"agbulaka" tarafından yazılmış yazıları görüntülüyorsunuz

Deloitte'un "Perakendenin Küresel Güçleri 2010" raporunda en büyük 250 perakende kuruluşu listesinin başında 401.2 milyar dolar ciroyla Wal-Mart yer alırken, 199. sıradaki Migros'un ardından BİM Mağazaları da 241. sıradan listeye girdi. BİM aynı zamanda raporda yer alan "En Hızlı Büyüyen 50 Perakendeci" listesine 9. sıradan girmeyi başarırken, Migros da 25. sırada yer aldı.
Deloitte'un raporunda, sektörün küresel düzeyde toparlanma sürecine girdiği belirtildi. 2008'de küresel perakende sektöründeki kuruluşların üçte ikisinin kârları düşerken, satışlarını yüzde 5,5 oranında artırarak zirveyi paylaşan 250 kuruluşun toplam cirosu 3.8 trilyon doları buldu.
En büyük 250 perakende kuruluşu listesinin başında 401.2 milyar dolar ciroyla Wal-Mart yer aldı. Wal-Mart'ı 127.9 milyar dolarla Carrefour ve 99 milyar dolar ile Metro izledi. Önceki yıl 3 milyar 942 milyon dolar gelir elde eden Migros Türk listeye 199. sıradan girerken, BİM Mağazaları 3 milyar 296 milyon dolarlık gelirle listede 241. sırada yer aldı.
İki kuruluşun gelirlerinin Ortadoğu bölgesi sıralamalarında da ağırlığını hissettirdiği ifade edilen raporda, mağaza sayısını yüzde 32 artıran BİM'in, bu bölgedeki perakende satışları itibariyle 5. sırada yer alan Migros'tan sonra 6. sırada geldiği kaydedildi.
Raporda 184 sektör temsilcisinin üçte ikisinin 2008'de kârlılıklarının azaldığı da ifade edildi.
Raporu değerlendiren Deloitte Türkiye Danışmanlık Sorumlu Ortağı ve Tüketim Endüstri Lideri Uğur Süel, küresel perakendecilik sektörünün 2008'de çalkantılı bir yıl yaşadığını söyledi. Süel, "Satışlar yavaşlarken, kârlılık birçok kesimde keskin şekilde düşüşe geçti. Ancak 2009 yılında küresel olarak ekonomideki hafif yükselişle birlikte bu sektörün de kârlılığını geliştireceği kanısındayız" dedi.
TGSD Başkanı Cem Negrin, ABD'ye gümrüksüz ve kotasız ihracatı sağlayan ve şu ana kadar İsrail, Mısır ve Ürdün ile yapılan 'nitelikli sanayi bölgesi' anlaşmasının Türkiye ile de yapılması için yabancı bir lobi şirketiyle görüşmelere başladıklarını açıkladı.
Yeni başkanını geçen ay seçen Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), değişen yönetimle birlikte sektöre yönelik yeni gündemini de belirlemeye başladı. Sektörün lider sivil toplum kuruluşlarından olan TGSD'de başkanlık koltuğunu Ahmet Nakkaş'tan devralan Cem Negrin, derneğin yıllardan beri süregelen "Anadolu'da iş, aş" temalı ana gündemine ABD'yi de ekledi.
Negrin, birkaç yıl öncesine kadar 1.5 milyar dolar iken 300 milyon dolar seviyelerine inen Türkiye'nin ABD'ye ihracatının Nitelikli Sanayi Bölgeleri (QIZ) yoluyla yeniden şahlanması için çalışacak. TGSD Başkanı Negrin, ABD'ye gümrüksüz ve kotasız ihracatı sağlayan ve şu ana kadar İsrail, Mısır ve Ürdün ile yapılan QIZ'nin iki yıl içinde Türkiye ile de yapılması için yabancı bir lobi şirketiyle görüşmelere başladıklarını açıkladı.
TGSD Başkanlığı görevine geldikten sonra stratejilerini ilk kez Referans'a anlatan Cem Negrin, dünyanın en büyük pazarlarından biri olan ABD'ye yapılan 300 milyon dolarlık ihracatın, Türkiye için anlam ifade etmediğini söyledi.
İlk kez Obama'nın ziyaretinde gündeme geldi
QIZ'in ihracatı artırmaya yönelik önemli bir model olacağını kaydeden Negrin, "ABD Başkanı Barack Obama geçen yıl Türkiye'ye geldiğinde konunun gündem maddesi olması için Başbakanlık'a iletmiştik. Ancak üzerinde çalışılmadı. Bununla birlikte iki ülke arasındaki politik ilişkiler, birkaç yıl öncesine kıyasla çok daha iyi durumda. Dolayısıyla QIZ şansının arttığını düşünüyoruz. Bu konuda iki ülke arasında çalışmalar yapmak için ABD merkezli bir lobi şirketiyle de anlaşmak üzereyiz" dedi. Konuyu Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) yetkililerine de ileteceklerini belirten Negrin, "DTM projeye inanırsa bize tam destek verecektir. İki yıl içinde konuyu çözüme kavuşturmayı planlıyoruz" dedi.
İşsizliğin ucuz çözümü konfeksiyon sektörü
TGSD'nin yeni dönemde de Anadolu'da istihdamı artıracak ve işsizliği azaltacak yeni projeler geliştirmeye devam edeceğini söyleyen Negrin, bu konuda hükümetin dikkatini yeniden konfeksiyon sektörüne çekmek için çalışmalar yapacaklarını söyledi. Negrin, "İşsizliğin ucuz çözümü, konfeksiyon sektörüdür. ‘Az yatırımla çok istihdam' sağlayacak başka bir sektör daha yok. 5084 sayılı Teşvik Yasası geçen ay yeniden uzatıldı, ama enerji indirimi avantajı ortadan kaldırıldı. Bu uygulama, Doğu Anadolu'da pek çok işçiyi işsiz bırakacak. Enerji indiriminin tekrar uygulanması için de çalışacağız" dedi.
Cem Negrin, TGSD olarak Türkiye'den bir dünya markası çıkarmak için stratejiler sunmayı düşündüklerini de belirterek, şunları söyledi:
"İspanya'dan nasıl Mango, Zara çıktıysa, Türkiye'den de bu tür bir marka niçin çıkmasın? Bu markalar eğer İspanyol devletinden destek aldıysa, bizim devletimiz niçin kendi markalarına bu tür bir destek vermesin? Hangi markaların olacağı ortak bir çalışmayla belirlenebilir. Ama seçilen markaların da uluslararası arenada gerçekten söz sahibi olabilecek rakamlarla desteklenmesi gerek, birkaç yüz bin dolarla değil."
ABD'ye gümrüksüz ihracatın yolu
Nitelikli Sanayi Bölgeleri (Qualifying Industrial Zones-QIZ), ABD'ye gümrüksüz ve kotasız ürün ihracatını sağlıyor. Amerikan Hükümeti'nin 1985'te İsrail ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşması ile İsrail'e sağlanan gümrük vergisi ve kota muafiyetinin kapsamı, 1996 yılında QIZ ile genişletildi. Sonradan Filistin, Mısır ve Ürdün, bu anlaşmanın kapsamına dahil edildi. ABD'ye gümrüksüz ve kotasız ihracatta yüzde 30-35'lik avantaj elde ediliyor. QIZ modeli, ekonomik bir anlaşma olarak görülmesine rağmen önemli siyasi sonuçları olan ve stratejik işbirliğini gerektiren güçlü bir ittifak olarak da niteleniyor.
Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB), Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) ve BUTEKOM işbirliğiyle "II. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu" kuracak.
TİM Başkan Vekili ve UTİB Başkanı İbrahim Burkay, Ar-Ge yatırımlarının artması, bu sürecin hızlanması ve sağlıklı işlemesi için 2007 yılında UİB bünyesinde kurulan Tekstil Teknoloji Çalışma Grubu'nun aktif çalışmalarını yürütmekte olduğunu belirtti. "Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe II. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu"nun 18 Şubat 2010 Perşembe günü gerçekleştirileceğini söyleyen Başkan Burkay, platforma TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve TOOB Tekstil Sanayi Sektörü Meclis Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, modacı Faruk Saraç ve çok sayıda ihracatçı firma temsilcisinin katılacağını dile getirdi.
Bu çalışmaların başında UİB Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe I. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu, BUTEKOM Ar-Ge Merkezi'nin hayata geçmesi, Ar-Ge Envanterinin Yapılması, Ev Tekstili Çalıştayı ile Teknik Tekstil Çalıştayı'nın düzenlenmesinin yer aldığını belirten Başkan Burkay, "UİB Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe Ar-Ge Proje Pazarı Platformu ile tekstil ve konfeksiyon sektörünün yüksek katma değerli üretim yapabilmesi, gerçekleştirilen ihracatın sürdürülebilir kılınması teması ile Ar-Ge projesi yapmak isteyen sanayi kuruluşlarının temsilcileri ile üniversite öğretim üyeleri ve araştırma kurumlarını bir araya getirerek sanayicilerin Ar-Ge destek programlarına proje önerisi sunmalarını sağlamayı amaçlıyoruz" dedi.
69 proje önerisi sunuldu
TÜBİTAK-TEYDEB'in, 2002 yılından bu yana, çeşitli kurum ve kuruluşlara toplam 19 Ar-Ge proje pazarı için destek verdiğini söyleyen Başkan Burkay, düzenlenen "UİB Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe I. AR-GE Proje Pazarı Platformu" ile ilk defa ve "doğrudan" tekstil konfeksiyon sektörüne destek sağladığının ve "II. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu" için de TÜBİTAK desteği alındığının altını çizdi.
Burkay, Türkiye'nin dört bir yanından farklı konularda toplam 69 proje önerisi sunulduğunu da sözlerine ekledi.
Fenerbahçe Kulübü'nün, Fenerbahçe Spor Ürünleri AŞ'den (Fenerium) Sorumlu Asbaşkanı Abdullah Kiğılı, günlük giyim ve ev tekstiline de yer vermeleri sayesinde, ürün satışlarının aylık bazda yüzde 25-30 arttığını söyledi.
Geçen yılın temmuz ayından bu yana Fenerium'u yöneten Kiğılı markasının sahibi Abdullah Kiğılı, sonbahardan bu yana Fenerium mağazalarında gömlek ve triko gibi günlük giyimin yanında, ev tekstili ürünlerine de yer vermeye başladıklarını ve bu değişimin satış artışına katkı sağladığını kaydetti. Kiğılı, dünyanın neresinden olursa olsun İspanya'ya giden herkesin Barcelona forması aldığını ama Türkiye'ye gelince Fenerbahçe forması almadığını kaydeden Kiğılı, bu nedenle daha fazla iş yapmak için hedef kitlelerine de daha fazla seçenek sunmak zorunda olduklarını söyledi.
2000 yılında kurulan ve kulübe mali kaynak sağlamayı amaçlayan Fenerium mağazalarında göreve geldikleri Temmuz 2009'dan bu yana yaşanan değişimi ve sonuçlarını anlatan Kiğılı, ürün çeşitlendirmesi sayesinde satışlarda aylık bazda yüzde 25-30 artış yaşandığını vurguladı. Kiğılı, Türkiye genelindeki 65 Fenerium mağazasında geçen yıl 45 milyon dolar ciro yaptıklarını, bu yılki büyüme hedeflerinin ise yüzde 25 olduğunu dile getirdi.
Hedef, küsen taraftar
Göreve gelmeden önce Fenerium mağazalarında sadece maç kıyafeti bulunduğunu hatırlatan Kiğılı, "Biz Fenerbahçe taraftarının günlük iş kıyafetine de yer vermeye başladık. Triko kazak, gömlek, blazer ceket, gri pantolon gibi ürünler yaptık. Bunlara polar battaniye ve patik gibi ev tekstili ürünleri de ekledik. Taraftar bu ürünleri satın alıyorsa; ki alıyor, doğru yoldasınız demektir. Bu, satışlardan da okunuyor" dedi. Fenerium için bu değişimin gerektiğinin altını çizen Kiğılı, "Bu bir ihtiyaçtı. Çünkü takım iyi olmayınca taraftar küsüp ürün almıyor. Bazı şeyler sahadaki neticeye bağlı. Ama bunun dışında, dünya kulübü değiliz biz. 180 ülkeden İspanya'ya gidenler Barcelona formasını alabiliyor, fakat Türkiye'ye gelince Fenerbahçe formasını almıyor. Dolayısıyla daha fazla iş yapmak için hedef kitlemize yönelik forma dışındaki ürün çeşidini çoğaltmamız şarttı" dedi.
Bu yıl kulübün ikisi kaleci, diğerleri ise kuruluş, çubuklu ve armalı olmak üzere 5 ayrı forma çıkardığını hatırlatan Kiğılı, gelecek sezon için de yeni bir forma hazırlığı içinde olduklarını belirterek, "Yeni formamız mayıs ayı içinde şekillenir" dedi.
En çok armalı satıyor
Fenerium satışları hakkında bilgiler veren Genel Koordinatör Aydın Kirman ise en çok satılan ürünün armalı antrasit forma olduğunu söyledi. Armalı formanın toplam satışlardaki payının yüzde 45 olduğunu hatırlatan Kirman, "Armalı formadan 55 bin adet sipariş verdik ve yüzde 88'ini sattık" dedi. Bununla birlikte Fenerium'u tribüne bağlı marka olmaktan çıkarmaya çalıştıklarını ifade eden Kirman, günlük giyim ve ev tekstili ürünlerinin mağazalardaki raf payının yakında yüzde 15'ten yüzde 25'e çıkacağını söyledi. Kirman, "Taraftara tribün dışında da hitap etmek, gelirler açısından önemli. Taraftarın ilgisi de bizi daha çok motive ediyor" dedi.
Daha ilk karşılaşmamızda şöyle bir süzdü ve "Siz Contemposunuz" dedi.
Contempo?
İngilizce "contemporary"den türetilmiş "güncel" demekmiş.
Meğer Türkiye'nin en köklü markalarından YKM, Whitaker danışmanlığında bir süredir "yaşam tarzı mağazacılığı" yapmaktaymış.
YKM Genel Müdürü Jaklin Güner, müşterilerinin yaşam tarzını dikkate alarak altmışa yakın mağazayı baştan aşağı değiştirmiş.
Aslına bakarsanız Amerikalı danışmanlık şirketi YKM'ye on yaşam tarzı belirlemiş.
Fakat YKM yaptığı araştırmada müşterilerinin ağırlıklı olarak dört yaşam tarzını benimsediğini görmüş.
Contempo (Güncel) yüzde 42,5
Fashion (Moda) yüzde 32,7
Neo Traditional (Yeni Geleneksel) yüzde 13,8
Traditional (Geleneksel) yüzde 11.
Göçebe ve Romantik gibi kategoriler de var ama onlar azınlıkta.
Peki beni "Contempo" yapan ne?
Güner'e göre ilk bakışta kıyafet seçimim, esasında düşünme biçimim.
"Kıyafet ve marka seçiminden başlayalım…"
Koyu kahve deri spor ayakkabı (Custom National)
Taba rengi pantolon (Dockers)
Uçuk mavi gömlek (Milimetric)
Lacivert hırka (Stefanel)
Açık kahve yıpranmış deri mont (C.P Company)
Renk, uyum, kesim dahil bir sürü teknik analiz.
Peki ya Contempo müşterinin kişiliği?
Hayatta en önemli şey; kim olduğunu ve ne istediğini bilmek.
Teknoloji sayesinde sürekli iletişim ve hareket halinde, eklektik, yenilikçi ve şehirli.
İlla "Moda" hayat tarzını tercih eden müşteri gibi en son trend, en gözde mekân saplantısı yok. "Geleneksel" gibi kontrollü ve sürprizlere kapalı değil.
Bu arada kullandığınız parfümden tatil zevkinize, yatakta sağ ya da solda yatmaktan beslenme ve spor alışkanlığına onlarca soru var.
Çünkü artık yaşam tarzları yaş, cinsiyet ve gelir düzeyinden bağımsız şekilleniyor.
Trendler bile yetersiz, düşünme biçiminiz yaşam tarzınızı belirliyor.
Öyle ki yenilikçi perakendeciler 24 saatinizi bilmek istiyor.
1950'de kurulan YKM, Boyner'le birlikte Türkiye'de çok katlı mağazacılığın öncüsü.
Biri köklü diğeri yenilikçi.
Fakat artık ne YKM'nin 1950'lerin sonunda ilk taksit uygulamasını başlatmış olması yeterli ne de Boyner'in 1990'ların başında alışveriş kartıyla sadık müşteri yaratma becerisi.
Eskiden müşteriye bol seçenek sunabilen kazanıyordu, çünkü alternatif azdı.
Şimdi o kadar çok seçenek var ki müşterinin neyi neden seçtiğini bilerek alternatifleri azaltmanız gerekiyor.
Şaşırdınız değil mi?
Psikolog Barry Schwartz bu durumu "tercih paradoksu" ile açıklıyor.
Schwartz 2000'lerin başında "The Paradox of Choice"u yayımladığında sadece akademi dünyası değil perakende sektörü de ciddi dalgalanmıştı.
Eskiden bol seçeneğin bizi özgürleştirdiğine inanırdık, oysa bol seçenekli tüketim toplumunda mağazalardan eli boş çıkan müşterilerin sayısı her geçen gün artıyor.
Çünkü seçenekler arttıkça tüketici paralize oluyor.
Bol seçenek mutluluk yerine tatminsizliğe yol açıyor.
Bu yüzden perakende sektörü insanların yaşam tarzlarına uygun seçenekler üzerine yoğunlaşıyor.
YKM'nin 2 milyona yakın kartlı müşterisi var.
Bu ne demek?
Eğer bu 2 milyonun içindeyseniz Jaklin Güner size ait verilerle çoktan yaşam tarzınızı tespit etmiş durumda.
Siz daha mağazaya girmeden o, nereye yöneleceğinizi biliyor.
Baksanıza YKM kartına sahip olmamama rağmen ilk karşılaşmada sadece gözlem yaparak beni "Contempo" ilan etti.
Ne kadar "güncel"im bilmiyorum, size tavsiyem yenilikçi perakendecilerin her zaman sizden bir adım önde, bir adım daha "güncel" olduklarını unutmayın.
Benim gibi "ava giderken avlanmak" istemiyorsanız, tarzınıza bakıp kim olduğunuza kendiniz karar verin.
Yoksa Jaklin Hanım gibi biri çıkar bir gün sizin adınıza hem tarzınıza hem de kim olduğunuza karar verir.
Türkiye'nin ilk özel perakende zircirlerinden Beğendik, 2010 yılında yeni bir büyüme stratejisi ile yola devam edecek. "Paris Modeli" adını verdikleri yeni stratejiyle hareket edeceklerini belirten Beğendik İcra Kurulu Başkanı Hacı Beğendik, "Yani merkezden sarmal olarak büyüyoruz. Merkezi Ankara olarak alırsak, bu perspektifte yakın illerden Türkiye geneline yayılma politikası güdüyoruz" dedi.
Beğendik, "Paris Modeli" büyüme hedefi içerisinde, bu yıl Ankara'da 2, Kayseri'de 2 olmak üzere 4 yaşam mağazası, Ankara'da 9, Kayseri'de 6 olmak üzere toplam 15 komşu mağazası açmayı planladıklarını söyledi.
Hacı Beğendik, Ankara Sheraton Oteli'nde dün düzenlediği basın toplantısında, "Değişim Başlıyor" sloganıyla, 2009 yılını değerlendirdi, 2010 yılı yatırım planları ve 2020 yılına ilişkin hedefleri konusunda bilgi verdi. "Yaşam", "taze" ve "komşu" olmak üzere üç konseptte mağazalarla hizmet verdiklerini kaydeden Beğendik, bugün 18 mağazada çalışan sayısının 1364'e ulaştığını söyledi. 2009 yılının ekonomik anlamda zor bir yıl olduğunu kaydeden Beğendik, buna rağmen organize perakende sektör ortalama büyümesi yüzde 6 iken, bir önceki yıla kıyasla aynı dönemde yüzde 8,3'lük net büyüme gerçekleştirdiklerini belirtti. Beğendik, bu büyümenin yeni mağaza açılışlarıyla değil mevcut mağazalarla sağlandığını söyledi.
11.4 milyon dolarlık yatırım
2010 yılından başlayan büyüme stratejisi oluşturduklarını anlatan Beğendik, yeni yatırımları hakkında da bilgi verdi. Ankara Kocatepe mağazasını bu yıl sonunda yenilemiş olacaklarını kaydeden Beğendik, "2010 yılı için 11.4 milyon dolarlık yatırım gerçekleştireceğiz. 2010 hedeflerimize cirosal anlamda baktığımızda yaklaşık yüzde 50'lik artışla 2009'da 205 milyon lira olan ciromuzu 2010'da 300 milyon liraya çıkarmayı planlıyoruz" diye konuştu. Beğendik, bu girişimlerle çalışan sayısının yüzde 46'lık artışla 2010'da yaklaşık 2 bin kişiye, 52 bin 810 metrekare olan alanın 71 bin 307 metre kareye çıkacağını söyledi.
Yakın zamanda Eskişehir, Bursa, Kırıkkale, Aksaray ve Konya illerinde de mağaza açma planları olduğunu aktaran Beğendik, şöyle devam etti: "2013'de ise hedef İstanbul'da bir mağazalar zinciri satın almak ve İstanbul'u Beğendik zincirine eklemek. 2020 yılı için hedefimiz ise her yıl bir öncekinden yüzde 50 fazla ciro yaparak 2020'de 10 milyar lira ciro yapmak, 50 bin kişiye istihdam sağlamak. Büyümek ve 2020 hedeflerimize ulaşmak adına satın almalar son derece önemli. Yerel marketleri satın alarak büyüyeceğiz."
Hacı Beğendik, 2020'de Türkiye'nin üç büyük ulusal zincirinden biri olmayı, dünyada da ilk 100 perakende zinciri içerisine girmeyi hedeflediklerini kaydetti.
"Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın hazırlıklarını sürdürdüğü büyük marketler ve perakende yasa taslağı ile pazar günleri AVM'lerin kapalı olması yönündeki görüşlere" ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine Beğendik, yeni kanun taslağı konusunda esnaf ve KOBİ'lerin kurulmasında, bazı konularda "yasal değil ekonomik önlemler alınmasının" daha doğru olduğunu düşündüklerini söyledi. Bir başka soru üzerine ise Beğendik, bu yıl herhangi bir satın alma düşünmediklerini ifade etti.
Eski Ege İhracatçı Birlikleri Başkanı Mete Uğuz, tekstil ve konfeksiyon sektörünü kayıtdışının ayakta tuttuğunu dile getirdi. Beş yıl Ege Konfeksiyon ve Hazırgiyim İhracatçıları Birliği Başkanlığı, 2.5 yıl Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu Başkanlığı yapan Mete Uğuz, tekstil ve konfeksiyon sektörünün ihracatta elde ettiği sonuçların kayıtdışına bağlı olduğunu ifade ederek, "Herkes kayıt altında olsa, vergisini ödese, sigortalı işçi çalıştırsa sektörün fiyat tutturması imkânsız olur. Sektörün bunları yapması halinde ihracat yüzde 50 düşer" diye konuştu. Tekstil ve konfeksiyon sektörünün 2009 yılı değerlendirmesi ile 2010 beklentilerini anlatan Uğuz, 2009'da bir önceki yıla kıyasla yüzde 30'luk bir küçülmenin yaşandığını aktararak, 2010'nun ise bilinmezliklerle dolu bir yıl olduğunu kaydetti. İhracat rakamları değişken olur Uğuz, normalde 2009'un son aylarında siparişin çok yoğun olması gerektiğini, ancak beklenen hareketliliğin yaşanmadığını söyleyerek, "2009'un kasım ve aralık aylarında gerçekleşmeyen siparişler ocak ayına sarktı. Şu anda çok ciddi sipariş var. Ama bunun nedeni önceki aylardan kalan siparişler. Avrupa krizin tam göbeğinde. Artık resesyonun ötesinde bir durum var. Dolayısıyla alımlarını çok dikkatli yapıyorlar. 2009'da bunu yaşadık. Ama 2010'da daha da yoğun yaşanacak" dedi. Uğuz, artık Avrupa'nın siparişlerini aylık olarak verdiğine dikkat çekerek, "Dolayısıyla bir ay ihracat rakamı düşük olabilir. Ama öteki ayda çok yüksek artışlar gözlenebilir. İhracat rakamlarında zikzaklı bir yıl yaşanacak" diye konuştu. 2010'da sektörün mevcut konumunu korumak için mücadele vereceğini dile getiren Uğuz, "Bu yıl kâr değil, ar yılı olacak. Bir önceki yıla göre yüzde 10'luk bir küçülme yaşanabilir" dedi. 'Başarı kayıtdışına bağlı' Uzun yıllar tekstil ve konfeksiyon sektöründe faaliyet gösteren Uğuz, sektörle ilgili ilginç değerlendirmelerde bulundu. "Bir şey söyleyeceğim, belki Türkiye ayağa kalkacak. İhracatçılar bana cephe alacak" diye konuşan Uğuz, tekstil ve konfeksiyonda ihracat rakamlarında elde edilen başarının kayıtdışına bağlı olduğunu söyledi. Sektörün kayıtlı çalışması halinde ihracatın en az yüzde 50 düşeceğini öne süren Uğuz, "Sektörü bugün ayakta tutan kayıtdışıdır. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde faaliyet gösteren binlerce firma var. Çoğu kayıtdışı çalışıyor. Elektriği kaçak kullanıyor. Boyahanesi ÇED kurallarına uymuyor. İnsan sağlığına önem vermiyor. Çalışanlarını sigortalı gösteriyor ama sigortasını ödemiyor. Çünkü sektörü buna mecbur kılıyorlar" diyen Uğuz, aksi takdirde bu şartlarda fiyat tutturmalarının imkânsız olduğunu belirterek "Bunu devlet de ihracatçı da biliyor. Devlet o şirketi bulana kadar zaten firma kapanıp başka isimle faaliyetine devam ediyor. Devletle köşe kapmaca oynanıyor. Özellikle bu durum kriz sürecinde kendini daha etkili bir şekilde göstermeye başladı" dedi. Maliye Bakanlığı'nın "Kayıtdışını yok edeceğiz" şeklinde açıklamalarda bulunduğunu anımsatan Uğuz, bunu yaptıkları takdirde sektörün biteceğini dile getirdi. Uğuz, hükümetin acil olarak sektörün üzerindeki yükleri beş yıllığına kaldırması gerektiğini söyleyerek, sektörün yüzde 99'unun Çin ile yarıştığını, Çin ile Türkiye arasında yüzde 50'lik fiyat farkının bulunduğunu dile getirdi. 'Gerçeği söylersek kredi alamayız' Krizle birlikte birçok sektörde sağlıklı firma sayısının azaldığını anlatan Uğuz, krizin Türkiye'yi teğet geçtiği yönünde söylemlerin olduğunu anımsatarak, "Teğet falan geçmedi, sektörü delip geçti. Ama kimse bunu dile getirmek istemiyor. Bunu söylediklerinde bankaların kredi vermeyeceğini biliyorlar. Onun için teğet geçti söylemine eyvallah diyoruz. Eskiden Anadolu kaplanıydık. Şimdiyse kriz bizi kâğıttan kaplana dönüştürdü" ifadesini kullandı. KRİZİ YÜZDE 30 KÜÇÜLME İLE ATLATMAK BAŞARI Tekstil ve konfeksiyon sektörünün 2009'da yüzde 30'a varan oranda bir küçülme yaşadığını anlatan Uğuz; bu krizi yüzde 30 küçülme ile atlatmanın önemli bir başarı olduğunu kaydetti. Uğuz, sektörün bu başarıyı kârsız çalışarak yakaladığını ifade ederek, "Ne pahasına olursa olsun ayakta kalma savaşı verildi. Kâr yok. Çarkı çevirdik, ayakta kalmak için bunu yaptık. Bizim sektör bunu becerdi. İyi bir sınav verdi. Ben çok daha kötü bir durum bekliyordum. Sektörün öz sermayesi yoktu. Var olan sermayeleri eridi gitti. Bugün öz sermayesi olan şirket ve kredisiz çarkını döndürecek şirket yok" dedi.
İstanbul Moda Fuarı

İstanbul Moda Fuarı

İSTANBUL - İstanbul`un moda merkezi olması ve hazır giyim alanında varolan ticaretin geliştirilmesi amacıyla düzenlenen İstanbul Moda Fuarı açıldı.
 
İstanbul Moda Fuarı 2010 24-26 Ocak
CNR Expo`dan yapılan açıklamaya göre, ABD, Fransa, İngiltere, İspanya, Danimarka, Hollanda, Almanya, Yunanistan, Mısır, Lübnan, Rusya, Polonya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin`in ziyaretçi ülke olduğu fuar, 26 Ocak Salı gününe kadar devam edecek. İstanbul Moda Fuarı, 125 katılımcı firma ile 10 bin metrekarelik alanda düzenleniyor. Fuardan Suudi Arabistan`ın zincir mağazası Saudi Home`un, yüksek miktarda satın alma yapması bekleniyor. Yunanistan ve Bulgaristan tekstil ve hazır giyim derneklerinden 120 kişi, Ürdün ve Romanya`dan 10`ar kişilik 2 heyet, İsveç Moda Derneği ve Stockholm Ticaret Odası`ndan 20 kişilik alım grubu da fuara geldi.
Ucuz ayakkabılarıyla dikkat çeken Hangar`ın Başkanı Alpaslan Selçuk `Piyasaya girdiğimiz günden itibaren sektördeki fiyatlar geriledi` dedi
 Hangar Ayakkabı
Yüzde 100 yerli üretim yapan, farklı satış teknikleri ve ilginç kampanyaları ile gündeme gelen Hangar Ayakkabı`nın Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Selçuk, TAKVİM`e çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Fiyat politikalarının tüketici endeksli olduğunu, herkesin kaliteli ayakkabıya uygun fiyata sahip olmasını istediklerini söyleyen Selçuk, `2009`da yurt içi satışlarımız 12 milyon çift oldu. 2010 hedefimiz ise 25 milyon çiftlik satış` dedi. Sektörde daha önce ayakkabıların fiyatı katlanarak raflara çıkarıldığını ifade eden Selçuk, `Piyasaya girdiğimiz günden itibaren diğer satıcıların fiyatlarına `edep` getirdik` diye konuştu. Ayakkabıdaki indirimin daha sonra çanta ve kemerde de uygulandığını söyleyen Alpaslan Selçuk, sözlerine şöyle devam etti: `Tekstil sektörü de ayakkabıdaki rakamları görünce fiyatlarını düşürmek zorunda kaldı. 19.50 TL`ye kösele ayakkabı varken, 500 TL`ye takım elbise satılamayacağını anladılar. Böylece baştan ayağa sektörde bir indirime sebep olduk. Bundan da çok memnunuz.` 29 Ocak`ta Bulgaristan`da mağaza açacaklarını açıklayan Selçuk, böylece yurt dışında 3 mağazaya ulaşmış olacaklarını kaydetti. Yurt dışında Türk ayakkabılarının çok tuttuğunu vurgulayan Selçuk, `Bu yıl 2.5 milyon dolarlık yurt dışı satışı hedefliyoruz` dedi. 3.90 TL`den günde 6 bin çift babet sattı Alpaslan Selçuk, `3.90 TL`ye babet` kampanyası ile günde 6 bin çift babet satışı yaptıklarını söyledi. 1 Mart`tan itibaren 28 bin çift babet satmayı hedeflediklerini belirten Selçuk ayrıca, daha önce gerçekleştirdikleri kiloyla satış uygulamasını, Bulgaristan mağazasında da yapacaklarını ifade etti
 
 Dünyada hızla yayılan sağlıklı yaşam eğilimiyle gıda sektöründe popüler olan organik ürünlerin, tekstilde de gün geçtikçe daha fazla ilgi gördüğü bildirildi.
Organik Çorap
Tüketici talepleri doğrultusunda ortaya çıkan organik ürünlere yöneliş eğilimine, başta gıda olmak üzere Türkiye`nin lokomotif sektörleri arasında yer alan tekstil de ayak uyduruyor. Hiçbir katkı maddesi içermeyen ve tamamen doğal ipliklerle üretilen çoraplar, tekstilde ilgi gören organik ürünlerin başında yer alıyor. Firmalar, tüketicilerin artan ilgisini göz önünde bulundurarak, yazlık ve kışlık koleksiyonlarında organik çoraplara daha geniş yer veriyorlar. Çorap Sanayicileri Derneği Başkan Yardımcısı Ahmet Bilal Kıymaz, AA muhabirine, doğal ürünlere dönüş eğiliminin etkisini, Türkiye`de gün geçtikçe biraz daha fazla gösterdiğini söyledi. Kirlilik ve küresel ısınma sorunları arttıkça insanların organik olan her şeye sıcak bakmaya başladığını belirten Kıymaz, tüketicilerin, sağlık konusunda bilinçlendikçe tercihlerini organik ürünlerden yana kullandıklarını dile getirdi. Kıymaz, artan ilgide ``organik`` kelimesinin moda haline gelmesinin de büyük etkisi bulunduğuna dikkate çekerek, şöyle konuştu: ``Organik çorap kullanımı, 3-4 yıldır yaygınlaştı. Organik çorapların tercih edilmesindeki en büyük etken, doğal ipliklerden üretilmesidir. Dolayısıyla daha yumuşak, hafif ve sağlıklı olan organik çoraplar, sıcak tutma ve nem transfer etme özelliğine sahipler. Tüketiciler tarafından en çok ayağa nefes aldırma özelliği beğeniliyor. Müşterilerin istekleri doğrultusunda üreticiler de organik çoraplara, yaz-kış fark etmeden yeni koleksiyonlarında geniş yer veriyorlar.`` Organik çorapların, bambu, modal, tencel ve angora gibi çok özel iplikler kullanılarak üretildiğini kaydeden Kıymaz, bu şekilde üretilen çorapların, ayrıca, ayağı sağlıklı şekilde dış etkenlerden ve oluşabilecek yaralardan koruduğuna işaret etti. Kıymaz, organik çoraplarda, konfor ve doğallığın yanı sıra estetiğin de ön plana çıktığını değinerek, kadınlara yönelik desenli ve külotlu organik çorap üretiminin de yapıldığını dile getirdi. YIKAMAYA ÖZEN GÖSTERMEK GEREKİYOR Bu ürünlerin yıkanması sırasında, diğer sentetik çoraplara göre daha fazla özen göstermek gerektiğini belirten Kıymaz, ``Mutlaka elde, ters çevirerek, düşük ısıda ve sabunla yıkamak gerekiyor. Elde sıktıktan sonra bir havlu üzerine serip, kurutmakta da fayda var. Aksi takdirde tüylenme yapabilir veya çekebilir`` dedi. Kıymaz, her firmanın kendisine göre fiyat politikası bulunduğunu ama organik çorapların 5 liradan düşük fiyata satılmasının mümkün olmadığını da sözlerine ekledi.