hedefliyor. Rusya hazır giyim perakendeciliğinde öne çıkan Türk şirketleri arasında, kendi kategorisinde lider olanı bile var. Romano Botta markasının sahibi Kanpak Tekstil, 74 mağazayla erkek giyiminde en çok mağazası olan firma durumunda.

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Ulaştırma Bakanlığı, Pakistan ile ticaret hacmini daha geliştirmek için `Türkiye-Pakistan Konteynır Treni`ni sefere koydu. 2 Ağustos`ta İstanbul`dan hareket eden tren, Pakistan`ın kurtuluş günü olan 14 Ağustos günü İslamabad şehrine vardı. İki ülke arasında (İstanbul-İslamabad) ilk zamanlar haftada bir karşılıklı tek sefer yapacak olan konteynır treni, bir seferde net 500 ton yük taşıyacak. 6 bin 565 kilometrelik mesafeyi 11 günde alacak tren, kara ve denizyolundan daha kısa sürede yükleri Pakistan`a ulaştıracak. Türkiye ile Pakistan arasında yükler karayolu ile (6 bin 250 kilometre) 17 günde, denizyolu ile ise 37 günde taşınabiliyor.

 

SÜRE KISALACAK VE UCUZLAYACAK

Denizyolu ile İstanbul`dan İslamabad`a yük taşımak için, sırasıyla; Marmara Denizi, Ege Denizi, Akdeniz, Kızıldeniz, Hint Okyanusu`nu aşmak gerekiyor. Karayolu ile taşınacak yükler ise 6 bin 250 kilometrelik Türkiye ve İran üzerinden 17 günde ancak İslamabad`a taşınabiliyor. Demiryolu ile yapılacak taşımacılık zaman yanında ekonomik de olacak. Karayolu ile bir TIR`ın 12 bin dolara taşıdığı yük, trenlerle 5 bin dolara taşınabilecek. Türkiye ile Pakistan arasındaki ticaret hacminin yüzde 60`ı ithalat, yüzde 40`ını ise ihracat oluşturuyor. `İstanbul-Tahran-İslamabad Konteynır Treni` ile Pakistan`dan Türkiye`ye tekstil ürünleri (iplik, konfeksiyon, deri vb.) pamuk, medikal el aletleri, oyuncak, oyun ve spor malzemeleri taşınacak. Türkiye`den Pakistan`a ise, makine ve makine parçaları, kimyasal ürünler, kağıt ve kağıt ürünleri, oto yedek parçaları, tarım aletleri vb. yükler taşınacak. İstanbul`dan harekete edecek yük treni, Zahedan şehrine geldiğinde, Pakistan vagonlarına aktarılacak.

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

–Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, ihracatta eksen kayması olmadığını, ilköğretimde öğretilen Türkiye`nin jeopolitik konumunu en iyi şekilde değerlendirdiklerini vurguladı. `Her pazarın ihtiyacına uygun ürünler sunarak, söğüt yaprağından düdük çıkararak ihracatımızı arttırıyoruz` diyen Çağlayan, bunun en çarpıcı örneğinin tavuk bacağı ihracıyla ihracatın artırıldığı Çin olduğunu belirtti.
– Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Temmuz`da ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6 arttığına dikkat çekerek, 7 aylık artış oranının yüzde 13.1 olduğunu belirtti. İhracatta eksen kayması olmadığını ifade eden Çağlayan, ilköğretimde öğretilen Türkiye`nin jeopolitik konumunun en iyi şekilde değerlendirilmesinin söz konusu olduğunu vurguladı. Çağlayan, `Her pazarın ihtiyacına uygun ürünler sunarak, söğüt yaprağından düdük çıkararak ihracatımızı arttırıyoruz` dedi.
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, TİM`in açıkladığı Temmuz ayı ihracat rakamlarını değerlendirdi. Temmuz`da ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6 arttığına dikkat çeken Çağlayan, 7 aylık artış oranının yüzde 13.1 olduğunu vurguladı. Almanya`ya da, Çin`e de, ABD`ye de, Romanya`ya da, Suriye`ye de önemli ihracat artışı sağlandığını belirten Çağlayan, `Global krizde rekabet şartları değişirken hem ihracatın yüksek olduğu ülkelerde ihracat artışı sağlamayı, hem de yeni ülkeleri ihracatın yıldızı yapmayı hedefliyoruz. Dünya ticaretinden daha fazla pay almanın yollarını arıyoruz. Bu, eksen kayması değil, ilköğretimde öğretilen Türkiye`nin jeopolitik konumunun en iyi şekilde değerlendirilmesidir` diye konuştu. Çin`e olan ihracatın yedi aylık dönemde 1 milyar 263 milyon dolar seviyesine ulaştığına işaret eden Çağlayan, bu değerin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 80 daha fazla olduğunu vurguladı. 2009 yılında ilk yedi aylık dönem ihracatta 25. sırada bulunan Çin`in, bu dönemde 15`inci sırada yer aldığını bildiren Çağlayan, ortaya çıkan bu gelişmenin Çin`in ihracattaki sıralamasın olumlu seyrinin yanı sıra şimdiye kadarki Türkiye`nin ihracatındaki en yüksek seviyeyi işaret ettiğini kaydetti. `Her pazarın ihtiyacına uygun ürünler sunarak, söğüt yaprağından düdük çıkararak ihracatımızı arttırıyoruz` diyen Çağlayan, bunun en güzel örneğinin de Çin`e olan ihracat olduğunu kaydetti.
-ÇİN`E TAVUK AYAĞI İHRAÇ EDEREK İHRACATI ARTIRDIK-
Tavuk ayağını Çin`e göndererek ihracatın artırıldığını ifade eden Çağlayan, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
`Bu 7 aylık dönemde geçen yıla göre fındık ihracatımızdaki artış yüzde 23 düzeyindedir. Bunun gibi madencilik, kimya, makine, otomotiv, tekstil gibi sektörlerde de geçen yıla göre önemli artışlar görülmektedir. Geçen yıl 7 aylık ihracatımızda 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdiğimiz ülke sayısı 16 iken bu dönem 20 olmuştur. Bu dönemde geçen yıl 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirdiğimiz 16 ülkede sağlanan ihracat artışı 3.6 milyar dolardır. Geçen yıl ihracatımızda önemli bir paya sahip bu ülkelerde ihracatımız artarken bu yıl Çin, Libya, İsrail, Belçika ve Suriye de 1 milyar doların üzerinde ihracat yapılan ülkeler arasında yer almıştır. Hem ihracatınızın en yüksek olduğu ülkelerde ihracat artışı sağlamaya, hem de yeni ülkeleri ihracatımızın yıldızı yapmaya çalışıyoruz. Ayrıca diğer ülkelerde de daha fazla pay almanın yollarını arıyoruz. Güçlü olduğumuz pazarlarda daha fazla ihracat yapmanın yollarını ararken yeni pazarlarda da tutunmanın, güçlenmenin çabasındayız. Bu gelişmeler, eksen kaymasından değil ilköğretimde öğretilen ülkemizin jeopolitik konumunun hükümetimizce en iyi şekilde değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. İhracatımızdaki bu gelişmeler başta ihracatçılarımızın girişimleri olmak üzere hükümetimizin sağladığı siyasi ve mali istikrarın yanı sıra gerek ticari ve gerek politik diplomasının başarıyla bütünleşmesinden kaynaklanmaktadır.`
-BİR ÖNCEKİ AYA GÖRE İHRACAT ARTIŞI YÜZDE 2.2-
İhracatçı Birlikleri kayıtlarına göre; Temmuz`da ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6 artarak 9 milyar 416 milyon dolar olduğunu vurgulayan Çağlayan, geçen aya göre ihracatın yüzde 2.2 arttığını vurguladı. TÜİK rakamlarına göre kesinleşen 6 aylık ihracatın, 2009 yılının ilk yarısına göre yüzde 14.9 oranında artarak, 54.8 milyar dolara ulaştığına değinen Çağlayan şu noktalara dikkat çekti:
`TÜİK`in 6 aylık kesinleşen ihracat rakamına Temmuz 2010 ihracatçı birlik kayıt rakamını eklediğimizde 7 aylık ihracatın 64.2 milyar dolara ulaşmıştır. Son 12 aylık ihracat rakamlarında ise 12 aylık ihracatımızın 110 milyar dolara ulaştığı görülmektedir. Bu da Orta Vadeli Programda belirlediğimiz 107.5 milyar dolar ihracat hedefine rahatlıkla ulaşacağımızın göstergesidir.`
-TARIM ÜRÜNLERİNDE İHRACAT ARTIŞI YÜZDE 10.7-
Temmuz ayı ihracatını sektörel bazda değerlendiren Çağlayan, Temmuz ayı Birlik kayıtlarına göre, tarım ürünlerindeki ihracat artışının yüzde 10.7, sanayi ürünlerindeki ihracat artışının yüzde 4.5 iken, madencilik ürünlerindeki artışın ise yüzde 32.1 seviyesinde olduğunu vurguladı. Çağlayan, ihracat içindeki ağırlıkları dikkate alındığında, Temmuz ayı ihracatında 2009 yılına göre yaşanan yüzde 6`lık artışa sanayi sektörünün katkısının 3.83 puan; tarım sektörünün 1.20 puan ve madencilik sektörünün ise 0.93 olduğunu kaydetti.
-ALMANYA`YA İHRACAT YÜZDE 17.3 ARTTI-
Temmuz ayında Almanya`ya ihracatın yüzde 17.3 artarak 1 milyar 27 milyon dolar seviyesine yükseldiğine ve en çok ihracat yapılan ülke olduğuna dikkat çeken Çağlayan, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
`Almanya`yı sırasıyla 590 milyon dolarla İngiltere, 526 milyon dolarla İtalya, 525 milyon dolarla Irak ve 495 milyon dolarla Fransa takip etti. 2009 yılı Temmuz ayında 6. sırada yer alan Rusya`ya ihracatımız, Temmuz 2010`da yüzde 64.4 artmış ve payı yüzde 2.7`den yüzde 4.13`e yükselmiştir. Almanya`nın payı yüzde 9.9`dan yüzde 10.9`a, Irak`ın payı ise yüzde 4.8`den yüzde 5.6`ya (değer bazında yüzde 24.2 artışla) yükselmiştir. Her zaman güçlü pazarlarımızın başında yer alan Almanya`ya aylık ihracatımızın 1 milyar dolar üzerine çıkması bu ülkeye yılsonunda 10 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirebileceğimize işaret etmektedir. Kriz öncesi dönemde ekonominin büyüdüğü dönemde 2008 yılı Temmuz ayında 306 milyon dolar ihracatımız varken Temmuz`da ABD`ye ihracatımız 329 milyon dolar gerçekleşmiştir. ABD`de işadamlarıyla birlikte geçtiğimiz hafta yaptığımız temaslarla bu ülkeye ihracatımızda önemli artışların görülmesini bekliyoruz. Romanya`ya yedi aylık toplam ihracatımız geçen yıla göre yüzde 24 artışla 1 milyar 457 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu ülkeye otomotiv, konfeksiyon, kimya ve yaş meyve, sebze ihracatında önemli artışlar görülmektedir.

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Nike, Gap ve Zara gibi dünyaca ünlü markalarına üretim yapan Yeşim Tekstil`in üst yöneticisi (CEO) ve Uludağ Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği(UHGKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Şankaya, 2009 yılında Türkiye olarak 13,3 milyar dolar hazır giyim ihracatı yapıldığını belirterek, 2008 yılına göre yüzde 15,5 düşüş olduğunu belirtti.
Şankaya, dünyanın birçok ülkesine yönelik ihracatta önemli düşüşler olurken global krizden en az oranda etkilenen Ortadoğu ve Afrika gibi bölgelere yapılan ihracatın arttığını vurgulayarak, bu yıl ise genel olarak hazır giyim ihracatında bir iyileşme yaşandığını anlattı.

Bursa olarak ele alındığında da Ocak-Mayıs döneminde ihracatta bir artış olduğuna işaret eden Şankaya, şöyle konuştu:
“Dolar ve avrodaki iniş çıkışlardan dolayı sipariş verecek olan Avrupalı müşterinin daha çok bu taleplerini Türkiye`ye kaydıracaklarını düşünüyorum. Düşündüğümüz de bir anlamda gerçekleşti. Özellikle Uzakdoğu`dan dolarla alım yapan Avrupalı müşteri, dolardaki artış dolayısıyla, Uzakdoğu`dan uzaklaşarak, avro ile çalışan Türkiye`ye doğru siparişlerini kaydırdı. Ekonomik krizin etkilerinin yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla birlikte iç ve dış talepte artışlar devam edecek.“
Şankaya, 2008 ve 2009 yıllarında ağır kriz koşullarına rağmen yeni pazarlar bulmayı başardıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“2010 yılının ilk 6 ayında Avrupa`da siparişlerde bir azalma olmadı. Ancak ikinci 6 ayda Yunanistan`dan sonra Avrupa`nın birçok ülkesine yayılmaya başlanan krizin etkisiyle Avrupa pazarında biraz daha durgunluk bekliyorum. Ancak Kuzey Amerika gibi geleneksel pazarlarımızda Afrika, Ortadoğu, Asya ve Güney Amerika gibi yeni pazarlarda yavaş yavaş ihracat adına olumlu gelişmeler gözleneceğini düşünüyorum. Yeni pazarlarımızdan oldukça umutluyuz.“

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, kurun ithalata etkisinin, ihracata etkisinden en az 10 kat daha fazla olduğunu bildirerek, “Kur ithalatı azdırıyor. Canavar. Ben üretime göre ihracat değil, ihracata göre üretim yapmalıyım“ dedi. 

Bakan Çağlayan, ABD`de Kaliforniya`nın Los Angeles şehrinden Teksas`ın Houston şehrine geçerken uçakta gazetecilerle sohbet etti.
2023 yılında 500 milyar dolar hedefini yakalamak için belirlenecek yeni ihracat strajesini ilkin Ekonomik Sosyal Konseye sonra da Bakanlar Kurulu`na sunacağını bildiren Çağlayan, kurun ithalata etkisinin ihracata etkisinden en az 10 kat daha fazla olduğunu, kurun ithalatı azdırdığını bildirdi.
Bakan Çağlayan, şunları söyledi:
“Los Angeles limanında teknede ihracat birlik başkanlarıyla görüştüm. Los Angeles gibi uzak pazarlara ulaşmadaki en büyük sorumuzun süre. Bu süreyi nasıl minimize ederiz. Burada, limanda antrepolar oluşturup ürünlerimizi bu antrepolarda depolayabiliriz. İlk pilot örneğini Los Angeles`da yapacağımıza inanıyorum. Dış Ticaret Müsteşarlığı lojistik biriminden, ihracat genel müdürlüğünden, ihracatçı birliklerinden oluşan bir heyet 1 ay içinde Los Angeles`a gelecekler. Antrepoda yer almak için 5 sektör belirledik. Bunlar, hazırgiyim, konfeksiyon ve tekstil, elektrikli makinalar, deri ürünleri ve ayakkabı, kimyasallar ve plastikler ile mobilya. Limanda büyük bir antrepo kurduktan sonra ihracatı ciddi manada artıracağımızı sanıyorum. Çin, Güney Kore böyle yapıyor.
Ekonomik Araştırmaları Değerlendirme Genel Müdürlüğü vardı. Buraya bayan genel müdür getirdim. 15-16 da personel verdim. Proaktif olacaksınız dedim. İhracat odaklı üretim stratejisini, girdi tedarik stratejisini, avro-dolar dalgalanmasının, avro ve doların ayrı ayrı değer kaybetmesinin bizim ihracatımıza etkilerini tespit ettirdim. Bu birim inanılmaz raporlar hazırlıyor.
Merkez Bankası ile de görüşüyorum. Kurun ithalata etkisi, ihracata etkisinden en az 10 kat daha fazla. Kur ithalatı azdırıyor. Canavar. Parite düşerse ne olur? Hangi sektöre, hangi ülkelere etkisi olur değerlendirdik. Bir kez ithalatın yüzde 60`ı dolar, ihracatın yüzde 48`i avro. En büyük pazarım Avrupa`ya ihracatımın yüzde 78`ini avro ile yapıyorum. Bunlar hesap kitap işi. Ben üretime göre ihracat değil, ihracata göre üretim yapmalıyım.“

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Çin para birimi yüenin ABD doları karşısında yüzde 5 oranında değer kazanması durumunda, Çinli tekstil şirketlerinin yarısının iflas edebileceği ileri sürüldü.

Çin Ulusal Tekstil ve Konfeksiyon Konseyi Başkan Yardımcısı Gao Yong, yerli tekstil firmalarının yüzde 3-5 arasında değişen kar oranlarının yüenin değerlenmesi baskısıyla karşı karşıya bulunduğunu belirtti. Gao, China Daily gazetesinde yer alan açıklamasında, yüenin değer kazanmasını ham madde ve iş gücü fiyatlarının artmasına yol açacağına işaret etti.

Gazetenin haberinde hükümetin mart ayında `yüen baskısı` denediği ve bunun yüenin yüzde 1 oranında değer kazanması durumunda emek yoğun tekstil işletmelerinin karının yüzde 1 düştüğünü gösterdiği kaydedilerek, yüenin büyük oranda değerlenmesinin milyonlarca kişinin işine mal olabileceği uyarısı yapıldı. Çin Ticaret Bakanlığının verilerine göre Çin tekstil endüstrisinde 20 milyon kişi istihdam ediliyor. Pamuk ekiminde ise 140 milyon kişi çalışıyor.

Çinli ekonomist Can Bing, yüenin 2005-2008 döneminde dolar karşısında yüzde 21 değer kazandığını hatırlatarak, bunun Çin tekstil ürünlerinin fiyatının artmasına ve Vietnam, Endonezya gibi Güneydoğu Asya ülkelerinin ürünleri karşısındaki fiyat avantajını kaybetmesine yol açtığını savundu. Bing, `Zaten ücretlerdeki memnuniyetsilikten dolayı işçi giderlerinin artması riskiyle karşı karşıya bulunan Çinli tekstil işletmelerinin yüenin değerlenmesiyle daha kötü duruma düşeceklerini` söyledi.

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

İspanyol tekstil şirketi Inditex, bünyesindeki hazır giyim markası Zara ile isim benzerliği taşıdığı iddiasıyla Türk şirketi Zarakol İletişim aleyhine açtığı davayı kaybetti.

Zarakol Halkla İlişkiler AŞ`nin şirket unvanındaki `Zarakol` adının marka olarak tescili için 2005 yılında Türk Patent Enstitüsü`ne (TPE) yaptığı başvuruya, Industria De Diseno Textil S.A. itiraz ederek, tescil kapsamından çıkarılması için dava açmıştı. Davayı dün Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi karara bağladı. Mahkeme, TPE Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu(YİDK) kararının 41. ve 42. sınıf hizmetler yönünden davanın iptaline, 35. sınıf yönünden davanın reddine hükmetti. Hakim, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi`nin birleşen dosyası yönünden davanın reddine karar verdi. Zarakol Halkla İlişkiler`in avukatı İlker Akanlar, TPE Markalar Dairesi Başkanlığı`na hakimin dün verdiği iptal ve ret kararlarıyla `adaletin yerini bulduğunu` ifade etti.

Davanın sonuçlanmasından sonra bir açıklama yapan Zarakol İletişim Hizmetleri Yönetim Kurulu Başkanı Necla Zarakol, şirketin isminin 1976 yılından bu yana evlilik dolayısıyla kullandığı soyadı olduğunu ifade etti. Necla Zarakol, `Beş yıl süren bu gereksiz ve anlamsız dava bir sürü masrafın yanında şirketimin ticari itibarına zarar vermekle kalmadı, iş kaybına da yol açtı. Küresel kriz öncesinde bir yabancı şirketle sürdürdüğümüz hisse devri işlemleri bu yüzden sonlanamadı. Bu sorun olmasaydı, 2007 yılında şirketimi satmış ve belki de emekliliğimin tadını çıkarıyor olacaktım. Şimdi ben Zara hakkında maddi ve manevi tazminat davası açacağım.` dedi.

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Rekabetin `her zaman` iyi bir şey olduğunu kim söyledi? Hele ki Türkiye`deki bir ihracatçıysanız ve ürettiğiniz her ne ise `bizzat en yakın yerli rakibinizin yıkıcı rekabeti yüzünden` yurtdışındaki müşterinizin sizi soyup soğana çevirmesine de tanık olmuşsunuz demektir.

Yıkıcı rekabet, aynı müşteriye gidip, haklı hiçbir gerekçe olmadan, sırf o müşteriyi kazanabilmek adına yapılan `kaybedici` bir oyundur.

Tekstilde bunun acısını çok çektik.

90`lı yıllarda tekstildeki modernizasyon yatırımlarımız sayesinde oluşturduğumuz kalite ve kapasite, aynı yatırımı `kafamıza` yapamadığımız için canımızı çok yaktı.

Tekstilcilerimizden biri, ürettiği kaliteli tişörtüne, Avrupa veya Amerika`dan bir müşteri buluyor. Numuneler beğeniliyor, anlaşma oldu olacak…

Diyelim ki 1`inci Türk, tanesini 2 $`dan ürettiği tişörtü, hem de çok iyi bir kâr marjıyla 2.5 $`dan satmak üzere…

Tekstilcimizin rakibi, 2`nci Türk, büyük ihtimalle aynı kentteki komşu fabrikanın patronu, aynı alıcıya gidiyor. Ve 2.5 $`lık tişört için 2 $ öneriyor.

Alıcı bakıyor `kalite aynı`, ürün `eşdeğer niteliğe` sahip.

Adam salak değil; iki Türk patronun birbirini `yıkıcı rekabet` kafasızlığı yüzünden alaşağı etmesini fırsata dönüştürüyor ve tanesi 2.5 $`lık anlaşmayı, 2`nci Türk ile tanesi 2 $`dan yeniliyor.

Bunu haber alan 1`inci Türk, bu defa aynı adama aynı malı, 2 $`ın altında öneriyor.

Malını satıyor ama kârını sıfırlayarak… Hatta `dostlar ihracatta görsün` kısır bakışıyla, çoğu kez `zarara` uğrayarak…

Yıkıcı rekabetin bir başka örneğini, elektronikte de verebiliyoruz. 2001 krizinden sonraki yıllarda Türk elektronik ihracatçıları Avrupa pazarında birbirini fazlasıyla hırpaladı, rekabeti savaşa dönüştürdü. Bu savaş herkese ve toplamda Türkiye`ye zarar verdi.

Rekabet, rekabet sınırları içinde kalırsa faydalıdır. Ama o sınırları açıp savaş tanımına kaydıkça, karşı kıyıdaki ateşi seyreden dış rakipler güçlenir.

Yıkıcı rekabet ile dışarıya hediye edilen, Türkiye`nin kaynaklarından başka bir şey değil… İhracatçımızın`yıkıcı rekabet` döngüsüne sıkça düşmesinin sebebi, `ciro odaklı` yaklaşımın sorgulanmayışındandır.

Daha düne kadar yurtdışından gelen bir satın almacı, kapı kapı hepimizi dolaşıp `birimizden aldığı fiyatı diğerimize gösterip, onunkini de bizimkine gösterip` fiyat kırdırıyor.

Yıkıcı rekabet yüzünden Türkiye, ihracatta ciro hedefine saplanıp kalıyor, kârlılığı ıskalıyor.

Böylece, ülkenin kıt kaynaklarıyla üretilen mal ve hizmeti, birbirini kemirmeye çalışan rakipler(!) yüzünden, yok bahasına yurtdışındakilere hediye ediyoruz.

Kâr marjı sıfıra yaklaşınca, malınızı belki satıyorsunuz ama orta vadede yokolup gidiyorsunuz. Çünkü tesisinizi yenilemeye, malınızı iyileştirmeye, markanıza yatırım yapmaya ve işgücünüzü kalifiye hale getirmeye paranız kalmıyor.

Peki yıkıcı rekabetin herkese kaybettirdiğini bilmemize rağmen neden buna karşı tedbir geliştiremiyoruz?

Son 20 yıldır yıkıcı rekabetin aktörlerinin davranışlarını izliyorum. Bana göre en önemli faktör, ekonomik aktörlerin arasındaki `kazan-kaybet` kültüründen kaynaklanıyor. Yurtdışında müşteriye giderken `birlikte kazanmak` felsefesi yerine `birbirini alaşağı etmek` davranışıyla hareket ediyorlar.

Hal böyle olunca kazanan yurtdışındaki müşteri oluyor kaybeden ise yıkıcı rekabet oyunundaki `bizimkiler` oluyor.

İsveç`ten ağaç ithal eden bir sanayici anlatıyordu. Rakibi ithalatçı firma, bir İsveç şirketinden tonu 100 birimden anlaşma imzalamıştı. Kendisi, o ürüne şiddetle ihtiyaç duyduğundan aynı İsveç firmasına aynı parti mal için 110 birim önermişti. İsveçli firma, `ülkemin uzun dönemli ekonomik menfaatine zarar verir` gerekçesiyle, daha fazla kazanç imkânı olmasına rağmen öneriyi reddetmişti.

Bizde ise rekabeti `fiyat kırmak` olarak algılayan ilkellik, böyle bir yaklaşımı anlamaktan hâlâ çok uzak.

Firmasının, ülkesinin ihracatının cirosuyla övünen kafaların bilmesi gereken şu: Yıkıcı rekabet, Türkiye`yi yağmalatmaktır.

Kısa vadede kazanıyor olabilirsiniz ama, orta vadede siz de yok olursunuz.

Şeref OĞUZ

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

 Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği(ETHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Ünlütürk, seçimli olağan genel kurulda güven tazeledi.

Ünlütürk, sektörün yeni dönemde teknik tekstile ağırlık vererek, katma değeri yüksek ürünler için çalışacağını kaydetti.ETHİB seçimli olağan genel kurulu, Ege İhracatçı Birlikleri konferans salonunda yapıldı. Tek listeyle gidilen seçimde mevcut başkan Ünlütürk yeniden seçildi.

Ege Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği`nin eski başkanı Jak Eskinazi ile Tariş Pamuk ve Yağlı Tohumlar Birliği Başkanı Beliğ Azbazdar da yönetime girdi. ETHİB Başkanı Ünlütürk, genel kurulda yaptığı konuşmada, geçmiş dönemlerde tekstil sektöründen vazgeçilmesi gerektiği yönünde telkinlerde bulunulduğunu ancak sağladığı net katma değer ve istihdam açısından tekstilin vazgeçilmez olduğunu söyledi.

Tekstilin öneminin uzun süre daha devam edeceğinin altını çizen Ünlütürk, Türkiye`de sektörün önemli bir birikim, altyapı ve kümelenme gücüne sahip olduğunu ifade etti. Sabri Ünlütürk, sektörün geleceği konusunda olumlu düşündüğünü dile getirerek, `Tedarik zincirinin hızlanması ve Avrupa Birliği`ndeki rakiplerin azalması, önemli bir oyuncu olarak dünya piyasasında yer almamızı gerçekçi hale getirdi. Bunları Ankara`ya da her fırsatta anlatmaya çalışıyoruz. Biz de kendi içimizde bilgi paylaşımını ve yenilikleri sık sık tartışıp gündemde tutmak zorundayız.` dedi. Ünlütürk, sektörün sadece moda endüstrisine hizmet verdiğini ancak dünyadaki yeni trendin teknik tekstil olduğunu kaydetti. Teknik tekstilin ar-ge ve yenilik sayesinde mümkün olduğuna işaret ederek, Ege Bölgesi`nin bu alanda istenen düzeyde faaliyet göstermediğini vurguladı.

 Ünlütürk, yeni görev süresinde tektil firmalarını bu alana yönlendireceklerini, üniversitelerle işbirliği yapacaklarını ve üreticilerin teşvik programlarından yararlanabilmesi için çalışma yürüteceklerini sözlerine ekledi. Yeni ETHİB Yönetim Kurulu, şu isimlerden oluştu: Sabri Ünlütürk, Hasan Şentürk, Nuri Uz, Yaşar Uçak, Musa Antebi, Jak Eskinazi, Vecdi Erküçük, Zeynep Demirel, Alican İnallıoğlu, Cemal İpekoğlu ve Beliğ Azbazdar.

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)

Türkün Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erol Türkün, `Krizden en çok etkilenen tekstildi, ilk önce çıkan da tekstil oldu.` dedi. Almira Otel`de gerçekleştirilen toplantıda konuşan Erol Türkün, tekstil sektörünün geleceği ve ihracattaki son durum hakkında Osmangazi Rotary Kulübü üyelerine bilgi verdi.

Tekstilin otomotivle birlikte yaşanan ekonomik krizden en çok etkilenen sektör olduğuna işaret eden Erol Türkün, ekonomik parametrelere bakıldığında krizin ardından tekstil sektörünün toparlanma süreci içerisine girdiğine dikkati çekti. Ev tekstili konusunda Türkiye`nin en güçlü ihracatçı ülkelerin başında geldiğini vurgulayan Türkün, kriz sonrası tabloya bakıldığında Batı Avrupa`nın köklü firmalarının kapanmasının ardından Türkiye`nin pazarlara hakimiyetinin daha da artacağını hesapladıklarını kaydetti.

Türkiye`nin mevcut alt yapı, makine parkuru, yetişmiş insan gücü avantajlarıyla var olan ağırlığını büyük hasar almış batı Avrupa tekstil sektörü üzerinde arttıracağını dile getiren Türkün, şöyle devam etti: `Yabancıların Türkiye bakışı ile kendimize bakış açımız arasında büyük farklılık var. Yabancılar yukarıda saydığımız avantajlarımızı karşı çok daha fazla önemsiyorlar. Kendimize bakış açımızda da değişikliklere gitmemiz avantajlarımızın çok daha farkına varmamız gerekli. Türkiye`nin yeni dönemde üzerinde taşıdığı en büyük artılardan biriside lojistik avantajıdır.

Türkiye fiyat avantajı ve yakınlığı ile Avrupa pazarlarında `yakın Çin` diyerek tanımlanıyor. Üstelik üst düzeydeki üretim kalitesi mevcut avantajını uzun soluklu devam ettirmesine olanak tanıyor.`

VN:F [1.9.4_1102]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)