Şahin’in defilelerinde genellikle bir tema yarattığının altını çizen gazete, defilelerdeki modelleri ise uzun saçları ve dövmeleriyle Türk modacıya benzetti.

Milan'ın kadrosuna yeni bir yıldız kattığını başlık olarak veren Gazete'ye, 14 yaşında ilk dövmesini yaptırdığında babasından çok azar işittiğini söyleyen Şahin, o yaşlarda ailesinin aşırı derecedeki ilgisinden rahatsız olduğunu anlattı. Tasarımlarıyla moda dünyasında dikkatleri üzerine çeken Şahin, New York Times’a yalnızca bir tasarımcı olarak kalmak istemediğini, asıl hedefinin bir marka olmak olduğunu söyledi.

Yazının orijinal metini aşağıda bulabilirsiniz.

YOU could hear the buzz of the tattoo artist at work before you could see him. In a dark warehouse on the outskirts of Milan on Monday evening, black curtains separated the editors from the models in the moments before Umit Benan Sahin was to show a collection that would be described as the breakout of the men’s wear season.

Before the curtains parted, the fashion cognoscenti seemed a little unsure whether or not Mr. Sahin, though obviously a rising star in the men’s scene, was the real deal.

In addition to his three-year-old signature line, just called Umit Benan, Mr. Sahin, 31, has also been the designer of Trussardi since July. Though his first women’s collection for that house was well received, his men’s show for Trussardi last Sunday was a bit of a dud. It took its inspiration — the 1970s Formula 1 racer Jackie Stewart — so literally that the suits with flared pants and wide, curving lapels looked identical to what you could find in a thrift store.

Mr. Sahin’s early notoriety came from his quirky presentations of designs, usually in a bar with themes like “third-generation Italians,” “investment bankers” and “retired rockers.” The models looked somewhat like him, with scraggly dark beards and a lot of tattoos.

This season he was showing his line on a runway for the first time, and promising a lot of sportswear options, the mark of a grown-up designer. The chief executive of a major luxury store sat browsing disinterestedly at Words With Friends on an iPad. Then the curtains parted.

Mr. Sahin had created a scene that looked like an army barracks, with models posing on cots, doing push-ups or shaving. One was getting an actual tattoo. Another was taking a shower, his posterior exposed to the audience. Mr. Sahin explained that he was picturing a moment, just after a war has ended, when the troops were preparing for a group portrait. It looked like a collection as envisioned by Paul Cadmus.

“When I work on a collection, characters are really important to me,” Mr. Sahin said before the show. “They have to have a story behind them.”

Interestingly, it is Mr. Sahin’s story that people seem eager to know about. Daniel Peres, the editor of Details, described him as not only a great designer, but also a great guy. Terry Jones, the editor of i-D, is fascinated with Mr. Sahin’s tattoos, which in their own way tell his life story.

Born in Germany and raised in Turkey, Mr. Sahin studied fashion at several colleges, and at the textiles company of his father, Selahattin Sahin, in Istanbul. He had a troubled childhood, he said, uncomfortable with the close attention paid to him by his parents. After he moved out, to attend a boarding school in Switzerland, he got a tattoo on his back of an angel holding a heart. He was 14 at the time.

“My father was so angry,” he said. “If I wasn’t doing what I do today, and still living in Turkey, I would have problems with my father.”

He pushed up the sleeves of his jacket to reveal more than 30 tattoos covering both arms. Some were drawings. Others were small, neatly written words, in various languages, fonts and sizes, some in capital letters, others in cursive. One said, “When I was a little boy, my mother always called me the devil with an angel’s face.” Another said, “Nothing is as it seems.” The date of his first presentation, “the day I did something on my own for the first time in my life,” he said, is tattooed on his right arm as “13.01.09.” Above that, on his bicep, is an image of his father.

“I was smart to do a tattoo of his face, because he could not say much after that,” Mr. Sahin said.

With his collection on Monday, Mr. Sahin seemed to silence his critics again. It included some of the best takes on military uniforms seen in Milan in some time, with oatmeal-gray cargo pants and precisely structured suit jackets in thick loden wool, one of which closed just an extra inch or so off to the side. They were, in essence, simply wearable clothes, but the way he presented them made them compelling in a broader way, just as Mr. Sahin had intended.

“Now I think people see me as a designer, and the people who buy my clothes are the ones who really follow the fashion world, so I need to expand,” Mr. Sahin said. “I need to start becoming more like a brand than just a designer. The machine has to start working like a brand, not just based on one character.”

http://www.nytimes.com/2012/01/22/fashion/umit-benan-sahins-breakout-show-in-milan.html

Mustafa Çiftçi,  Denizli Tekstil ve Giyim Sanayicileri Derneği (DETGİS) Yönetim Kurulu Başkanı İsa Dal, İranlı birçok firmanın Türk iç giyim ve çorap firmalarıyla anlaşma yaptığını, bu ülkenin iç giyim ihtiyacının Türkiye'den karşılanacağını söyledi.

Dal, yaptığı açıklamada, İstanbul'daki Hazır Giyim, Triko, Çorap, Jean, İç Giyim, Konfeksiyon Yan Sanayi ve Aksesuarları Fuarı 2012'ye

katılan firmaların, İran, Irak ve Kafkas ülkelerinden gelen birçok firmayla anlaşma sağladığını kaydetti.

IFEXPO 2012'yi 15 bini aşkın kişinin ziyaret ettiğini belirten Dal, "Bu fuar bize önümüzdeki pazarın Avrupa'yla sınırlı olmadığını daha net bir şekilde gösterdi. Avrupa pazarına biz gidiyoruz, örnek gösteriyoruz. Ama İran, Irak, Beyaz Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Ukrayna gibi birçok Avrasya ülkesi gelip bizim koleksiyonlarımıza bakıp ürün tercihi yapıyor. Pazar müşterisi ayağımıza kadar geliyor" dedi.

Batı pazarındaki müşterilerini kaybetmeden Avrasya tekstil pazarına da hakim olmak istediklerini dile getiren Dal, şunları söyledi:

"Niş fuarlarla, yani sadece spor giyimi, iç giyim gibi fuarlarla daha çok ihracat yapacağımız kanısındayım. Kendimizi tanıtmanın, ürünlerimizi tanıtmanın en iyi yolu niş fuarlar. Burada sıkı pazarlıklar yapıp, sergilediğimiz koleksiyonlarımızla yeni müşteriler elde ettiğimiz an 2023 ihracat hedefini yakalamak çok da zor olmayacaktır. Bakıyoruz İran ve Irak giyimde yönünü tamamen Türkiye'ye dönmüş durumda.

Avrupa'daki kriz Avrupalı şirketlerin güvenilirliğini sarsınca Türkiye'ye bir müşteri akını başladı. Bizim Avrupa'nın bu dezavantajını avantaja dönüştürmemiz gerekiyor. Gönül ister ki hiçbir yerde kriz olmasın, ama oluyorsa da bunun karşısında nasıl durulacağı konusunda stratejiler geliştirmek biz sanayicilerin görevi."

IFEXPO 2012'de İran'dan gelen birçok firmanın iç giyim konusunda Türk firmalarla anlaşma sağladığını ifade eden Dal, "İranlı firmalar, ülkelerinin iç giyim ihtiyacını Türkiye'den karşılamak istiyor. Çorap ve iç giyim konusuna biraz daha ağırlık verdiğimiz anda İran pazarında etkimiz daha da artacaktır. Türkiye ve İran arasında siyasi kargaşa şeklinde gösterilmeye çalışan spekülasyonların ticarete yansımadığını görüyoruz. İranlı firmalarla sıkı dostluklar kurup ticari ilişkilerimizi daha da ilerletme konusunda kararlılıkla ilerliyoruz" diye konuştu.

Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Kızılgüneşler, hükümetin hazırladığı yeni teşvik sisteminde emek yoğun sektörlerde Uzakdoğu ülkeleriyle rekabet imkanı sağlayacak düzenlemelerin hazırgiyim ve konfeksiyon sektörünü umutlandırdığını belirtti.

Kızılgüneşler, Avrupa'da yaşanan durgunluğun ihracat rakamlarına yansımaya başladığını, ancak büyük oranda bir etkilenme beklemediklerini ifade etti.

Boyahaneler ve örgü tesislerinde kapasitelerin dolu olduğunu, siparişlerde bir sıkıntı gözükmediğini dile getiren Kızılgüneşler, 2012 siparişlerini belirleyecek fuarlardan da ''olumsuz dönüşler alınmadığını'' ifade etti.

Avrupalı alıcıların krizin tüketime yansımasını tahmin edememesi nedeniyle yüksek miktarlı sipariş vermekten kaçındığını, küçük partilerle hızlı teslim yapabilen Türk şirketlerinin büyük avantaj elde ettiğini kaydeden Kızılgüneşler, şöyle konuştu:

''2011 sonuna doğru ihracat artış hızımızda önemli bir gerileme oldu. 2006 yılındaki krizde de benzeri bir gelişim söz konusu olmuştu. Tekstil sektörü rakamları krizden etkilenmiş ardından bu tüm sektörlere yayılmış ancak ilk toparlayan sektör de tekstil olmuştu. Benzer bir gelişmenin tekrar yaşanmasını bekliyoruz. Yılın ilk üç aylık diliminde ihracatta düşüş yönlü bir beklentimiz yok. Avrupa ekonomilerinin durumuna göre ihracat artış oranı yükselebilir. 3 aylık dilimde Avrupa'daki mağazalarda satışlar iyi giderse siparişler bir anda artacaktır. Bu pazardan da en yüksek payı Türk şirketlerinin alabileceğini düşünüyoruz.''

-Adıyaman örneği-

Avrupalı alıcıların krizi gerekçe göstererek üretici şirketleri fiyat baskısı altında tuttuğunu belirten Kızılgüneşler, kurların içinde bulunduğu durumun bu dönemde çok daha önemli bir hale geldiğini kaydetti.

Sektörün bu dönemde dört gözle yeni teşvik sisteminin açıklanmasını beklediğini ifade eden Kızılgüneşler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın yeni sistemle ilgili açıklamalarının umut verici olduğunu söyledi.

Çağlayan'ın teşvik sisteminin ayrıntılarına ilişkin bilgiler verdiğine dikkat çeken Kızılgüneşler, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bakan Çağlayan, hazırlığı süren yeni teşvik sistemiyle terörden etkilenen bölgelerde emek yoğun sektörlere, Uzakdoğu ülkelerine karşı rekabet gücü kazandıracak bazı destekler getirileceğini ifade etti. Terörden etkilenen bölgelerin yanı sıra belli derecelendirmelere bağlı olarak yatırımlardan nasibini alamayan diğer yöreleri de kapsam içine alan bir teşvik düzenlemesi bekliyoruz. Özellikle enerji ve istihdam konusunda cazip olanaklar sunulacağını tahmin ediyoruz. Böyle bir teşvik sistemi o bölgelerde yatırımlara hareketlilik kazandırır. Lojistik bağlantısı iyi olan Güneydoğu ve Doğu Anadolu kentlerinde yatırımlar hızla artabilir.

Mümkün mertebe yatırımcının güvenliğinin üst düzeyde olacağı, tarımın olmadığı yerler ön plana çıkacaktır. Çünkü tarım işçisi mevsim geldiği zaman işi bırakıyor. Bunun örneklerini Afyon ve Uşak'ta yaşadık. Konfeksiyon yatırımı yapmak zor değil ama kalıcı işçi getirmek önemli. Bu konuda Adıyaman güzel bir örnektir.''

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Ege Bölgesi Sanayi Odası tarafından 13 Ocak'ta düzenlenen ödül töreninde yaptığı konuşmada yeni teşvik sistemini dörde ayırdıklarını, bölgesel teşvik sisteminde 4 olan bölge sayısının 5-7 civarında planlandığını belirterek Türkiye'de çok geri kalmış, terör konusunda sıkıntı yaşayan bölgeler için de özel bir sistem getirdiklerini, emek yoğun sektörlerde Çin, Hindistan, Bangladeş, Vietnam'a karşı haksız rekabeti giderecek düzenlemelerin de bu kapsamda açıklanacağını ifade etmişti.

Yıllık 24 milyar dolarlık ihracat yapan tekstil ve hazırgiyim sektörlerinin ana hammaddesi olan ve beyaz altın olarak nitelendirilen pamuğun stratejik ürün ilan edilmesi istendi. Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (ETKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Ünlütürk, pamuğun stratejik ürün ilan edilmesini, üreticinin yeniden pamukla barıştırılmasını ve "beyaz altına itibarının iadesini" istedi. Ünlütürk, bu amaçla ilk olarak 4 ay sonra tarlaya girecek üreticiye moral desteği vermek için prim miktarının bir an önce açıklanmasını talep etti.

Ege'nin "beyaz altın"ı, yıllık 24 milyar dolarlık tekstil ve hazırgiyim ihracatının ana hammaddesi pamuk, "Pamuk Arama Konferansı"nda 14-15 Ocak 2012 tarihlerinde İzmir'de masaya yatırılmıştı. Ekonomi Bakanlığı Koordinatörlüğü'nde, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Organizasyonu'nda düzenlenen "Pamuk Arama Konferansı"nın sonrası hedeflerini açıklayan ETKİB Yönetim Kurulu Başkanı Sabri Ünlütürk, düzenlenen çalıştaya pamukla ilgili tüm paydaşların katıldığını dile getirdi.

Çalıştayda daha fazla katma değerli ürün üretilmesi, ithalata bağımlılığın azaltılması, tedarik güvenliği ve ihracatta rekabet gücünün kazanılması konusunda eylem planları hazırlandığını söyleyen Ünlütürk, pamuk üretiminin yıllık 900 bin tonlardan 370 bin tonlara düştüğünü hatırlattı. Bu ürünün mutlaka "stratejik ürün" olarak belirlenmesi gerektiğini dile getiren Ünlütürk, "Pamukta dünyanın sayılı üreticilerinden biri iken çeşitli nedenlerden dolayı pamuğa küsen üreticinin yeniden pamuk ile barıştırılması gerekmektedir. Teşvik sisteminin devamlılığı büyük önem taşımaktadır" dedi.

HEDEF İTİBARIN İADESİ

Ünlütürk, geçen yıl pamuktaki sert fiyat yükselişleri ve düşüşlerine de dikkat çekerek şöyle konuştu; "Pamuk üzerinde yaratılan bu tarz manipülatif Oyunlara karşı sanayimizi koruma altına almak için pamuk stratejik ürün ilan edilmelidir. Planlanan tüm faaliyetlerin nihai hedefi beyaz altın olarak tanımlanan pamuğun itibarının iadesidir, bu amaca ulaşmak için kamu, özel sektör ve Üniversite ayrımı olmadan işbirliği yapılması gerekiyor."

KUMAŞA VERGİ İSTİHDAMI ARTIRDI

İthal kumaştaki koruma önlemleri hakkındaki bir soruya da yanıt veren Ünlütürk, "Temmuz-Ağustos aylarından itibaren ithalat bir miktar azaldı. Türkiye'de de üretimde bir artış görüyoruz. Ayrıca istihdama da olumlu yansıdığını söyleyebiliriz" dedi. Konfeksiyoncunun uzun vadede işini sürdürmesi için bu tür önlemlerin önemine dikkat çeken ve iki sektörün ayrılmaz olduğunu vurgulayan Ünlütürk, Ekonomi Bakanlığı'nın da gelişmeleri izleyerek buna yönelik adımlar atacağına işaret etti.

KUTU… KUTU…

Made İn Turkey imajı çok iyi imaj

Ünlütürk, 2012 ve devamında Avrupa'daki krizin etkilerinin devam edeceğini bu süreçte alternatif pazar arayışlarına ağırlık verdiklerini ifade etti. Türkiye'nin kaliteli ve zamanında üretimle Çin, Hindistan gibi ülkelerden ayrıştığını vurgulayan Ünlütürk, "Made İn Turkey imajı çok iyi bir imaj. Çin ve Japonya'ya ihracatımız artmaya başladı. Geçtiğimiz yıl tekstil ihracatı 132 milyon dolardan 166, hazır giyim ihracatı ise 27 milyon dolardan 50 milyon dolara çıktı. Bu artış devam edecek. Yine Rusya pazarında ciddi bir hareketlilik var. Bu hareketin sektöre katkı sağlaması için alım heyeti organizasyonu düzenledik" dedi.

image

Yurtdışında Armani gibi dev markaların defilelerine çıksa, önemli markaların katalog çekimlerinde yer alsa da Tuğçe Kazaz'ın ismini daha çok magazin gündeminde duyduk. Sansasyonel aşkları, din konusundaki kararsızlıkları hep işi olan modelliğinin önüne geçti. Oysa o New York ve Paris'te mankenlik ajanslarından teklifler alan hatta Victoria's Secret defilelerine çağrılan bir mankendi. Vücudunda bulunan 7 dövmesi sebebiyle Victoria Secret meleği olamamıştı ama o podyumda yürüyecek ölçülere sahipti. Ne de olsa eski bir Elite Model Look ikincisi ve Türkiye güzeliydi. Ülkemizde de pek çok markanın yüzü olan Kazaz, modellik ve mankenlik mesleğini sürdürürken 30'lu yaşlara adım atmasından olsa gerek kendine yeni bir iş kurdu. Ünlü manken 'Turak Yapım Ajans' ile artık yapımcılık da yapacak. Ajansıyla ilgili olarak 'Projeler hayata geçtikçe neler yaptığımı göreceksiniz' diyen Kazaz ile Altın Portakal Film Festivali'ndeki Erol Albayrak defilesinin ardından Türk modasını ve stilini konuştuk... - Sizi en son Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde, Erol Albayrak defilesinde izledik. Albayrak'ın 'Cinema' koleksiyonunun imaj fotoğraflarında da siz yer almıştınız... Sık sık onunla çalışıyorsunuz, aranızda iyi bir tasarımcı ve model ilişkisi var sanırım. Erol Albayrak'la çalışmak, bir model için mesleki anlamda çok doyurucu ve çok geliştirici bence. Çok keyif aldığım, çok yaratıcı moda projelerinde birlikte güzel işler çıkardığımıza inanıyorum. Birçok modacıyla çalışıyorum ve profesyonel anlamda herkesin yeri aynıdır. Kişisel olarak her biri ile ilgili ayrı hislerim ve düşüncelerim vardır. Bu ilişkinin mesleki olarak geliştirici olması ve hem modele hem de tasarımcıya bir şeyler katması çok önemli. - Günlük hayatınızda Erol Albayrak tasarımlarını giyer misiniz? Erol'un haute couture tasarımları kadar günlük hayatta, iş hayatında kullanabildiğim çok güzel tasarımları var. Sadece davetlerde değil, günlük hayatımda da Erol Albayrak tasarımlarını giyiyorum. - Siz yurtdışında da çalışan bir mankensiniz, Türk modasının son yıllarda kat ettiği yolu nasıl değerlendiriyorsunuz? Moda sektörünün bir parçasıyım. Modayı seviyorum ve Türkiye'de de modanın çok geliştiğini düşünüyorum. Modacılarımız bence çok iyiler artık. Ayrım yapamıyorum hepsini çok seviyorum. Uluslararası alanda da moda artık farklı bir boyuta geçti. Haute couture bundan sonra belirli bir kesimin değil, hepimizin hayatının parçası olacak. Daha iyi olacak inşallah.

MANKENLİK ASKI OLMAK DEĞİLDİR -İstanbul Moda Haftası hakkındaki yorumunuz nedir? Bu senekini çok iyi bulmadım açıkçası. Hedef Milano, New York, Paris gibi dünya modasına yön veren moda haftaları arasına girmek olmalı. Bizde biraz körler sağırlar birbirini ağırlar durumu oluştu. - Pek çok markanın yüzü oldunuz, çalışacağınız markalar konusundaki kriterleriniz nedir? Markanın çalışmak istediği ekip çok önemli. Yani fotoğrafçı, makyöz ve diğer çalışmayı düşündükleri modeller o işin kalitesini belirler. Çok iyi markalarla çok profesyonel işlerde yer alıyoruz. Modelliği çok ciddiye alıyorum. Sadece objektife poz vermek, güzel olduğun için güzel görünmek ya da podyumda yürümek değil. Avrupa'da modellik anlayışı müthiş, bize hep 'model askıdır' derlerdi ama Avrupa'da tam tersine, model sunduğu şeyin tam kendisi. Sunduğu şeyi iyi anlamazsa, hissetmezse gerçekten sunamayacağı bir şey haline gelir.

MADONNA VE GISELE'İ BEĞENİYORUM - Modanın bu kadar içinde biri olarak giyinmek nedir sizce ya da insan ne giyerse o mudur? Hayır, ama ne yerse odur. Güzel bir laf vardır 'insan kıyafeti ile karşılanır fikirleri ile uğurlanır' diye. - Podyumda sizi bambaşka tarzlarda görüyoruz, işiniz bu. Ancak günlük yaşamınızda ne giyersiniz? Jean çok seviyorum. Bol kargo pantolonlar ve tişört kombinleri benim tarzım. İşim gereği davetlere katılmam gerektiğinde de sade tasarımları tercih ediyorum. Uzun, dar ve hiç aksesuar kullanılmamış dümdüz siyah bir elbise mesela. - Feyz aldığınız ikonlar var mı? Buna hayranlık demeyelim ama tabii ki güzel bulduğum her şey bana ilham verir. Bu bir kadın sanatçının stili de olabilir, sanat ile ilgili herhangi bir şeye kadar uzanan bir obje de... Geniş bir yelpaze. Sade tarzı ve mütevazı kişiliği nedeniyle Gisele Bündchen'i beğeniyorum. Madonna'nın kendi tarzını, üretebilen ve bunu tüm dünyaya kabul ettirebilen bir sanatçı oluşunu takdir ediyorum. - İyi giyinmek çok para harcamak mıdır? Hayır, tam tersi... Pahalı markalardan alışveriş yapmanın müsriflik olduğunu düşünüyorum. Bence giydiğiniz şeyin size yakışmasını sağlayan, sizin o giysiye ait olma duygunuzdur. Siz içinde rahatsanız ve kendinizi güzel hissediyorsanız o kıyafetler hem tarzdır hem de güzeldir. İyi giyinmek kendin gibi olmaktır.

image

Damat, Avrupa'daki borç krizini fırsata çevirerek büyümeye karar verdi. Damat, Tween markalarını da bünyesinde bulunduran Orka Group'un Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, 'Kendilerini almamız için her gün telefonla arayan Avrupalı şirketler var. İspanya'da 1.5 milyon dolar hava parası isteyen yerler artık daha ulaşılabilir ve bu bölgelere girmek için en uygun anı bekliyoruz' dedi. İtalya'nın heyecanını ve enerjisini yitirdiğini belirten Orakçıoğlu 'Satış noktaları yaygın firma olursa alırız.

Markamıza güveniyoruz' diye konuştu. Süleyman Orakçıoğlu, Orka Group Genel Koordinatörü Osman Arar ve İcra Kurulu Üyesi Dr. Fatih Anıl grubun beş yıllık planları hakkında bilgi vermek üzere ekonomi basınıyla bir araya geldi. KELLY BROOK GELİYOR 30 ülkede 176 mağazaya ulaşan Orka Group, 2016 yılında yurtiçinde ve dışında toplam 1.040 mağazaya ulaşmayı hedefliyor. Başarılarını 2009 krizi sırasında yaptıkları yatırımlara bağlayan Orakçıoğlu, 'Bu yatırımlardan sonra 2010 yılında yüzde 54 ve bu yıl da yüzde 40 büyüdük' dedi. 113 milyon dolar ciro beklediklerini kaydeden Orakçıoğlu, 2016 hedef cirosunun 757 milyon dolar olduğunu belirtti ve bunun büyük kısmının yurtdışından geleceğini söyledi. Orakçıoğlu aralık ayında İzmir'de yapılacak mağaza açılışına ünlü top model Kelly Brook'un da katılacağını sözlerine ekledi. Artık taklit ediliyoruz DAMAT Tween, Türk Patent Enstitüsü'nün, WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü) resmi web sitesinde, tanıtım filmi yer almasını önerdiği ilk Türk moda markası oldu. Sitede, şu anda Daimler Benz, Nestle gibi uluslararası markaların tanıtım filmlerine yer verildiğini belirten Orakçıoğlu, 96 ülkede marka tescillerinin olduğunu belirtti. Orakçıoğlu, 'Çin, Mısır, Hollanda, İran, Suriye'de taklitlerimiz var. Çin'de fuara giden arkadaşlarımızın aldığı bir gömleğin markası bize ait çıktı. Ancak ürün bizim değil' dedi. Rusya'da 5 milyon $ ciroya ulaştı Geçtiğimiz günlerde Romanya'nın ünlü stil dergisi 'Story Magazine' tarafından 'Romanya'nın En Şık Giyinen Erkekleri' listesinde ilk üçe giren ismi Damat Tween giydiriyor. Romanya pazarından çok memun olduklarını kaydeden Süleyman Orakçıoğlu da 'İlk yılımız dolmadan 3 milyon euroluk ciroya ulaştık' dedi. Orakçıoğlu, direkt yatırımlarla bu ülkede daha da büyüyeceklerini ve beşinci mağazalarını da açacaklarını belirtti. Rusya ve İngiltere'de de büyüdüklerini belirten Orakçıoğlu Rusya'da 5 milyon dolar, Londra'da 2 milyon pound ciroya ulaştıklarını söyledi.

image

Tekstil'in başkenti olarak bilinen illerden Denizli'de doğup büyüyen Zafer Katrancı,10 yaşında tekstille tanışmış. Ünlü işadamı, şimdi 80 milyon dolarlık ihracatıyla iki yıldan bu yana ihracat rekoru kırıyor. Hayırseverliği ve Denizlispor Kulüp Başkanı olarak görev yaptığı için de çok tanınan Katrancı, hayatta "istikrar"a ayrı bir yer açmış. "Çok çalışabilirsiniz ama hayatın her alanında istikrarlı olmak önemli" diyor Zafer Katrancı. Çok da haklı. Çünkü bu sözü söyleme hakkını kendinde rahatlıkla bulacak kadar istikrarlı. BABADAĞ'DAN ÇIKTI Denizli'nin Babadağ ilçesinde 10 yaşında tahta tezgahın başına oturan Zafer Katrancı, şimdi fabrikasında bin 700 kişiye istihdam sağlıyor. Ozan Tekstil ve Oğuzhan Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Katrancı yılda 100 milyon dolar ciro yaptıklarını belirtiyor. Markalaşmada da ön sıralarda yer aldıklarına dikkat çeken Katrancı, "Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafına ihracat yapıyoruz. 2010 yılında 100 milyon dolarlık ciroya karşı 80 milyon dolarlık ihracatımız oldu. Bu yıl da aynı rakamları yakaladık. Denizli'de tekstil sektöründe 80 milyon dolar ihracat yapan yok" dedi.

 ÇOK ZORLUK ÇEKTİK Tekstil, hayatınızın merkezinde. Nasıl başladı? - Babadağ'da herkes tekstille geçinir. Bizim de evimizin altında tahta tezgahlar vardı. 10 yaşında tezgah başına geçtim. 1969 yılına kadar Babadağ'da devam ettim. Askerlik sonrası atılım yapmak için Denizli'ye geldim. İlk işyerimi Bayramyeri Dörtçeşme mevkiinde açtım. İplik, havlu ve nevresim gibi Babadağ ürünleri satıyorduk. Gece gündüz çalıştım. Azimli bir yapım var. İşleri daha da büyütmek istiyordum. 10 yıla yakın bayramyerindeki işletmemi çalıştım. İlk fabrikanızı ne zaman kurdunuz? - Bayramyeri'nden kurtulup, işyerimi büyütmek istiyordum. İlk fabrikamı 1980 yılında Karakurt köyüne kurdum. Yavaş yavaş ihracata başladık. Çok zorluklar çektik. İhracatın yanında yeni ürünleri piyasaya sürmeye başladık. Artık fabrika sahibi idim. Ailemle birlikte işlerimize dört elle sarıldık. Ardından ikinci fabrika geldi. Değişen ekonomik düzenler içinde işi genişletmek, krizleri atlatmak, kazançlı çıkmak zor olmadı mı? - Dedim ya ben çok çalışkan bir insanım. Ekonomik krizler, değişik modeller, ihracat mevzuatları gibi sıkıntılarla baş etmek kolay olmadı. Allah'tan oğullarıma da geçti çalışma azmi. Birlikte bütün zorlukları atlattık. 1985 yılında İzmir karayolu üzerindeki fabrikayı kurdum. Oğullarım Ozan ve Oğuzhan ile birlikte artık daha da çok çalışmamız gerektiğini biliyordum. Yanımızda 200 kişi çalışırken, şimdi bin 700 kişiyi istihdam ediyoruz. İhracatımız da her geçen gün artıyor. Ülkemize döviz kazandırmanın mutluluğunu yaşıyorum. Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafına ihracat gerçekleştirmenin gururunu yaşıyorum.

SARAYIN DAVETİYELERİ Markanın önemli olduğu bir dünyaya açıldı Türkiye. Sıkıntıları da oldu ama siz bunu başardınız. - Markalaşmak çok önemli. Dünya pazarındasınız. Mutlaka markanız olmalı. Hobby markamız, iç piyasada büyük bir atılım yaptı. Türkiye'nin dört bir tarafında bayiliklerimiz var. Özel sipariş çalışmalar da yaptık. İngiltere Prensi William ile Catherine Middleton'un özel davetiyelerini biz hazırladık. Düğün için 40 bin altın işlemeli havlu İngiltere'ye Prens'in düğününe gönderildi.

Krizlerle aranız nasıl oldu, sizi de etkiledi mi? - Global kriz herkesi etkiledi. Ancak hükümetimizin tedbirleri sayesinde bu krizi atlattık. Artık Denizli'de işten çıkarmalar yaşanmıyor. Her sektörün kendi alanında işçi alımları yapması çok iyi. Biz de gerektiği zaman işçi alımı yapıyoruz. İşveren olmak ve vergi ödemekten mutluluk duyuyorum. DENİZLİSPOR BAŞARILI Denizlispor'da başarılı olduğunuza inanıyor musunuz? - Sporu seviyorum. Yönetim kurullarında görev aldım. İki dönem de başkanlık yaptım. Süper ligde kulüp başkanlığı yapmak kolay iş değil. İki sezon Denizlispor ligi üst sıralarda tamamladı. Bu, başarı bence. Denizlispor'un küme düşmesine çok üzüldüm. Denizlispor'a sahip çıkılması gerekiyor. Ben başkanlığı bıraktım ama oğlum Oğuzhan Katrancı'nın yönetim kurulu üyeliği var. Hasan Kıbrıslıoğlu, sporu iyi bilir, destek olmak gerekiyor. "Algeçide benim adım verildi" * Spor'a ne gibi yatırımlar yaptınız? - Denizlispor Başkanlığım döneminde altyapıda büyük eksiklikler vardı. Bu nedenle altyapı tesislerini şirketim yaptı. Şimdi geleceğin Denizlisporlu futbolcuları bu tesislerde eğitim görüyor. Zamanım olduğunda gider, altyapının çalışmalarını izlerim. Denizli Belediyesi İzmir karayolu üzerine köprülü kavşak yaptı. Kente verdiğim hizmetler nedeni ile de bu altgeçide benim ismimi verdiler. Çok mutlu oldum. Herkese teşekkür ederim.

Arap Baharı nedeniyle Mısır'da açacağı 15 mağazayı erteleyen Colin's, Çinli bir perakende zinciriyle anlaştı. Firma ilk etapta Çin'de 30 mağaza açacakÇin'deki tekstil istihdamı giderek azalırken Türk tekstil şirketleri bir dönem korunmak için strateji geliştirdikleri bu ülkede yatırım planları yapıyor. 2011'de Türkiye ve başta Rusya olmak üzere yurtdışı pazarlarda iyi bir yıl geçirdiklerini belirten Colin's Yönetim Kurulu Üyesi Yavuz Eroğlu da 2012'de Çin pazarına sıkı bir ortakla girmenin hazırlığı içinde. Çin'de önümüzdeki birkaç yıl içinde hızlı büyüyecek bir perakende ağı oluşturmayı hedeflediklerini söyleyen Eroğlu, halen 900 noktada hizmet veren Çinli ortağının adını sır gibi saklıyor.� PANTOLONU 50 EUROYA SATACAK� "17 ülkede 94 mağazamız var. 2012'de Çin ve İran pazarları bizim için öncelikli olacak. Ancak İran'da kendimiz yer alacağız. Çin'de bize rakip olabilecek jean markası yok. 900 noktada hizmet veren bir perakende zincirinin alt yapısını kullanmak üzere ortaklık anlaşması imzaladık. İlk etapta 30 mağaza açacağız" diyen Eroğlu, mağazaların ortalama 250-300 metrekare büyüklükte olacağını ve hedeflerinin metrekare başına 4 bin dolarlık gelir elde etmek olduğunu ifade etti. Colin's, Çin'deki fiyat politikasını 'ortanın üstü' gelir grubu olarak belirledik. Bir jean pantolonu 50-100 euro arasında satacaklarını anlatan Eroğlu, diğer ülkelerdekine benzer bir marka konumlandırması yapacaklarının altını çizdi.� HEDEF 500 MİLYON $ Türkiye'de yılı 29 yeni mağazayla bitireceklerini anlatan Eroğlu, bu yılı 420 milyon dolarlık ciroyla kapatacaklarını, 2012'de ise bu rakamı 500 milyon doların üzerine taşımayı hedeflediklerini açıkladı. Eroğlu daha çok metrekare bazında büyüyeceklerini söyledi.� BANGLADEŞ'TE YENİ FABRİKA KURUYOR Türkiye'de Aksaray, Çorlu ve İstanbul Avcılar'da olmak üzere üç fabrikaları bulunduğunu söyleyen Eroğlu, Mısır'da yeni kurdukları fabrikanın önümüzdeki ay üretime geçeceğini belirtti. Eroğlu, "Uzun süredir alım yaptığımız ve alım ofisinde 250 kişiyi istihdam ettiğimiz Bangladeş'te yeni bir fabrika kuruyoruz. Burada da 400 kişi çalışacak. Sadece Türkiye'den yılda 10 milyon adet alım yapıyoruz" dedi.

CEMİYET hayatının önemli isimlerinden biri olan modacı Siren Ertan Çarmıklı şıklığı kadar tasarladığı haute couture kıyafetlerle adından söz ettiriyor. Ama son projesi diğerlerinden çok farklı. Ünlü modacı, Godiva çikolataları için Siren Ertan İstanbul for Godiva etiketiyle özel şal ve hediye kutuları tasarladı. Godiva ve Siren Ertan İstanbul markasının kurumsal renkleri olan koyu kahve, altın, fuşya renklerinin kullanıldığı şal ve kutular sınırlı sayıda üretildi.

Üzerinde sekiz ay çalıştı

Projenin tesadüf eseri ortaya çıktığını söyleyen Ertan, Godiva’nın Nişantaşı mağazasının açılmasından sonra sürecin başladığını anlatıyor: “Hediye almak ya da bir müşterimle kahve keyfi yapmak için sık sık mekana uğruyordum. Mağazanın ısısının çikolatalar için serin tutulması ve havaların soğuması nedeniyle biraz üşümeye başlamıştım. Bir gün ‘Şalınız var mı? diye sordum, olmadığını söylediler. Godiva ile birlikte bir proje yapma fikri de ortaya çıkınca bu tasarımın şal ve hediye kutusu olmasına karar verdik. Godiva’nın lezzetli çikolatalarını çocukluğumdan beri çok seviyorum. Dolayısıyla birlikte çalışmak benim için bir onur. Yedi yılı aşkın süredir, haftada altı gün, gece yarılarına kadar kadınlar için elbise diken biri olarak farklı bir havayı solumak heyecan vericiydi.”

Ertan proje için sekiz ay çalışmış. Bu süreçte şalın tasarımının nasıl olacağına, rengine, kumaşın cinsine ve hediyelik kutulara karar vermiş. Markanın 85 yıllık geçmişini ‘Belçika Kapısı’ tasarımıyla şallara yansıtan Ertan, bunu Swarovski taşlarla ürünün üzerine resmettiğini söylüyor: “Markanın geçmişini yansıtan ‘Belçika Kapısı’ tasarımını da çok sevdiğim için şallarda kullandım. Swarovski taşlarla daha güzel oldu. Kutuyu açınca bir yanından çikolata diğer yanından şal çıkıyor. Bu da insanları şaşırtıyor.”

Kadınlar hazine bulmuş

Kadınların her zaman moda ve çikolatayla bir aşk yaşadığını da belirten Ertan “Benim çıkış noktam da bu aşktı. Kadınların çikolataya düşkünlüğünü mağazada çok daha yakından gördüm. Hepsinin hali Alaaddin’in mağaradaki hazineyi bulduğundaki gibiydi. Bence kadın, çikolata ve moda mükemmel bir üçlü oldu” diyor.

Sınırlı sayıda üretildi

GodIva mağazasında satışa sunulan çikolata kutusu ve şalın fiyatı 360 TL. Ürünün az, öz ve özel olmasını istedikleri için sınırlı sayıda üretilmiş. Bu tasarımı, kadınların serin yaz akşamlarında şal, soğuk kış günlerinde ise atkı olarak kullanabileceğini söyleyen Siren Ertan Çarmıklı “Düz bir kıyafetinize farklı hava katacak. Ayrıca kutunun harika bir hediye olduğunu düşündüğüm için kendi tanıdıklarıma da yolluyorum. Çünkü bir çiçek yerine çikolata ve şal ikilisi insanı çok daha mutlu eder. Üstelik kalıcı da olur” diyor.

Kilomu zor koruyorum

Siren Ertan Çarmıklı pek çok kadın gibi kendisinin da çikolataya çok düşkün olduğunu, Nişantaşı’ndaki atölyesinin karşısında çikolata mağazasının açılmasıyla kilosunu korumakta zorlandığını söylüyor: “Tüm müşterilerim teşekkür için birer kutu çikolata getiriyor artık. Markanın da jestleri eklenince bu yazı nasıl zayıf geçiririm bilmiyorum. En çok portakallı çikolatalarını seviyorum ama çikolatalı gofreti hiçbir şeye değişmem.”

Kız Teknik Öğretim Adana Olgunlaşma Enstitüsü'nde öğretmenlere yönelik tasarım kursu veren Özceyhan, yaptığı açıklamada, Türkiye'de modanın gelişmesinde Osmanlı'dan günümüze kadar giyinmeye olan merak ve tutkunun büyük payı olduğunu söyledi.

Ancak bu merakın son yıllarda Türk erkeklerinde fazla kalmadığını ifade eden Özceyhan, eski siyah-beyaz filmler veya fotoğraflara bakıldığında Türk erkeklerinin geniş paçalı pantolonların yanı sıra geniş yakalı, kol düğmeli, ceket kolundan bir iki santim dışarı çıkan gömlekle giydiğini ve hatta giysiyi tamamlayan köstekli saatler kullandığına dikkat çekti.

Bugün Türk erkeğinin eski şıklığının kalmadığını vurgulayan Özceyhan, ''Bunun nedenini yaygınlaşan konfeksiyona bağlıyorum. Hazır giyimin çok ucuz olması sanki iyi giyinmeyi göz ardı ettirdi'' dedi.

Özceyhan, yaygınlaşan konfeksiyonun sıradan, fazla özen gerektirmeyen, kalıplaşmış giysilerin yaygınlaşmasına neden olduğunu, bu yüzden eski terzilerin de kalmadığını belirterek, ''Günümüzde iyi terzilerimiz halen var ama yenileri yetişmiyor'' diye konuştu.

KADINLAR ERKEKLERDEN DAHA ŞIK GİYİNİYOR Türk kadınlarının ise erkeklerin aksine daha şık olduğuna dikkati çeken Özceyhan, şunları kaydetti:

''Modayı takip etmek çok para harcamak değildir. Her kadın, evindeki sıradan bir bluzu bile nakışla süsleyerek şık bir giysiye dönüştürebilir. Türk kadını kırsalda da Anadolu'da da bunu başarıyor. Aynaya bakıp giydiğiniz kıyafeti kendinize yakıştırdığınızda bence moda odur. Fransızlar, buna 'şeytan hilesi' diyorlar. Onlara göre modada fonksiyonellik ön plandadır. Fransızlar, bununla modada başarılı olmuşlardır.''

Özceyhan, kişinin kendi vücuduyla bütünleşmeyen giysileri giymemesi gerektiğini belirterek, ''Modada vücut ve kumaş kompozisyonu çok önemlidir. Yani, giyilen kıyafetin vücut oranlarıyla bağdaşması lazım. Bunun için Türkiye'de kadın vücut standartlarını araştırarak bu konularda 5 ana vücut tipi üzerine kalıplar çıkarttım. Şimdi bu teknikleri Türkiye'nin dört bir yanında Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile düzenlediğim kurslarda tekstil öğretmenlerine öğretiyorum'' dedi.

TÜRK MODACILARIN BAŞARISI Özceyhan, dünyanın en iyi terzilerinin bulunduğu ülkeler arasında Türkiye'nin ilk sıralarda yer aldığını, Türk modacıların başarısının ülke sınırlarını aştığını bildirdi.

Kendisinin de 50 yılı geride bıraktığı meslek yaşamında, 23 ülkedeki 50 defilede podyumda Türk bayrağını dalgalandırmanın mutluluğunu yaşadığını ifade eden Özceyhan, yurt içi de dahil edildiğinde defile sayısının 100'ü bulduğunu ifade etti.

Çin Seddi'nde defile yapan tek modacının kendisi olduğunu belirten Özceyhan, '''Podyumdaki karalar', 'Çanakkale', 'Çağdaş çizgilerle Atatürk (Selanik)' gibi çeşitli adlarla yaptığım bu defileler, kazandığım paradan çok ülkemin tanıtımına olan katkım nedeniyle büyük mutluluk verdi. Tokyo'da dünya çocukları yararına Japon modacı Tadashi ile büyük moda gösterisi yaptım. Bugün dünya modasında Türk tasarımcıların artık önemli bir yeri var'' diye konuştu.

MARDİN VE MAKEDONYA PROJESİ Modacı, Kreatör Ahmet Özceyhan, Mardin Valiliğinin isteği üzerine kentin 1600 yıllık geçmişine inerek hazırladığı ''Mardin Kreasyonu''nu da hatırlatarak, bu projenin büyük beğeni gördüğünü ve halen konuşulduğunu belirtti.

Projenin defilesini ve diğer etkinliklerini 200 civarında yabancı diplomatın izlediğini anımsatan Özceyhan, şunları kaydetti:

''Bunu izleyenler arasında bulunan Makedonya Kültür Bakanının isteği üzerine, bu ülkeyle ilgili başlattığım yeni projem sürüyor. Makedonya'nın geçmişten günümüze giyim kültürünün kalıcı bir esere dönüştürülmesi ve bu yolla ülkenin tanıtımının sağlanması amacıyla çalışmasını sürdürdüğüm proje tamamlanmak üzere. Kültürü bize benzeyen Makedonya ile ilgili bu çalışmanın bir Türk dizaynırı olarak bana verilmesinin ayrıca gururunu yaşıyorum.''

KÜLTÜR KENTİ ADANA Olgunlaşma Enstitüsü ve tekstil öğretmenlerine kurs vermek üzere geldiği Adana'da da böyle bir çalışmayı yapabileceğini vurgulayan Özceyhan, sözlerini şöyle tamamladı:

''Adana geçmişten günümüze çok göç alan bir kent. Kente göçle gelenler, gelenek ve görenekleri ile yemek kültürleri kadar giyim kültürlerini de beraberlerinde getiriyorlar. Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış bu kent için Adana Valiliği ya da yerel yönetimler işbirliği ile bir proje hazırlamak istiyorum. Bu sayede Adana sadece kebabı, şalgamı ya da bici bicisiyle değil, kültürüyle de yurt içi ve yurt dışında tanıtılabilir. Çünkü, ben inanıyorum ki Adana bir sanat kenti. Bu kentin yüzlerce sanatçı yetiştirmiş olması da tesadüf değil. Adana'yı sanatla tanıtacak bu projenin gerçekleşmesi halinde kente büyük katkısının olacağını düşünüyorum.''