image Aydınlı Grup, lisansörü olduğu erkek giyim markası Cacharel'in başına Burberry ve Armani tecrübeli Jamie Powell'i getirdi. Powell, "Türk erkeği çok klasik giyiniyor. Onları daha renkli hale getireceğim" dedi. Us Polo, Cacharel ve Pierre Cardin markalarının lisansörlüğünü yapan Aydınlı Grup, erkek giyim markası Cacharel'in başına Londra'dan Jamie Powell'i transfer etti. Burberry'de Sportswear ve Golf Global Direktörü, Fila'da Global Satınalma ve Merchandising Direktörü, French Connection'da (FCUK) Erkek Hazır Giyim Geliştirme, Satınalma ve Merchandising Sorumlusu, Giorgio Armani Hong Kong'da Marka Müdürlüğü görevinde bulunan Jamie Powell'ın Türkiye'de en çok yapmak istediği şey ise klasik giyinen Türk erkeğini baştan yaratmak. Powel hedeflerini şöyle sıraladı: "Türk erkeğine renkli, modern ve uluslararası bir görünüm kazandıracağım. Onları renklendireceğim, update edeceğim (güncelleyeceğim). Gençler zaten renge çok açık ama buna açık olmayan erkek tüketicileri de hazırladığımız koleksiyonlarla ikna etmeye çalışacağım." BURADAKİ İŞİM DAHA ZOR Türk tüketicisinin modayı yakından takip ettiğini görünce şaşırdığını dile getiren Powell, "Bugüne kadar hem erkekler hem de kadınlar için koleksiyon yaratan markalarda görev yaptım ama bu kez tek işim erkekler. Daha fazla zaman ve çaba harcamak zorundayım" dedi. Türkiye'nin çok dinamik bir pazar olduğunu, caddeleri, AVM'leri ve çok katlı mağazalarındaki hareketin kendisini heyecanlandırdığını ifade eden Powell, "Genç nüfus bizden moda ürünler istiyor. Onlara istediklerini vereceğiz" dedi.  Koleksiyonda tüketicinin talepleriyle ürünlere şık ve pahalı detaylar eklediklerini dile getiren Powell, her detayın fiyatları da artırdığına dikkat çekti. Powell, "Erkek müşteriler fiyatlara çok takılmıyor. Onları daha şık ve kaliteli gösteren kıyafete daha fazla para harcamaya hazırlar" diye konuştu.
image 2011 yılında 16.2 milyar dolar ile en fazla ihracat gerçekleştiren üçüncü sektör olan hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün yarattığı 2.5 milyonu aşkın istihdam ile Türk ekonomisinin çeyrek asırdır lokomotifi konumunda olmasında büyük paya sahip Konfeksiyon Makinesi 2012 Fuarı, TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde kapılarını ziyaretçilere açtı. 23 yıldan bu yana katılımcı firma ve sergileme alanı bakımında sürekli bir büyüme ve istikrarla düzenlenen Türk konfeksiyon sektörünün arkasındaki büyük güç Konfeksiyon Makinesi 2012 Fuarı, 3 Haziran Pazar gününe kadar devam edecek.Yeni sisteme sahip kovalı düğme makineleri, jean üretiminde kullanılan lazer makineleri ve dünyada ilk ve tek "robotik lazer makinesi" ve Türk mühendislerin çabasıyla tamamen Türkiye'de üretilen TÜBİTAK onaylı "Tam Otomatik Kumaş Kesim Makinesi" de Konfeksiyon Makineleri 2012 Fuarında sergileniyor. Hazır giyim, tekstil ve konfeksiyon'un yanında otomotiv, deri ve ayakkabı gibi birçok önemli sektöre de yön verecek olan makinelerin dünyadaki ilk lansmanları burada gerçekleşecek. Sergilenen bütün makinelerin çalışıyor durumda olmasıyla "görkemli bir konfeksiyon atölyesi" görünümü yaratacak ve 420'den fazla katılımcı firma ve firma temsilciğinin katıldığı fuara gerek konfeksiyon üretimine yeni başlayacak ülkelerden gerekse üretimde makine parkurunu yenileyecek ülkelerden 30 bine yakın ziyaretçi bekleniyor. TÜYAP İcra Kurulu Başkanı Serdar Yalçın, Konfeksiyon Makinesi 2012 Fuarına ilişkin, "Özellikle Dünya'da hazır giyim üretiminin en yaygın olduğu, Mısır, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerde yoğun tanıtımı yapılan fuara, Ortadoğu, Uzakdoğu ve Balkanlar'dan yoğun bir ilgi söz konusu. Tekstil üretiminin son yıllarda öne çıkan gözde üretim merkezi olan Makedonya, Sırbistan, Karadağ, Kosova, dan 200 kişilik alım heyeti de bu fuara makine almaya geldi. Katılımcı firma sayısı bakımından 2 yıl öncesine göre %10'luk bir büyüme yakaladık. Bu fuarla hedefimiz 1.5 milyar insanı barındıran Avrasya Bölgesi'nin ihtiyaçlarını karşılamak." şeklinde konuştu. Bölgedeki en büyük konfeksiyon üreticisi ülke olan Türkiye, üretim kapasitesi, know-how birikiminin yanı sıra konfeksiyon ve tekstil üretimi yapan ülkelerin merkezinde yer alması nedeniyle son derece önemli bir konumda bulunuyor. Katılımcı firma sayısı, sergilenen makine çeşitliliği ve sergileme alanı bakımından Avrupa, Afrika, Arap Yarımadası, Kafkasya, Rusya ve Ukrayna Bölgelerinde gerçekleşen fuarların "en büyüğü" olan Konfeksiyon Makinesi 2012, 23. Uluslararası Konfeksiyon Makineleri, Nakış Makineleri, Konfeksiyon Yan Sanayi ve Aksesuarları Fuarı, ziyaretçilere dünya çapında üretilen makineleri bir arada görme imkanı sağlayarak önemli bir ticaret hacmi yaratacak. Fuar kapsamında konfeksiyon dikiş makineleri, nakış makineleri, kapitone, yatak, yorgan makineleri, pastal serme, kesim makineleri, ütü makine ve presleri, lazer kesim makineleri, dijital baskı makineleri ve malzemeleri, katlama ve paketleme makineleri, temizleme makineleri, kalite kontrol cihazları, metraj ölçüm makineleri, depolama ve askı sistemleri, etiketleme ve desen baskı sistemleri, dikiş ve nakış iplikleri, konfeksiyon yan sanayi ve aksesuarları (etiket, lastik, kurdela, tela, vatka, düğme, çıt çıt, perçin, fermuar, pul, payet, boncuk, askı) ve makine yan sanayinin ürün ve hizmetleri yanında plotter kağıtları, CAD-CAM yazılımları, kesintisiz güç kaynakları, buhar jeneratör ve kazanları ile diğer lojistik hizmetler de ziyaretçilerle buluşturulacak. TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından düzenlenen ve KOSGEB tarafından 2012 yılı desteklenen fuarlar listesinde yer alan Konfeksiyon Makinesi 2012, 23. Uluslararası Konfeksiyon Makineleri, Nakış Makineleri, Konfeksiyon Yan Sanayi ve Aksesuarları Fuarı ile ilgili detaylı bilgi almak için www.konfeksiyonmakinelerifuari.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Hindistan Dış Ticaret Direktörü bu kararın Hintli tekstil üreticisini korumak için alındığını söyledi. Bu kararın ardından yakın vade pamuk kontratı 92,23 dolara kadar yükseldi. Yüzde 4.5 değer kazanan pamuk kontratı, günlük yüksek sınır değerine erişti ve işlemler otomatik olarak durduruldu. Hindistan'ın bu kararı piyasada tepki ile karşılandı. Hindistan Pamuk Birliği Başkanı Dhiren Sheth, kararın ülkenin uluslararası areneda saygınlığının düzeltilemez şekilde zedeleneceğini söyledi. ,

Dünya üretiminin yüzde 25'ini ve toplam küresel ihracatın yüzde 18'ini yapan Hindistan, Çin'in ardından dünyanın ikinci büyük pamuk üreticisi konumda. Hindistan ihracatının yüzde 80'nini de dünyanın en çok pamuk ithal eden ülkesi Çin'e yapıyor. Ucuz tekstil ürünleri ihracatında lider olan Çin, yükselen pamuk fiyatlarından olumsuz etkilenebilir. Benzer şekilde yüksek pamuk fiyatlarının Türk tekstil sektörüne etkisi de yakından takip edilecek.

Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu ve Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Özyeğin, Bloomberg HT'de Patronlar Kulübü programında biraraya gelerek Türkiye ve dünya ekonomisi üzerine sohbet etti.   Bankacılık sektörüne girmeyeceklerini ifade eden Zorlu, enerjide büyümeye devam ettiklerini söyledi. Zorlu konuyla ilgili olarak, "Gayrimenkulde büyük yatırımlarımız var. Şimdiye kadar 2 milyar dolar üzerinde yatırım yaptık. Türkiye'de nikele yatırım yapacağız. 2016 hedefimiz 500 milyon dolar" açıklamasında bulundu.

Avrupa'daki krizi değerlendiren Özyeğin, "Başlangıçta Yunanistan'a para verilseydi, sorunlar büyümezdi" dedi ve Merkel'in Avrupa'nın Başbakanlığına soyunmuş durumda olduğunu belirtti.   Özyeğin, Avrupa Merkez Bankası'nın geçen hafta yaptığı kredi operasyonunun Avrupa bankalarını çok rahatlattığını ve bunun dolaylı olarak Türkiye'ye faydasının olacağını ifade etti.   Tekstil sektörü ile ilgili konuşan Özyeğin, "Çin'in tekstil'de rekabet gücü azalıyor" dedi ve özelleştirmelerin Türkiye'nin verimliliğini artırdığını sözlerine ekledi. Türk ekonomisinin en büyük sorunu olan cari açığa da değinen Özyeğin cari açığın üçte 2'sini enerjinin oluşturduğunu kaydetti.   Zorlu ise krizi gidermek için harcanan paralara dikkat çekerek, "ABD ve Avrupa krizde trilyon dolarları konuşuyor" değerlendirmesinde bulundu.   Zorlu, Avrupa'da Türklerin fabrika değil, marka satın almaları gerektiğini belirtti.   Türkiye ekonomisi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Zorlu, "Türkiye'nin bu yıl yüzde 5 büyüyeceğini düşünüyorum" dedi. İhracatın bu yıl yüzde 25 büyümesini beklediğini söyleyen Zorlu, Türkiye'nin tekstilde yapacak çok şeyi olduğunu sözlerine ekledi.   Çin konusuna dikkat çeken Zorlu, "Çin'in Türkiye'de kalite ile rekabet etmesi mümkün değil. Çin, bizden bu ülkede yatırım yapmamızı istedi. Tekstilde rakibimiz Çin değil, Hindistan" şeklinde görüş bildirdi.   Türkiye'nin Avrupa'nın Uzakdoğu'su haline gelebileceğine dikkat çeken Zorlu, "Geçmişte TL'nin değerlenmesinden grup olarak çok kan kaybettik" dedi.

"TÜRKİYE İYİ YOLDA"

Türkiye'nin iyi yolda gittiğini dile getiren Zorlu, "Ben bugüne kadar Türkiye'nin geleceğine hiç kötümser bakmadım, yalnız sanayinin önünün açılması lazım" ifadelerini kullandı.

Tablet bilgisayarı Türkiye'de yapacaklarını ifade eden Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı, "inşallah birkaç sene içerisinde akıllı telefonları da Türkiye'den dünyaya satacağız" dedi.

Kate Moss, Paris Moda Haftası için özel olarak yayımlanan dergiye üstsüz pozlar verdi.

Top model Kate Moss, Paris Moda Haftası için özel olarak yayımlanan Another Man dergisine üstsüz pozlar verdi.   Geçen hafta geçici felç geçirdiği ve bir süre dinlenmesi gerektiği söylenen dünyaca ünlü top model Kate Moss, 29 Şubat’ta başlayan Paris Moda Haftası için özel olarak yayımlanan Another Man dergisi için üstsüz pozlar verdi.   40 yaşına merdiven dayayan Moss, çekimler sırasında Şubat 2010'da intihar eden modacı Alexander McQueen'in ünlü tasarımcılarından Sarah Burton tasarımı ipek tunik giyerken, fotoğraflarda modelin boynunda geniş bir fular olduğu dikkat çekti.

        Bugüne kadar pek çok kez objektiflere çıplak poz veren Kate Moss, geçen ay İtalyan markası Liu Jo,                   ondan önce de 2012 Pirelli Takvimi için soyunmuştu.    

Türkiye, yaptığı kaliteli üretim ile tekstilde marka bir ülke. Bugün global markaların çoğunun Türkiye'de 'made in China' etiketiyle satılmasına bakmayın. Aynı markaların Avrupa mağazalarındaki ürünleri 'made in Turkey' etiketiyle satılıyor. Üretimdeki başarısını tasarımda da sürdürmeye kararlı olan markalar ve tasarımcılarla Türkiye'de rüzgâr artık farklı bir yönden esiyor. Tasarım, moda sektörünün en önemli ihtiyacı haline gelirken tasarım konusunda seküler eğitim veren okullar çok sınırlıydı. Yetenek sınavları ile alım yapan üniversitelerde çok kısıtlı kontenjanlara girmek için binlerce insan arasından sıyrılmanız gerekiyor. Bu iki arada bir derede durum, İstanbul'da birbiri ardına moda okulları açılmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Tasarım odaklı eğitim

Tekstille bu kadar iç içe olan bir ülkede moda eğitimi veren kurumlar çok yeni değil. Fakat son yıllara kadar verilen eğitimler, genellikle sektöre ara eleman düzeyinde insan yetiştirmeye yönelikti. Yeni kurulan okullarda entelektüel açıdan da desteklenen eğitimler veriliyor. Okullar bu anlamda öğrencilere bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyor.

Son yıllarda giderek cazibesi artan İstanbul, uluslararası moda okullarının gözdesi durumunda. Avrupalı markaların en önemli üreticisi olması ve konum itibarıyla Avrupa'ya yakın olması İstanbul'un önemli artıları. Fakat son yıllarda gelişen ekonomi ve artan ihracat rakamları okullar için İstanbul'u daha cazip bir noktaya taşıdı. Artık uluslararası bir eğitim için öyle çok uzaklara gitmeye gerek yok. 3 yıllık akademik eğitim sunan okulların verdikleri diplomalar YÖK tarafından henüz kabul görmese de yurtdışında kabul görüyor ve okulların uluslararası şubelerinde direkt master yapma fırsatınız olabiliyor. Daha yaz aylarında öğrenciler kurumların diğer ülke şubelerinde değişim programlarına katılabiliyor.

Uluslararası standartlarda, profesyonel modacılar yetiştirmek üzere Avrupa Birliği, Dış Ticaret Müsteşarlığı ve İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) tarafından 2007 yılında kurulan İstanbul Moda Akademisi (İMA); London College of Fashion başta olmak üzere Polimoda, Domus Academy ve Nottingham Trent University gibi uluslararası moda okulları ile işbirliği içinde. Türkiye'nin en geniş moda kütüphanesi ile İMA, moda tasarımı, moda teknolojisi, moda yönetimi ve pazarlaması, moda perakendeciliği, moda fotoğrafçılığı ve medya gibi alanlara hitap eden 360 derece bir eğitim sunuyor. Öğrenciler 2 yıllık akademik ve uygulamalı eğitimlerinin ardından London College of Fashion'da 1 yıl eğitim alabiliyor. Yıl boyunca da bu okuldan birçok uzman eğitmen geliyor İstanbul'a. İMA'nın en büyük artısı, bizzat sektör desteği ile yola çıkması. Eğitim alan öğrenci zaten sektörün önde gelen ihracatçıları ve markalarıyla sık sık bir araya geliyor.

1959'da Kanada'da kurulan eğitim kurumu LaSalle Akademi, 1993 yılından beri Türkiye'de eğitim veriyor. Öğrenciler hem çiziyorlar hem doğru kumaşı buluyorlar, hem dikiyorlar hem de onu nasıl satacağını öğreniyorlar. Yani tüm süreci tasarlıyorlar. Okulun en büyük eleme kriteri ise kişideki 'göz'. Okul yöneticisi Sandra Bereha, "Tasarım ve tasarımcı elemelerinde önemli olan, tasarımcının gözüdür, gerisini zaten biz öğretiyoruz." diyor. Bereha, "İçinde tasarım gücü olan adayları sıkı bir eğitimden geçirerek 'gerçek dünyaya' hazırlıyoruz. Böylece mezunlarımız okulumuzdan mezun olduktan sonra sudan çıkmış balığa dönmüyorlar." diye ekliyor.

Mezurayı ve prova mankenini bulan tasarımcı

Geçtiğimiz günlerde dünyanın en tanınmış moda okullarından biri olan Esmod moda okulunun davetindeydim. Okul, ilk yılını tamamladı. Okulun ismini Dubaili ünlü tasarımcı Rabia Zargarpur'dan biliyorum. Rabiaz markasının oluşturan tasarımcı New York Esmod okullarından mezun. 1841 yılında Fransa'da kurulan Esmod dünyanın en eski moda okullarından biri olarak kabul ediliyor. Kurucusu Alexis Guerre-Lavigne 3. Napolyon'un eşi Eugenie'nin baş terzisi. Lavigne aynı zamanda mezurayı ve prova mankenini icat ederek farklı kalıpları moda dünyasına kazandırmış bir usta. Ölümünden sonra da ailesi onun metotlarıyla eğitim vermeye devam ediyor ve 1970'li yıllardan sonra okul uluslararası bir ağ kuruyor. Bir yıldır İstanbul Fındıklı'da eğitim veren okulun en büyük artılarından biri uluslararası moda ağı. Okul Türkiye'de Bils ve Park Bravo ile takım ortağı. Henüz birinci sınıfı bitirmiş bir öğrenci olan Merve Alkan'ın tasarladığı beyaz gömlek, Bilstore'un favori gömleklerinden biri olmayı başardı.

Uşak Organize Sanayi Bölgesi'ndeki (UOSB) firmalar, tekstil telefleri geri dönüşümünde dünyanın üssü olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. UOSB'de faaliyet gösteren 60 geri dönüşüm firması, yıllık 350 bin ton tekstil ve 150 bin ton pet şişeyi ipliğe dönüştürerek ülke ekonomisine yıllık yaklaşık olarak 1 milyar Dolar katkı sağlıyor. Geri dönüşüm sektörü denildiğinde akla ilk gelen illerinden birisinin Uşak olduğunu ifade eden UOSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldırım, Uşak'ı geri dönüşüm üssü olarak nitelendirdiklerini söyledi.   UOSB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Yıldırım yaptığı açıklamada, Uşak'ta tekstil telefleri başta olmak üzere, pet şişenin işlenerek nihai bir ürün haline geldiğini belirtti. Tekstil teleflerinin toplanarak önce ayıklandığını ve işlemden geçirilerek önce elyaf ardından iplik haline getirildiğini kaydeden Yıldırım, "Uşak geri dönüşüm sektöründe, tarlasız pamuk üretiyor. Tarlasız pamuk üretirken de renkli pamuğu da elde etmiş oluyor ve üretilen renkli pamukların içinde kimyasal ve boya hammaddesi olmadığından çevreye zararsız ve tarlasız pamuk üretmiş oluyoruz" dedi.

 1.5 MİLYON EURO'LUK İTHALAT

Uşak'taki 2011 yılı gümrük verilerine bakıldığında, 1.9 milyon ton tekstil telefinin Almanya ve Avrupa'nın diğer ülkelerinden getirildiğine dikkat çeken UOSB Başkanı Ali Yıldırım, yapılan ithalat karşılığında Avrupa'ya 1.5 milyon euro para ödendiğini söyledi. Uşak'taki geri dönüşüm sektörünün hükümet tarafından teşvik edilmesi gerektiğini belirten Yıldırım, "UOSB'de faaliyet gösteren 60 geri dönüşüm firması, yıllık 350 bin ton tekstil ve 150 bin ton pet şişeyi ipliğe dönüştürüyor. Nihai ürüne çevirdiğimiz tekstil teleflerinden elde edilen gelirle ülke ekonomisine yıllık yaklaşık olarak 1 milyar Dolar katkı sağlıyoruz. Türkiye'nin neresinde olursa olsun, geri dönüşüm sektöründe imalat yapan şirketlere devlet tarafından teşvik verilmesini istiyoruz. Elimizde geri dönüşüm gibi bir altın bilezik var. Bunu kimseye kaybettirmek istemiyoruz. Bununla ilgili dünyanın her yerinde çalışmalar var. Uşak bu kültürü biliyor ve devam ettiriyor. Bu noktada da devletimizden tekstil teleflerinin geri dönüşümü ile ilgili destek bekliyoruz. Uşak'ta geri dönüşümden elde edilen pamuk 400 bin ton civarında. Biz tarım arazilerini de geri dönüşümle kurtarmış oluyoruz" dedi.  

HAMMADDE BULMAKTA SIKINTI YAŞIYORUZ

UOSB'de 6 yıldır geri dönüşüm sektöründe yer alan ve Sanayi Bakanlığı tarafından verilen lisansa sahip tek firma Muzaffer Mert Tekstil'in Yönetim Kurulu Başkanı Cumhur Mert de, pamuklu teleflerin geri dönüşümü konusunda uzmanlaşmış bir firma olduklarını, ancak Türkiye'deki tekstil teleflerinin Çin'e gönderilmesinden dolayı hammadde bulmakta sıkıntı yaşadıklarını belirtti. Firmalarında aylık bin 600 ton tekstil telefinin elyaf haline getirildiğini belirten Cumhur Mert, "Haziran ayında yapacağımız yeni yatırımla kapasitemiz aylık 2 bin tona çıkacak. Üretilen elyafın yüzde 40'ını Avrupa'nın çeşitli ülkelerine ithal ediyoruz. Yaptığımız üretimle de ülkemize yılda 40 milyon Dolar katma değer sağlıyoruz. Son zamanlarda hammadde sıkıntısından dolayı ithalata yöneldik. Tekstil teleflerinin Çin'e ihracatı serbest olduğundan hammadde sıkıntısı içindeyiz. Bu kaybı ithalatla karşılamaya çalışıyoruz, ancak bu da mümkün olmuyor. Kırpıntı diye adlandırdığımız tekstil telefleri Çin'e gittiğinde ülke ekonomisine 1 lira katma değer oluşturuyorsa, bu hammaddeyi ülkemizde tutarak işleyip iplik haline getirebilirsek bu 10 lira olarak gerçekleşir. Hükümetin bu konuda bizlere yardımcı olmasını istiyoruz. Şu anda kendi tekstil teleflerimizin yerine Avrupa

Silk&Cashmere’in yüzde 45 hissesini Dubai merkezli Eastgate Capital Group’a satan Ayşen Zamanpur, “Ortaya çıkan sinerjiyle 5 yılda üç misli büyüme hedefledik. Bu hedef aynı oranlarla gidersek 450 satış noktası demek” dedi

Bir süre önce Dubai merkezli Eastgate Capital Group’a yüzde 45 hissesini satan Silk&Cashmere’in CEO’su Ayşen Zamanpur, ortaya çıkan sinerjiyle beş yılda üç misli büyüme hedeflediklerini, bu hedefin 450 satış noktasına ulaşmak anlamına geldiğini söyledi.

Silk&Cashmere’e 2007’den bu yana pek çok firmanın talip olduğunu belirten Zamanpur, ortaklık sürecini şöyle anlattı:

“İlk zamanlar ortaklığa hiç sıcak bakmadım. Biz zaten istikrarlı bir büyüme yakalamıştık ve formatımız kar yaratıyordu. Finansal değerlerimiz iyiydi. Açıkçası arayışımız da yoktu. Her zaman dediğim gibi temkinliydik ve kendi alanımızda iddialıydık. Ama bize gösterilen ilgi hiç eksilmedi.

Bu süreçte biz de inceleme yaptık. Baktık ki dünyadaki şirketler belli bir noktaya gelince bu tip atlamalar yapmak için fonlarla ya da stratejik ortaklıklarla büyüyor. Bu ilgi şirketin başarısını da gösteren bir durum. Bu aşamada aile içinde değerlendirdik ve karar verdik. Deloitte’un güzel çalışmasıyla talipliler arasından iyileri belirledik ve kriterlerimize uyan Eastgate Capital ile görüşmelere başladık.”

‘Global bir iz...’

Eastgate Capital’in çok saygın ve güçlü bir fon olduğunu kaydeden Zamanpur, şöyle devam etti: “En önemlisi bizim çok inandığımız parlak geleceğimize en az bizim kadar inanıyorlardı. Eastgate Capital yönetimi, bizimle ilgilenme ve yatırım kararı alma nedenlerini ‘Silk&Cashmere hızla büyüyor. Güçlü bir yönetim ekibi var. Gerçek bir başarı öyküsü.?Global olarak bir iz bırakmaya aday ve ciddi bir büyüme potansiyeli taşıyor. Biz de bunun bir parçası olacağız’ diyerek açıkladılar.”

Yaptıkları ortaklığın 5 yıllık planlarına destek olacağını söyleyen Zamanpur, “Kaşmir ve ipekte dünya markası olma amacımıza çok yaklaştığımızı hissediyorum. Umarım herşey yolunda gider ve mahçup olmayız. Asıl iş şimdi başlıyor” dedi.

 ‘154 SATIŞ NOKTAMIZ VAR’

Şu anda Silk & Cashmere ürünlerinin satıldığı 154 satış noktası bulunduğunu söyleyen Ayşen Zamanpur, “24 ülkeye yayıldık. Çin’de ilk mağazamızı haziranda Shenyang’da açacağız. Ardından Pekin ve Shanagai mağazaları gelecek” dedi. Avustralya’daki Melbourne bayileriyle büyüme planı yaptıklarını anlatan Zamanpur, “Bu kıtada ters sezon yaşandığı için ticari avantaj sağlıyor” diye konuştu. Turistik yerlerde artık daha çok mağaza açacaklarını belirten Zamanpur, “Sultanahmet,

Bodrum ve Londra yakın plan hedeflerimiz arasında” dedi.

 ‘Şahsına münhasır markayız’

Bu yıl 20’nci yıllarını kutladıklarını anlatan Ayşen Zamanpur, şunları söyledi:

“Biz niş bir alanda dünyanın sesini duyduğu bir marka olduk. Çok büyük değiliz. Ama kaşmir ve ipek denilince alanımızda çok iddialıyız. Saf kaşmirden üretilen zengin ve büyük bir koleksiyon hazırlıyoruz.

Silk&Cashmere olarak iç Moğolistan kaşmirini kullanıyoruz. Biz moda dergilerinden fırlayan, moda yaratan bir marka değiliz.

Biz saf kaşmir ve ipekten zengin ama ulaşılabilir fiyatlı koleksiyon üreten bir markayız. Bence çok ilginç ve şahsına münhasır bir markayız.”

Kimleri giydirmedi ki, Hülya Avşar'ın yıllar önceki iki dirhem bir çekirdek halini hatırlayın, o zamanlarda tanıdık onu. Sonra sınırları aştı, prensesleri, Hollywood yıldızlarını giydirdi, bizim cemiyetten atölyesine gelmeyen isim kalmadı. 23 Ocak'ta Paris Haute Couture Moda Haftası'nda 17. kez koleksiyonlarını sergileyecek Hanif'le bu kez ne tasarımlarını ne de giydirdiği isimleri konuştuk, bu kez konumuz markasında da derinden hissettiğimiz kendi tarzıydı.

 - Giydirdiğiniz isimleri hep çok şık görüyoruz, siz nasıl giyiniyorsunuz?

Tarzımı özetle rahat-şık diye tanımlayabilirim. Yoğun tempoda çalışan, sosyal hayatıyla iş hayatı iç içe geçmiş biri olarak akıllı ve fonksiyonel giysiler tercih ediyorum. Gündüz giydiğim bir pantolonu, gece üstümdeki tişörtü çıkartarak ceketle kullandığımda rahatlıkla bir kokteyle devam edebilmem benim için çok önemli. Küçük elbiseler genelde favorim. Bu pratik giysiler, ayakkabı, çanta veya aksesuar değiştirerek bambaşka gözükebilen akıllı parçalar. Dilek Hanif markasının stil kodlarını aslında kendi tarzım olarak da benimsedim diyebilirim. Göze batmayan, sükunet içerisinde, kalitesi daima detaylarında gizli parçalarla şıklığınızı zaten büyük ölçüde garantiye almış oluyorsunuz.

- Tarz nasıl oluşturulur kadınlara önerileriniz nedir?

'Uyum' benim için kilit kelime. Yaşam biçimine, kişiliğine ve vücuduna uyumlu giysiler seçmeyi başaran kişilerin daima bir tarzı vardır. Bu tarz başkaları için kabul görse de görmese de kişiliğin ve özgüvenin yansımasıdır. İşin içine bir de cesaret girdiğinde trendlerin veya sezonun dikte ettiği giysileri iyi bir süzgeçten geçirme gücünü bulursunuz kendinizde... Modayı sorgulamadan takip edenlerden olmak yerine, sürüden ayrılmayı başarmak tarz yaratmak konusunda önemli diye düşünüyorum.

- Stil oluştururken tasarımcıları takip etmenin püf noktaları var mıdır, yani tasarımcıdan giyinmenin püf noktaları nelerdir?

Tasarım markalarının bazı parçaları gerçekten 'zamansız' diye düşünüyorum. Bazılarıysa sadece mevcut sezonun lokomotif mesajlarını taşıyor. Bu noktada kişinin gözlemleri, zevkleri ve zekası devreye giriyor. Büyük bedeller ödenerek satın alınan parçaların, uzun yıllar kullanılabilecek bir çizgide ve renkte olmasına dikkat etmek çok önemli. Chanel tweet bir ceket, Christian Dior tayyör, Hermes bir çanta ve YSL siyah bir smokin gardırobunuzda zamansız bir şıklık için garanti parçalardır. Bu mantıkla hareket ederek ben de Dilek Hanif markası için bir sezonda eskimeyecek, kenara konulmayacak koleksiyonlar hazırlamaya gayret ediyorum.

SMOKİNLERİM VE ERKEK GÖMLEKLERİM

- Stile bir de ruh katmak önemli değil mi?

Son yıllarda baştan aşağı bir markadan giyinmek maalesef demode kabul ediliyor. Artık özgün ve cesaretli kombinler yapabilenler, giysisine ruh katmayı başarabilenler her ortamda fark yaratıyor. Jean ve tişört üzerine giyilmiş etnik bir kaftanla yayacağınız enerji hiçbir şeye benzemez.

- Gardırobunuzun 'evladiyelik' parçaları neler?

Küçük siyah elbiselerim hatta kırmızı olanların da sayısı az değil. Smokin takımlar ve erkek gömleği kesimli gömlekler vazgeçilmezlerim arasında... Ve babetlerim, paşminalarım ve çantalarım.

- Tarz yaratmada aksesuarın önemi ortada. Hangi aksesuarın nasıl kullanılmasını önerirsiniz?

Aksesuar çok önemli. Orta halli bir giysiyi şahane de yapabilir; nefis bir giysiyi korkunç hale de getirebilir. Ben giysilerle yarışan aksesuarları çok tercih etmiyorum. Antik parçaların yanı sıra tasarım özelliği taşıyan etnik bazı mücevherler de hoşuma gidiyor. Fakat son yıllarda tek parça olması halinde artdeco gösterişli bir parçayı sade bir giysiyle birleştirmek hoş olabiliyor.

- Kendi tasarımlarınızı mı giyersiniz hep?

Hazır giyim markamı oluşturduğum zamandan itibaren genellikle Dilek Hanif giyiyorum. Benim için çok konforlu olduğunu itiraf etmem gerekiyor. Fakat beğendiğim parçaları farklı markalardan satın aldığım da çok olmuştur. Aslında alışveriş için vakit bulabilsem sanırım gardırobumda farklı markalardan daha çok parça olacak.

- Kendinize özel tasarladığınız elbiseleriniz var mı?

Hayır pek olmuyor. Giysilerimi genellikle sezon koleksiyonundan seçiyorum. Bazı özel geceler için atölyem müsait olursa farklı modeller deniyorum.

ÖNCE ANGELINA'YI, SONRA GİYSİSİNİ GÖRÜYORSUNUZ

- Türkiye'de ve dünyada tarzını beğendiniz isimler kimler?

Son yıllarda Anjelina Jolie hem gündüz hem de gece için yaptığı giysi seçimleriyle en beğendiğim yıldız. İlk bakışta önce onu, sonra giysisini görüyorsunuz. Yani tam anlamıyla giydiğini, bir parçası yapmayı başarabiliyor.

- Sizin stil ikonunuz kimdir ezelden beri?

Her sezon olmasa da bazı koleksiyonlarımı hazırlarken birtakım güçlü figürlerden ilham alabiliyorum. Örneğin geçen sezon 70'li yılların stil ikonu Maria Berenson koleksiyonumun ilham kaynağıydı. 2012 yaz koleksiyonum ise 90'lı yılların gösterişli formları ve kadınsı silüetlerini düşündüğümüzde ilk akla gelen Linda Evengelista, Cloudia Chiffer gibi ikonik top modellerin ruhunu taşıyor.

- Stil konusunda en çok yapılan hatalar neler, nerede nasıl giyinerek yanlış yapıyoruz?

En büyük yanlış vücudunu tanımamaktan geçiyor... Mutlaka gizlememiz ve mutlaka dikkat çekmemiz gereken taraflarımız vardır. Modanın işaret ettiği yere doğru giderken bu benim için uygun mu diye bir durup düşünmek gerekiyor. Hatalar genelde bu noktada yapılan bilinçsiz alışverişlerde ortaya çıkıyor. Diğer bir hata ise yere ve zamana uygun seçim yapılamamasından kaynaklanıyor.

AYSUN ÖZ KAŞİ

Milliyet

Moda haftaları tarihlerinin çakışması yüzünden son yıllarda çıkan büyük krizleri önlemek için, Londra ve New York moda haftası organizatörleri ortak bir takvimde anlaştı.

Buna göre, bu yılki New York Moda Haftası 6 - 13 Eylül’de, Londra Moda Haftası ise 14 - 18 Eylül’de düzenlenecek. Böylece, Milano’da 19 - 25 Eylül ve Paris’te 25 Eylül - 3 Ekim olarak belirlenen moda haftasıyla herhangi bir çakışma yaşanmayacak. Geçen yıl Milano ve Paris moda haftaları için tarihler açıklandığında, diğer organizatörler itiraz etmiş ve kriz yaşanmıştı. Tarihlerin çakışması, aynı zamanda reklam verenlerin, satışların, modellerin, medyanın ve üretici firmaların çıkarlarının da zedelenmesi anlamına geldiğinden modacılar endişe duyuyordu.