"İstanbul Modern" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Dice Kayek markasını yaratan Ayşe ve Ece Ege kardeşler, İstanbul Fashion Week çerçevesinde açtıkları ‘İstanbul Contrast' sergisinde şehrin içinde barındırdığı tezatları koleksiyonlarına yansıtıyor. 18 yıl önce moda dünyasına Dice Kayek markasıyla Paris'te adım atan Ayşe ve Ece Ege kardeşler, İstanbul Modern'de açılan ‘İstanbul Contrast' sergisiyle esin kaynakları olan kente görkemli bir dönüş yaptılar. ‘İstanbul Contrast', Fransa'daki Türkiye Mevsimi kapanış etkinlikleri ve Paris Moda Haftası kapsamında 30 Mart'ta Paris Musée des Arts Décoratifs'te sergilenmişti. Ege kardeşlerin İstanbul'un tarihi ve kültürel coğrafyasından esinlenerek tasarladıkları kıyafetler, bu kez de İstanbul Fashion Week (İstanbul Moda Haftası) kapsamında yeni bir düzenlemeyle İstanbul Modern'e konuk oldu. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) katkılarıyla perşembe günü açılan, Ayşe ve Ece Ege kardeşler, Ajans Başkanı Şekip Avdagiç, İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı ve İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi'nin ev sahipliği yaptığı ‘İstanbul Contrast' sergisine ilgi büyüktü. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış ve iş, sanat ve moda dünyasının tanınmış isimleri de konuklar arasındaydı. Yine İstanbul Modern'de devam etmekte olan Hüseyin Çağlayan sergisinin yanı sıra Dice Kayek ‘İstanbul Contrast' sergisine gösterilen bu ilginin arkasında İstanbul'un uluslararası moda ve tasarım merkezlerinden biri olması arzusu yatıyor. Üçüncüsü düzenlenen IFW ile bu arzunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hakkında henüz bir yorum yapmak erken olsa da bu yıl Avrupa başta olmak üzere farklı ülkelerden gazete ve dergilerin moda editörlerinin gelmesi bir ilginin başladığının göstergesi sayılabilir.   Giysilerle İstanbul güzellemesi Dice Kayek markasının yaratıcısı Ayşe ve Ece Ege kardeşler, bu sergiyi kendilerine her zaman esin kaynağı olmuş İstanbul'a ithaf etmişler. Sokakları, binaları, tadı, kokusu ve yaşam tarzıyla onları her zaman heyecanlandıran İstanbul'un içinde barındırdığı tezatların uyumunu gösteren bir koleksiyon yapmışlar. Geçmiş, gelecek, geleneksellik, modernizm ve farklı kültürler özel tasarımlarda hayat bulmuş. Her giysi kentin farklı bir yüzünü ya da imgesini yansıtıyor. ‘İstanbul Contrast', Paris'teki sergiden farklı olarak İstanbul Modern'e özel bir düzenlemeyle sergileniyor. Ünlü sanatçı Arik Levy, Dice Kayek için ‘LogForest' adını verdiği bir enstalasyon hazırlamış. Sergi alanına girenler kendini bir an Yerebatan Sarnıcı'nda hissediyor. Bu duygu sarnıçtaki sesler, gölgeler ve sütunlarla yaratılmış, sütunların arasına gizlenmiş giysilerin her biri İstanbul'un ayrı bir köşesini imgeliyor. Arik Levy ilk bakışta insanı zorlayan ama dikkati tasarımlara yoğunlaştıran bir yerleştirme yapmış. Arik Levy bu düzenlemeyle iç-dış kavramını, kontrasları sorgulamak istemiş. Yapıtını ‘büyümeye, gelişmeye, evrime ve dönüşüme gönderme yapan küresel Absent nature-Varolmayan doğa' projesinin parçası ve İstanbul kentinin metaforu olarak tanımlıyor: "Renkleri, sokakları, insanları ve beklenmedik sentezleriyle İstanbul, sanat ve sanatçılar için sonsuz ilham kaynağıdır. Çelişkiler yumağıdır. Osmanlı'dan bu yana isabetle adlandırıldığı üzre, Şehr-i şehri İstanbul'dur o; o bir dişi şehir, bir dişi muammadır… Hani şu renkli matruşka bebeklere benzer İstanbul. Açarsın bir tanesini, bir de bakarsın bir tane daha varmış içinde, öylesine saklı, gizemli. Onu da açarsın bir tane daha çıkar karşına. Tek bir İstanbul yok ki. İstanbullar var aslında. Yan yana, iç içe…" Serginin en büyük sürprizlerinden biri de tüm metinleri yine bir İstanbul âşığı ünlü yazar Elif Şafak'ın yazmış olması.   Önceliğimiz giyilebilirlik ‘Kubbe', ‘Kumru', ‘Lokum', ‘Galata', ‘Topkapı', ‘Lale', ‘Kaftan', ‘İstanbul Modern', ‘Boğaziçi' ve ‘Ayasofya' gibi İstanbul dendiğinde ilk akla gelenler giysiye dönüşmüş. Sergide 12 başlık altında 26 tasarım yer alıyor. Ece Ege'yi en çok heyecanlandıran, dikimi aylarca süren, terzilerin parmaklarının delindiği Ayasofya temalı giysi olmuş. Taşlarla süslü bu elbisede Ayasofya'da yıllar sonra bulunan Cebrail rölyefinden izler var. Hüseyin Çağlayan ve Dice Kayek sergilerini bir arada görmek iki tasarımcının bakış açılarının ne denli farklı olduğunu da gözler önüne seriyor. Çağlayan için kadın ve kadın giysileri duygu ve düşüncelerini yansıtmak için bir araçken, Ege kardeşler hangi kavramsal çerçeveden bakarlarsa baksınlar kadınlar ve giysileri ön planda. Ece Ege İstanbul Modern'de tasarımları sergilenen Hüseyin Çağlayan'dan en büyük farklılıklarının kıyafetlerinde fonksiyonelliğe verdikleri önem olduğunu söylüyor. "Kavramsal tasarıma evet ama önceliğimiz giyilebilirlik" diyor.
Çağdaş sanatın ve modanın önde gelen temsilcilerinden Hüseyin Çağlayan’ın Türkiye’deki en kapsamlı sergisi İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti programı kapsamında İstanbul Modern’de açıldı Tasarımcının son 16 yılda ürettiği çalışmalarının bir seçkisi niteliğini taşıyan “Hüseyin Çağlayan: 1994-2010” başlıklı sergi, 15 Temmuz-24 Ekim tarihleri arasında İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri’nin (İTKİB) organizasyonu ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla, İstanbul Fashion Week 2010, İstanbul Moda Akademisi (IMA), İstanbul Modern ile Londra Tasarım Müzesi işbirliğiyle gerçekleşiyor. Daha önce Londra Tasarım Müzesi ve Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi’nde sergilenen, küratörlüğünü Donna Loveday’in yaptığı sergide, Hüseyin Çağlayan’ın 1994 ile 2010 yılları arasında ürettiği moda koleksiyonları, enstalasyonları ve filmleri bir araya geliyor. Sergi, mimari, felsefe, bilim, tarih, antropoloji, biyoloji ve teknolojiden esinlenen Hüseyin Çağlayan’ın genetik, teknolojik ilerleme, yer değiştirme, göçmenlik ve kültürel kimlik gibi çeşitli alanlardaki düşüncelerini yansıtıyor. Çağlayan giyimi, konseptleri ifade etmek ve daha geniş izleyici kitlesinin erişimine açmak için bir keşif alanı olarak kullanıyor. Yeni malzeme ve tekniklerle deneylere girişiyor, tasarladığı giysiler, ardında yatan düşünce süreçlerini yansıtıyor. Modayı bir keşif alanı ve kavramların ifade bulduğu bir yer olarak sunan Hüseyin Çağlayan, giyimin ne anlama geldiğine dair önkabullere meydan okuyor. Modayla doğrudan doğruya ilişki kurulması güç disiplinlerden ilham alan Hüseyin Çağlayan, günümüz dünyasının politik, ekonomik ve sosyal gerçeklerinden yola çıkarak, felsefi bir konumlandırmayla, kavramsal fikirler sunan tasarımlar gerçekleştiriyor. Hüseyin Çağlayan sergiyle ilgili olarak, “Türkiye’de böyle bir sergi açmanın benim için en heyecan verici tarafı, genç kuşakla diyalog kurup, onları etkileyebilecek ve aynı zamanda bir çok farklı disiplinden, farklı dünyalardan gelebilecek insanların ilgisini çekebilecek olması. Bu ülkenin nüfusunun büyük bölümü gençlerden oluşuyor ve bu serginin onlara esin kaynağı olmasından büyük mutluluk duyarım. Böylece buradaki insanlar ilk kez bir çatı altında benim dünyamı görme şansı bulacak. Daha önce video çalışmalarım sergilenmişti ama bu kez enstalasyon olarak sunulan giysilerimin görülmeye değer olduğunu düşünüyorum” diyor. Basın toplantısında İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt ve İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Tanrıverdi birer konuşma yaptı. İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, İstanbul Modern’in 2008 yılında yine Tasarım Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirdiği “Tasarım Kentleri” sergisinden sonra Hüseyin Çağlayan’ın çalışmalarından önemli bir seçki niteliği taşıyan bu sergiye ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirtti ve bu yaklaşımın, müzenin tasarım dünyası ile kurduğu düzenli ilişkiye işaret ettiğini de vurguladı. İstanbul Modern’in bu sergiyle, tasarım alanında bir düşünce platformu ve diyalog ortamı oluşturduğuna değinen Oya Eczacıbaşı,“Sergi, sanatseverlere Hüseyin Çağlayan’ın yaratıcılığını, esin kaynaklarını keşfetme fırsatı verirken, çocuklara, gençlere ve ailelere de ünlü tasarımcının ele aldığı temalardan yola çıkarak, kullandığı malzeme ve tekniklerle öncü yaklaşımını deneme olanağı tanıyor” dedi. Eczacıbaşı, İstanbul Modern’in sergiye paralel olarak özel olarak tasarladığı çeşitli atölyelerde, çocukların, gençlerin ve ailelerin Çağlayan’ın çalışmalarından ve irdelediği temalardan esinlenerek tasarım ürünleri yaratacaklarını söyledi. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, “Sadece Avrupa’nın değil, tüm dünyanın gözünü İstanbul’a çeken ‘İstanbul Fashion Week 2010 etkinlikleri, Ajans olarak yola çıktığımız günden bu yana İstanbul’umuzun tanıtımı için hayata geçirdiğimiz etkinlikler arasında çok önemli bir rol oynuyor. Bu önemli etkinliğin aynı zamanda günümüzde moda alanında çalışan en ilerici isimlerden biri olarak tanınan, İngiltere'de iki kez "Yılın Tasarımcısı" seçilen Hüseyin Çağlayan’ın en kapsamlı sergisini de programında yer alması, tüm dünyanın gözünün bir kez daha kentimize çevrilmesi için büyük bir fırsat yaratıyor. Öte yandan, bu sergisiyle, moda ve sanatın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunun altını çizen Hüseyin Çağlayan ile İstanbul adına farklı projelere de birlikte imza atıyoruz. Bu anlamda, kendisiyle İstanbul markasının uluslararası platformda imajının güçlendirilmesi konusunda işbirliklerimiz devam edecek” dedi. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Tanrıverdi, bu yıl üçüncüsü düzenlenen İstanbul Fashion Week ile İstanbul’u dünya moda haftaları içinde ilk beşin içine sokmayı hedeflediklerini vurguladı. İtalya’nın Milano, Fransa’nın Paris, İngiltere’nin Londra, ABD’nin New York Moda Haftaları ile dünya gündemine oturduğuna dikkat çeken Tanrıverdi sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye, diğer hiçbir ülkede olmayan bir birikimi elinde bulunduruyor. Dünya çapında tasarımcılarımızla gurur duyuyoruz. Hüseyin Çağlayan da gurur duyduğumuz tasarımcılardan bir tanesi. İstanbul Modern’de bugün başlayan ve 24 Ekim’e kadar devam edecek olan “Hüseyin Çağlayan: 1994-2010”, isimli sergi, moda ve sanatın ayrılmaz bir bütün olduğunu gözler önüne seriyor. İstanbul Fashion Week gerek Hüseyin Çağlayan ve Dice Kayek sergisiyle gerekse tasarımcı ve markalarımızın etkinlikleriyle Türkiye’nin yıldızını parlatacak.” Serginin destekçileri ise başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere Proje Sponsoru Marshall, İletişim ve Tasarım Sponsoru dDF, Aydınlatma Sponsoru Tepta Aydınlatma, Konaklama Sponsoru Point Otel, Acarlar Makine, Kavaklıdere ve Solmaz Şirketler Grubu. Antropoloji, tarih, bilim, felsefe, biyoloji ve teknolojiden esinleniyor Serginin küratörü Donna Loveday, Hüseyin Çağlayan’ın günümüzde moda alanında çalışan vizyon sahibi tasarımcıların başında geldiğini belirterek, “Malzemeleri yenilikçi yollarla kullanışı ve yeni teknolojiye yönelik ilerici tavrıyla tanınıyor. Çalışmalarının ardında yatan fikirler ilk bakışta modayla ilişkilendirilemeyen antropoloji, tarih, bilim, felsefe ve teknoloji gibi disiplinler arasında geçişler yapıyor. Çağlayan’ın çalışmalarına güncel politikalar ve kendisini kişisel olarak rahatsız eden kavramlar yön veriyor, büyük beğeni toplayan defileleri birer performans işlevi görüyor” görüşünü dile getiriyor. “Giyimi felsefeye dönüştürmüş bir tasarımcı” Hüseyin Çağlayan’ın “giyimi felsefeye dönüştürmüş bir tasarımcı” olduğunu belirten Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi Şef Küratörü Yuko Hasegawa ise katalog yazısında, sanatçıyı “Hem sanata hem de tasarıma ivme veren ve sınırları yeniden çizen bir katalizör” olarak nitelendiriyor. Hüseyin Çağlayan’ın insanoğlunun geleceğini keşfetmek için beden ve üzerindeki giysileri kullandığını vurgulayarak, “Medeniyetin büyük tarihine dair derin bir algının üzerine inşa ettiği bakış açıları bize insan doğası hakkında taze bir görüş sunuyor. Ortaya çıkan işlerinin ‘yeniliği’ bir yandan kendi özgün tarzını üretirken öte yandan moda dünyasının çılgın hızı ve döngülerine ayak uyduruyor” diyor. Hikayesini çeşitli temalarla anlatıyor Bir “hikâye anlatıcısı” olarak Çağlayan, hikâyesini çeşitli temalar etrafında giysiler ve defilelerle anlatıyor. Defilelerini izleyiciler için bir kültürel deneyim olarak tasarlıyor. Toplumsal ve kültürel kalıpları kırmaya çalışan çalışmaları güncel politikalar ve kendisini kişisel olarak rahatsız eden kavramlardan beslenirken, defileleri birer performans işlevi görüyor. Moda koleksiyonlarının yanı sıra enstalasyonlar yapıyor, kısa filmler yönetiyor ve sahne performansları için kostümler tasarlıyor. Zorunlu göç, kökenlere dönüş ve kimlik Çalışmalarında irdelediği temaların büyük bölümü, kişisel tarihi ve kültürel kimliğiyle Londra’da yaşamak ve çalışmakla ilgili deneyimlerinden oluşuyor. İlk gençlik yıllarının Kıbrıs ve Birleşik Krallık gibi iki farklı kültür arasında geçmesi nedeniyle kültürel kimlik, ulus-devletler, yer değiştirme, yerinden olma ve bedensizleşme kavramlarıyla ilgileniyor. Hüseyin Çağlayan Sözlerden Sonra’da “Yaşamlarımızın sürekli hareket halinde olmasının belleği ve eve ait objelere olan bağlılığımızı nasıl etkilediğini” sorguluyor. Bu çalışmasında savaş zamanı evini aniden terk etmek zorunda kalanlardan, 1974’te Kıbrıs’ta yaşananlardan esinlenerek, insanların böyle bir acıyla karşı karşıya geldiklerinde sahip oldukları şeyleri saklamak veya yanlarında götürmek istemeleri düşüncesinden yola çıkıyor. Böylece, koltukların çantalara, masanın eteğe dönüştüğü, “giyilebilir, taşınabilir mimari” kavramını yaratıyor. Zamansal Meditasyonlar’da ise genetik antropolojiyi, mekânda ve zamanda gerçekleşen etnik göçleri belirlemede anahtar olarak kullanıyor. Böylece Kıbrıs’ı ortaya çıkaran tarihsel göç yollarını izleyerek geçmiş ile şimdiki zamanın bir araya gelebileceğini gösteriyor. 2005 yılında 51. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil eden ve oyuncu Tilda Swinton’ın rol aldığı Olmayıp Varolan başlıklı yapıt, katı göçmenlik yasalarına yanıt niteliği taşıyor. Çağlayan, coğrafi çevre ve DNA yapısı arasındaki ilişkiyi irdeleyen bu kısa filminde, kurumların bireyleri genetik özelliklerine göre eleyebileceği bir sistem tasarlıyor ve bunun sonucunda yabancı bireylere karşı gelişen şüpheden esinlenerek terörizm meselesinin etrafında oluşan nevroz ve paranoyaya dikkat çekiyor. Genometrik adlı çalışmasında da dijital haritalama tekniğini kullanarak, giysileri bireyin DNA dizilerine uygun biçimde programlıyor. Kaderin Tecellisi’nde ‘tiksinti’yi bertaraf ederek, Batı’nın yayılmacılığının fiziksel ve psikolojik sonuçlarını yansıtıyor. Yüz On Bir’de modanın geçen yüzyıldaki evrimini belgeliyor. Uçak Elbise’de beden ve teknolojik üretimin birbirine göründüğünden daha çok benzediğini gösterirken, 1998’de Irak’a gerçekleştirilen ‘Çöl Tilkisi’ adlı hava operasyonuna da gönderme yapıyor. Bedenle ve giysilerle bir mikro-coğrafya yaratmak Düşüncelerini beden üzerinden ifade eden, tüm eylemlerimizin merkezinin beden olduğunu belirten ve bunu, ‘bedenin dışsallaştırılması’ olarak tanımlayan tasarımcı, bedenin fiziksel olduğu kadar siyasi bir izdüşüm olduğunu göstermeye çalışıyor. Çağlayan, mimarinin, binaları yaratma ve araçları üretme biçimimizin aslında bedene benzediği görüşüyle bedenden çoğalanları tekrar bedene yerleştiriyor, böylece bedenle bir mikro-coğrafya yaratıyor. “Hızı düşünmek, beni bedenin kendi hızını ve hareketini ergonomik biçimde büyütme fikrini doğuran otomobil içlerine odaklanmaya yönetti” diyen Hüseyin Çağlayan, Hareketsizlik başlıklı koleksiyonunda, bir çarpışma anını kendinde hapseden giysilerle, yaşadığımız hayatlarda hız ve teknolojinin etkilerini irdeliyor. Toprağa Bağlı ise sürekli değişen, hızlı bir çevrede insanın kendine sabit bir merkez arayışını konu alıyor. Doğanın beden üzerindeki egemenliğini inceleyen, insanoğlu, teknoloji ve doğal güçler arasındaki ilişkiyi keşfeden Önce Eksi Şimdi’yi bir anlamda tamamlayan bir çalışma olan Şefkat Yorgunluğu da tam tersi bir ilişkiyle, insanların çevrelerini kontrol altına alma arzusuyla ilgileniyor. Jeotropik’te sınırlar ve nehirler gibi topografik şekillerin savaşları ve kültürleri biçimlendirmedeki rolünü mercek altına alıyor. 2 bin yıldır Çin’den Batı’ya uzanan İpek Yolu üzerinde bir bilgisayar animasyonuyla bedenin bir mikrocoğrafyasını yaratarak, gezginliğin getirdiği kalıcılıktan yoksunluğa dikkat çekiyor. Hareket halindeyken çevrenizi de beraberinizde götürmekle ilgili Yerden Geçide başlıklı video enstalasyonda androjen figürün Londra’dan İstanbul’a yolculuğu onu koza benzeri araca bağlayan yersizliğe işaret ediyor. Sergide ayrıca 2008 yılında Londra Tasarım Müzesi tarafından verilen “Brit Insurance Designs of the Year” ödülünü alan, en yeni LED teknolojisini moda tasarımına taşıyan, göz kamaştırıcı kristaller ve 15 binden fazla parıldayan LED ışığından oluşan görkemli Video Elbise de sergileniyor. Sergi, bu giysinin bir parçası olduğu ve iklimleri metafor olarak kullanarak yaşamın hayat ve ölüm arasındaki sürekli devinimini gösteren Havadan başlıklı çalışmayı da içeriyor. İki yüzden fazla hareketli lazerle bezeli Okumalar başlıklı çalışma ise güneşe tapma kültünün modern versiyonu simgeleyen şöhret kültürü saplantısından yola çıkıyor. Kaynak: Haber7