Kuzey Irak`ın en modern AVM`sinde mağaza açan Vakko, Kürt ve Türkmen müşteri kitlesi edindi. 6 çalışanı İstanbul`da eğiten Vakko, ikinci mağazayı Süleymaniye`de açacak

Vakko`nun Kuzey Irak`ın başkenti Erbil`de 17 Şubat`ta açtığı mağaza, daha bir ayını doldurmadan kentteki Kürtler ve Türkmenlerden büyük ilgi gördü. Mağaza Müdürü Nihat Mintaş, daha önce Türkiye`ye gelerek alışveriş yapan müşterilerinden edindikleri veritabanı sayesinde Erbil`de hiç yabancılık çekmediklerini söylüyor. Vakko ve hemen yanıbaşındaki W mağazası, Aralık 2009`da 80 kişi arasından seçerek Türkiye`de eğittiği altı kişilik ekibiyle, Erbil sosyetesini en yeni moda trendleriyle tanıştırıyor.

`HİÇ YABANCILIK ÇEKMEDİK`

Erbil`de Kasım 2009`da açılan Kuzey Irak`ın en modern alışveriş merkezi olan Majidi Mall`da yan yana yer alan Vakko ve W mağazaları, üst düzey KDP ve KYB yetkililerinin yanı sıra Türkmenlerden de kısa sürede müşteri kitlesi edindi. SABAH`a konuşan Mağaza Müdürü Mintaş, Kürt Bölgesi`ndeki müşterilerin bilgisinin Türkiye`deki mağazalardan yaptıkları alışverişlerden dolayı veri tabanlarında ilgilendikleri ürünlerin bilgisi olduğunu belirterek, `Ne biz onlara, ne de onlar bize yabancı değildi. Birbirimizi daha önceden tanıyorduk` dedi.

SÜLEYMANİYE SIRADA

Vakko ve W`nun müdürlüğünü yürütmek için İstanbul`dan gelen Mintaş, misyonlarının kente modayı taşımak ve müşterilerinin moda kültürünü dünya seviyesine çıkartmak olduğunun altını çizdi. Nihat Mintaş, Erbil`de gelir düzeyi yüksek, lüks konutlarda oturan ve lüks araçlar kullanan bir kitle olduğunu belirterek, hedeflerinin bu insanlara marka bilinci ve alışveriş kültürünü taşımak olduğunu söyledi. Modanın Erbil`deki temsilciliğine soyunan Vakko`nun Irak`taki sonraki hedefi ise Süleymaniye.

MOZAİĞE UYGUN 4 DİLLİ MAĞAZA

Mağazalarda çalışan satış temsilcilerinin hepsi Erbilli. İki mağazada da sadece Mintaş ve müdür yardımcısı Türkiye`den. Elemanların birisi Türkçe, Arapça ve Kürtçe konuşan Türkmen, babası İranlı olan bir diğer eleman ise Farsça, Kürtçe ve İngilizce konuşuyor. Geri kalan Kürt çalışanlarla bölgenin mozaiğine uygun profil oluşturan Vakko, bölgenin yapısına uygun bir sistemle çalışıyor. İki mağazada görev yapan 6 çalışanı özel olarak seçen ve İstanbul`a götürerek üç haftalık eğitim ve stajdan geçiren Vakko, çalışanlarına yönelik eğitimi mağaza açıldıktan sonra da sürdürüyor. Mintaş, her gün sabah buluştuğu satış elemanlarına yeni bir şeyler öğretiyor ve Erbillilere modayı öğretmenin ipuçlarını anlatıyor. Onlar da öğrendiklerini müşterilerine aktarıyor ve onları eğitiyor.

1- Küçük Beyaz Elbise

2-Trençkot vakti

3-Askere gidiyoruz. Deniz, Hava ya da Kara Kuvvetleri, birliğinizi seçin.

4-Alçakgönüllülük mü o da ne? İç çamaşırı artık dış giyim oldu.

5-Pantolon ceket takımlar yeniden gardropların vazgeçilmezleri olacak.

6-Elbiselerinizi makasla kesmeye var mısınız?

7-Yırtık, pırtık eskilerinizi atmayın, ihtiyacınız olabilir.

Dünya modasına yön veren dergi Vogue, uzun bir bekleyişin ardından Türkiye’de yayın hayatına başlıyor.  

Vogue Modayı Yarattı17 ülkede çıkan farklı edisyonlariyla modaya yön veren dergi Vogue, ilk sayısı ile Türk okurlarına ve moda tutkunlarına merhaba demeye hazır.  

Seçici, özgün bakış açısını kadınları merkezine alan zarif üslubu ve parıltılı görselliğiyle harmanlayan Vogue, 117 yıl önce ilk yayınlandığı günden bu yana değişmeyen çizgisiyle modayı, güzelliği ve hayatı anlatıyor.  

Dünya modasına yön veren moda dergisinin Türkiye’de genel yayın yönetmenliğini Seda Domaniç üstleniyor. VOGUE Türkiye, moda ve stil dünyasındaki trendlerin yanı sıra yeni yeme içme alışkanlıkları, uluslararası yetenekler, sıra dışı yaşam hikayeleri ve dünya metropollerindeki renkli sosyal hayatları da anlatan zengin bir içeriğe sahip olacak. 

Kazanılmış başarılardan, keşfedilmeyi hak edenlerden, yaşamın ta kendisinden oluşan Vogue dünyasını tüm ihtişamıyla sayfalarına taşıyacak olan VOGUE Türkiye, Şubat sonundan itibaren bayilerde yerini aldı. 

 Derginin moda direktörlüğü, Conde Nast bünyesinden bir isme emanet edildi: Mary Fellowes.  

Derginin kreatif direktörleri ise Andrew ve Iain Foxall olarak duyuruldu.  

Merak edenler bu isimlerin özgeçmişlerini aşağıda bulabilirler. 

Vogue sonunda Türkiye’de

Vogue Türkiye’nin koleksiyonerler için hazırlanan numaralandırılmış 1000 özel baskılı nüshası için İstinye Park markalar sokağındaki Vogue standında uzun kuyruklar oluştu.

24 Şubat öğle saatlerinde İstinye Park Alışveriş Merkezi’nde moda sevenleri hoş bir sürpriz bekliyordu. Vogue Türkiye, İstinye Park’a açtığı özel standında meraklılarını ve yıllardır bekleyenlerini ilk 1000 sayısıyla, kapağında Jessica Stam’le karşıladı.

Vogue Türkiye’nin numaralandırılmış bu ilk 1000 sayısına sahip olmak isteyen modaseverler ve koleksiyoncular, uzun bir kuyruğu göze almak zorunda kaldı. Ancak bu kuyruğun insanları yolundan alıkoymak şöyle dursun daha da tahrik ettiğini söylemek gerek.

İlk sayılara sahip olan şanslı azınlık, dergiyi alır almaz şaşkınlıklarını gizleyemedi. Zira Vogue Türkiye, ilk sayının hakkını vermiş ve 562 sayfalık özel bir sayı çıkartmış. Sanırım bayağı ağır olan bu ilk sayı ile yılların öcünü almak istercesine “İşte sonunda Türkiye’ye de geldik, moda dergisi dediğin böyle olur” demek istemişler ve bunu da başarmışlar.

Derginin, 1 numaralı sayısını, Vogue Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç aldı. Onun ardından kuyrukta bekleyenler, dergileri almaya başladı. Ancak sıradakiler taşıma zorluğuna rağmen bir dergi ile yetinmedi, iki-üç dergiyi birden kucaklayıp götürdü.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, VOGUE koleksiyonu yapan pek çok takipçi olduğunu bilen Vogue Türkiye, numaralandırılmış baskıları onlar için hazırladı. Bu özel sayılar dergi piyasaya çıkmadan 20 saat önce meraklılarına ulaştırıldı.

24 Şubat Çarşamba, saat 13.00’den itibaren İstinye Park markalar caddesinde özel hazırlanan VOGUE TÜRKİYE standında başlayan satış, 28 Şubat Pazar akşamına kadar devam edecek.



 


Seda Domaniç

Seda Domaniç

“Georgetown Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans derecesini Avrupa Çalışlmaları ve Uluslararası Ekonomi alanlarında Johns Hopkins Üniversitesi SAIS’tan aldı. Washington’da CNN televizyonunda, Milano’da Dow Jones haber ajansında, İstanbul’da CNN Türk’e muhabirlik yaptı. Tribeka İletişim Danışmanlık bünyesinde Avrupa Komisyonu’na Turizm Bakanlığı’na ve Colgate Palmolive, Tetrapak, Borusan Holding şirketlerine iletişim danışmanlığı hizmeti verdi. İstanbul’da kurulan AB Bilgi Merkezi’nde Direktörlük ve ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi ( EDAM ) isimli düşünce kuruluşunda Genel Sekreterlik görevlerini yürüttü. Doğuş yayın Grubu İş Geliştirme ve Dış İlişkiler Direktörü olarak görev yaptı. Aynı zamanda CNBC Europe / World televizyonunda yayınlanan “Business Turkey’’ programını hazırladı ve sundu. Sabancı Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi doktorasını tamamlayan Domaniç, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca konuşuyor.”   

Andrew ve Lain Foxall

Andrew Foxall ve Iain Foxall

“Edingburg Leith School of Art’ta resim bölümünü bitiren Andrew Foxall, Liverpool Üniversitesi’nde Moda ve Tekstil okudu. Yüksek Lisans’ını Moda Tasarımı ve Pazarlaması alanlarında Milano’da bulunan Domus Academy’de aldı. İtalya ve İngiltere’de Future Concupt Lab, Neil Barrat, Boxfresh, Deutsche Bank ve Ideo London’da çalıştı. 2003’te İstanbul’daki Türk ortağı ile birlikte 20 ML adlı şirketi kurdu. Bünyedeki tüm projelerin kreatif direktörlüğünü üstlendi.  

Iain Foxall, Liverpool John Moores Üniversitesi’nde Grafik Tasarım okudu. David Crow, Jonathan Hitchen ve Michael O ‘Shaughnessy’den ders aldı. Serbest çalıştığı dönemde Unilever, Lloyds Bank, Canon, Aquascutum ve Nike’a görsel tasarımlar yaptı.
2006 yılında Andrew ve Iian Foxall İstanbul’da “Foxall Associates’i kurdular.
Vitra, Yapı Kredi ve Nuxx gibi firmalara görsel tasarım hizmeti verdiler.
2008’de Londra ofisini açtılar.”
  

Mary Fellowes

Mary Fellowes

   “Mezunlarının arasında John Galliano, Alexander McQueen, Stella McCartney gibi isimlerin yeraldığı dünyaca ünlü İngiliz moda okulu Central St Martins’ten mezun oldu. İngiliz Vogue’da 5 yıl “ Junior ’’ Moda Editörü olarak Lucinda Chambers ve kate Phelan ile çalıştı. Serbest çalıştığı dönemde Vogue İtalya, Vogue Japonya, Vogue Çin, Vogue ABD, ve Teen Vogue başta olmak üzere birçok dergi için moda çekimleri gerçekleştirdi. 2007 Sonbaharında İngiliz The Economist dergisinin Moda Edötönü olarak atandı ve derginin ilk kez çıkardığı stil eki İntelligent Life ‘i yarattı. Londra’dan Tokya’ya birçok ünlü modacının defilelerine stil danışmanlığı yaptı, aynı zamanda Mischa Barton, Clare Danes, Amy Adams ve Camilla Belle gibi ünlüleri giydirdi.”

LC Waikiki markasıyla öne çıkan Taha Grubu ile Tema Grubu’nun ortaklarından, Tema Mağazacılık Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük, havalimanında sıkça karşılaştığım işadamlarından biri… Küçük, haftanın yarısını İstanbul dışında ya mağaza turuna ya da yeni mağaza yeri belirlemeye ayırır…


Geçen gün Tema Grubu’nun Hürriyet Medya Towers’ın hemen yanıbaşındaki merkezine uğradım, Vahap Küçük ve ekibiyle sohbet ettik.
– 2009’u nasıl geçti, nasıl bitti?
– 50 milyon dolar yatırım yaptık. 50 yeni mağaza açtık. Mağaza sayımız 260’a çıktı.
– Ya cironuz?
– Yüzde 38’lik büyümeyle 950 milyon doları bulduk.
– Kriz sizi olumsuz etkilemedi yani?
– Biz krizi fırsata çevirmeye çalıştık. Mağaza yeri kiralamadan, mağaza yatırımına kadar birçok konuda
yatırım maliyeti düştü. Krize rağmen büyüme planlarımızdan hiç vazgeçmedik.
Vahap Küçük, ardından bazı verileri sıraladı:
– 61 ildeki toplam mağaza alanımız 247 bin metrekareye ulaştı. 2009’da 82 milyon parça ürün sattık.
– Mağazalarınızın toplam ziyaretçi sayısı nasıldı?
– Hafta içi 600 bin, hafta sonları 1.3 milyon kişiyi buldu. Yani, Türkiye nüfusunun yüzde 15’i hafta sonlarında bizim mağazalarımıza uğradı.
– 81 ili ne zaman kapsamış olacaksınız?
– Tüm illere gitmek gibi bir iddiamız yok. Ancak, 2013 sonunda 500 mağazaya ulaşmayı planlıyoruz.
– Sizde franchise sistemi var mı? Mağazalar kendinize mi ait?
– Yeni corner açmayı bile durdurduk. Franchise vermiyoruz. Mağazaların tümü bize ait. Böyle de yürümeyi sürdüreceğiz.
Küçük, Tema Mağazacılık’ın ulaştığı büyüklüğü anlatırken perakende rakamlarına vurgu yaptı:
– Ayakkabı, çanta dahil hazır giyim sektörünün perakende büyüklüğü 12 milyar dolar. Bizim buradaki payımız yüzde 8 düzeyinde. Çocukta bu oran yüzde 12’ye kadar çıkıyor. Hedefimiz toplam payımızı yüzde 20’ye çıkarmak.
– Tema Grubu’nda çalışan personel sayısı ne durumda?
– Krizde hiç frene basmadık, ayağımız kriz yokmuş gibi gazdaydı. Büyümeye paralel, personel sayısı da arttı. Tema bünyesindeki personel sayımız 7 bin 500’ü buldu.
– 2009’da ilk kez yurtdışına da adım attınız…
– Romanya’da iki mağaza açtık.
– Devam edecek misiniz yurtdışında büyümeye?
– Türkiye’de 2010’da 50 mağaza daha açacağız. Yurtdışında da 10 mağaza planımız var. Arnavutluk, Libya, Almanya, Rusya, mağaza açmayı planladığımız ülkelerin başında geliyor.
Fransa’nın batık markası LC Waikiki, Taha-Tema Grubu’nun elinde yeniden canlanıp, büyüdü, Türk hazır giyim sektörünün liderliğine oturdu…
260 mağaza, 7 bin 500 çalışan, 950 milyon dolar ciroya ulaştı…
Şimdi de yurt dışına “Türkiye’nin markası” olarak açılmanın adımlarını atıyor…

12 kişiye 12 milyon liralık ‘bilişim suçu’ davası açtık

VAHAP Küçük ve ekibiyle konuşurken, Taha ve Tema Grubu’nun ortaklık yapısıyla ilgili iddiaları anımsadım:
– Bir ara ortaklık yapınızla ilgili iddialar vardı, ne oldu?
– İlk 2007’de iddialar ortaya atıldı. Bir ara ciddi şekilde mail zincirleriyle yayıldı. Gazetelere ilan vererek, kendi internet sitemizde anlatarak, medyanın da desteğiyle o günleri atlattık.
– Bu konuda son durum nedir?
– 5 ay kadar önce bu konuda yeniden söylenti yaymaya çalışanlar ortaya çıktı.
– Peki ne yapıyorsunuz?
– Biz de bu işin peşine hukuka sarılarak düşmeye karar verdik. Bilişim suçları çerçevesinde ortaklık
yapımıza dil uzatan mailleri yaydıklarını tespit edebildiğimiz 12 kişi hakkında dava açtık.
– Davanın kapsamı ne?
– 10’ar bin lira maddi, 1’er milyon lira da manevi tazminat davası açtık. Bu davaları bir anlamda sosyal sorumluluk gibi görüyoruz.
– İddiaları ilk ortaya atan ya da atanları bulabildiniz mi?
– Hanüz bulamadık ama işin peşini bırakmayacağız. İnternet mağduru her şirket, kurum ve kişinin de aynı şekilde bu işin peşine düşmesi gerekiyor. Gerekirse bu konuda güçbirliği yapmaya da hazırız.
– Yeri gelmişken ortaklık yapınızı öğrenelim…
– Dizdar Ailesi, Küçük Ailesi, Kısacık Ailesi…
Vahap Küçük, “Bir de” deyip ekledi:
– LC Waikiki markasını George Amoual’den
satın almıştık. O sırada kendisine küçük bir hisse vermiştik. Onun hissesi de duruyor.
– Şirketleri sıralasak…
Taha Holding: Taha Tekstil, Trikotek, Yavuz Tekstil, Fetih Tekstil, Fatih Emprime, Fatih Tekstil, Özen Mensucat, Burcu Triko, Rubyred Mısır, Trikoyek Bangladeş. Taha Pazarlama, Taha Outlet.
Tema Holding: Tema Mağazacılık, Tema Tekstil, Taha Giyim Sanayi, Zirve Mimarlık.

Türkiye’de 200 konfeksiyoncu Tema mağazalarına üretiyor

VAHAP Küçük ve ortakları, üretimle perakendeyi birbirinden ayrı tutmaya özen gösteriyor. Taha Grubu, üretime yükleniyor, Tema Grubu da LC Waikiki, Southblue, Xside markalarıyla perakendede büyüyor.
– Kaç konfeksiyoncuyla üretim bağlantınız var?
– Türkiye’de 200 dolayında konfeksiyoncu bize üretim yapıyor. Üretim yaptırdığımız atölyeler Batı Karadeniz’de ilçelere kadar uzanıyor.
– Yurt dışında üretim yaptırıyor musunuz?
– Mısır ve Bangladeş’te Taha olarak bizim üretimimiz var. Onun dışında Çin, Sri Lanka, Hindistan ve Pakistan’da da üretim yaptırıyoruz.

2020’de 10 milyar dolarla Avrupa’da ilk üçe girecek

TEMA Mağazacılık Yönetim Kurulu Başkanı Vahap Küçük’e geleceğe dönük vizyonlarını sordum:
– Hedefimiz Avrupa’daki en güçlü ilk 3 hazır giyim markası arasına girmek.
– Buna dönük ciro planınız var mı?
– 7 milyar doları dışarda, 3 milyar doları içerde olmak üzere 10 milyar dolar gibi bir ciro öngörüyoruz.
– Buna sadece organik büyümeyle ulaşabilir misiniz?
– Türkiye’de 3 milyar dolara daha kısa sürede ulaşabiliriz. Ancak, dışardaki büyüme zincir mağaza ve markalar satın alarak da yürüyecek.
– Önünüze gelmiş bir satın alma var mı?
– Henüz yok… Bu konudaki çalışmalara yeni başlayacağız…
10 milyar dolar ciro, Avrupa’da ilk üç… Gerçekten iddialı hedef…

370 bin test yaptık

VAHAP Küçük, Tema’nın mağazalarında satılan ürünlerin öncelikle kumaşlarının laboratuvar testinden geçiririldiğine dikkat çekti:
– 2009’da toplam 370 bin test yapıldı laboratu-varımızda.
– Ne testi yapıyorsunuz?
– Kumaşlarda kullanılan maddelerin insan ve çevre sağlığına zarar verip vermediğine bakıyoruz.
– Geçen yıl şapka toplatmıştınız…
– Şapkada zararlı boya belirleyince hemen gazetelere ilan verdik, zaten az sayıda satılmıştı, hepsini topladık.

Taha’nın 10 bin işçisi var115 milyon dolarlık ihracat yapıyor

VAHAP Küçük, Taha Grubu’nun ortağı olsa da, görev paylaşımı çerçevesinde perakendeye, Tema Mağazacılık’a odaklanmış durumda. Yine de yeri gelmişken ona Taha Grubu’na ilişkin rakamları da sordum:
– Taha Grubu’nda, yani üretim cephesinde kaç kişi çalışıyor?
– Yurt içi ve yurtdışı toplamı 10 bin 118 kişiyi buluyor.
– Mısır va Bangladeş’te üretiminiz var değil mi?
– Evet, Bangladeş’te 5 bin kişi çalışıyor.
– Taha Grubu’nun ihracatı, cirosu ne kadar?
– 2009 yılı ihracatımız 115 milyon dolar, ciromuz ise 140 milyon dolar…
– İhracat daha ön planda görünüyor…
– Bizim stratejimiz, kendimize, yani Tema Mağazaları’na dönük üretim yapmaktan çok, o cephede ihracata yönelmek. İki işi birbirinden ayrı tutmanın çok yararını gördük. 

Vahap Munyar
Hürriyet

MOL Grup, alışveriş merkezi (AVM) yönetimi ve kiralaması alanlarında, dünyanın en büyük özel ticari gayrimenkul hizmetleri firması olarak bilinen Cushman & Wakefield (C&W) ile işbirliğine gidiyor.

MOL Grup, C&W ile gerçekleştireceği işbirliği hakkında MOL merkez binasında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıya C&W Avrupa, Ortadoğu ve Afrika(EMEA) Başkanı (COO) Philip Ingleby, C&W Belçika, Hollanda ve Türkiye Ofisleri Yönetim Kurulu Üyesi Boris Van Hare Heijmeijer, C&W Türkiye temsilcisi Rahşan Cebe ve MOL Grup İcra Kurulu Başkanı Oktay Özdemir katıldı.

Toplantıda konuşan C&W EMEA Bölgesi COO`su Philip Ingleby, şirket olarak 1.5 milyar dolarlık ciroları ile dünyanın en büyük özel ticari gayrimenkul hizmetleri firması olduklarını, Avrupa`da halen 350 AVM`nin kiralaması için yetkilendirilmiş olduklarını ve sadece perakende gayrimenkul alanına odaklanmış 230 personel çalıştırdıklarını anlattı.

Türkiye piyasasının geleceği ve özellikle AVM kiralaması ve yönetimi alanları ile ilgili olarak çok heyecanlı olduklarını kaydeden Ingleby, `Bazıları Türkiye`de çok fazla AVM olduğu söylüyor. Biz buna inanmıyoruz. Biz AVM`lerin çok daha efektif yönetilmesi ve kiralanması gerektiğine inanıyoruz. Ve biz dünya çapında elde ettiğimiz bilgi birikimi ve tecrübeyi bu konuda Türkiye`ye taşıyabileceğimize inanıyoruz` dedi.

2010 yılında AVM yönetimi ve kiralaması alanında C&W Türkiye şirketine yatırım yapacaklarını belirten Ingleby, bu nedenle MOL Grup ile gerçekleştirecekleri işbirliğine çok önem verdiklerini vurguladı.

MOL Grup ile sadece Türkiye`de değil yurtdışında da işbirliği yapabileceklerine inandıklarını belirten Ingleby, `MOL ile birlikte Türkiye`de AVM yönetimi ve kiralamasını bir adım daha ileri götüreceğimizi düşünüyoruz` diye konuştu.

C&W Belçika, Hollanda ve Türkiye Ofisleri Yönetim Kurulu Üyesi Boris Van Hare Heijmeijer ise Türk perakendecilerin Avrupa modasına yön veren lider perakendeciler olduğunu ifade ederek, MOL markasını Türkiye dışında EMEA Bölgesi`ne de taşımak konusunda çok büyük heyecan duyduklarını söyledi.

Avrupa pazarında AVM`lerin hep aynı markaları görmekten sıkıldığını aktaran Van Hare Heijmeijer bu nedenle Türk markaları için Avrupa`da çok büyük fırsatlar olduğunu vurguladı.

`DÜNYAYA AÇILMAK İSTEYEN TÜRK MARKALARI İÇİN BÜYÜK FIRSAT`

MOL Grup İcra Kurulu Başkanı Oktay Özdemir ise Türkiye`de bir araya gelerek büyümenin çok önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu:

`Biz KOBİ`leri bir araya getirerek dünya devlerinin peşinden koştuğu bir marka oluşturduk. Herkesi her sektörü bu tip birleşmelere davet ediyoruz. C&W`in Türkiye`ye çok şey kazandıracağına inanıyorum. Bugün Türkiye`de AVM`lerde hem yönetim hem de kiralama anlamında sistematik sorunlar var. Bunu dünyada başarmış ciddi başarılara imza atmış bir gruptan Türk AVM`leri destek alarak bu krizden çıkabilir. Bu anlamda biz MOL Grup olarak C&W ile çok büyük işlere imza atacağımıza inanıyoruz. Özellikle yurtdışına

açılmak isteyen, dünyaya açılmak isteyen bütün markalar için çok çok büyük bir fırsat. Sadece perakende alanında değil C&W ile toptan AVM alanında da işbirliği yapacağız.`

MOL GRUP C&W İŞBİRLİĞİ

Katılımcılar, konuşmalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

C&W Türkiye temsilcisi Rahşan Cebe, MOL Grup ve C&W işbirliğinin içeriğinin sorulması üzerine, `Dünyada kiraladığımız AVM`lere MOL`ü kiracı olarak koyacağız ve MOL`ü Avrupa`da kendi hizmetlerimizi birlikte katarak büyüteceğiz` dedi.

Aynı konuda söz alan Oktay Özdemir ise Türkiye`ye giren yabancı grupların pazarın potansiyeli hakkında bazı teknik sıkıntılar yaşadığına dikkat çekti.

MOL`un, C&W`nin Türkiye pazarına hızlı yayılması, gelişmesi ve burada yatırımlarını arttırması için bir `destekleyici perakendeci` olarak işlev göreceğini belirten Özdemir, MOL Grup`un pazarın içeriğinin anlaşılması ve nerelere yatırım yapılması gerektiğinin tespit edilmesi konusunda C&W ile işbirliği yapacaklarını aktardı. Özdemir, aynı zamanda bazı noktalarda birlikte ortak toptan veya perakende AVM`lerinin açılmasında veya yönetilmesinde de iki kuruluşun işbirliği yapacağını ifade etti.

Özdemir şöyle devam etti:

`MOL Türkiye`de özellikle Osmanbey, Laleli ve Merter`de yer alan perakendecileri veya perakende potansiyeli olan firmaları C&W ile bir araya getirerek C&W`nin bu firmaların dünyaya açılmasında yardımcı olmasını sağlayacak. Bazen sizin tek başınıza dünyaya açılmanız çok zor olabilir. Elinde bu kadar çok AVM portföyü olan ve dünyada bu kadar çok AVM`nin yönetimini yapan bir grup, çok rahatlıkla bir markanın yayılmasında öncü ve destek olabilir. MOL burada özellikle Türk perakendecisinin önünü açmak için C&W ile böyle bir işbirliğine girdi.`

Özdemir sayıları 500`e yaklaşan MOL üyesi üretici firmaların kendi üretimlerini dünyaya satmaları ve pazarı ele geçirmeleri için böyle büyük bir marka ile işbirliğine ihtiyaç duyduklarını anlattı.

C&W TÜRK AVM`LERİN YÖNETİMİNE TALİP

Türkiye`deki hedeflerinin sorulması üzerine Philip Ingleby, `Avrupa`da en küçüğünden en büyüğüne kadar bir sürü AVM yönetiyoruz ve aynı sistemleri Türkiye`ye de getireceğiz. Onun için en küçüğünden en büyüğüne kadar bütün AVM`leri yönetmeye talibiz` dedi.

Şirket olarak dünya stratejilerinden birinin AVM yönetimine yatırım yapmak ve bu alanda özellikle Avrupa`da büyümek olduğunu kaydeden Ingleby, Türkiye`de önlerine çıkan tüm fırsatları değerlendireceklerini belirli bir yatırım miktarı belirlemediklerini aktardı.

Oktay Özdemir ise C&W`nin temel amacının Türkiye`de verimsiz sorunlu veya potansiyeli olan AVM`leri uluslar arası standartlar da yönetip bunlara yatırım yapmak olduğunu anlattı.

MOL Grup olarak kendilerinin C&W`nin Türkiye`ye yayılmasına destek olacaklarını, C&W`nin de MOL Grup ve diğer Türk markalarının dünyaya açılmasına destek olacağını belirten Özdemir `Sıkıntıda olan AVM`lerin bu yeni organizasyona başvurmalarında büyük fayda var` dedi.

`DÜNYA PAZARLARINA BİREYSEL AÇILIM MÜMKÜN DEĞİL`

Bugüne kadar Türk markalarının yurt dışı piyasalara bireysel çabalarla açılmaya çalıştığını, anlatan Oktay Özdemir şöyle konuştu:

`Dünyanın hiçbir yerinde bir mağaza iki mağaza açarak dünya markası olamazsınız o dönem kapandı. Markalarımızın zaten belirli bütçeleri var. Kendileri gittikleri zaman çok yüksek maliyetle kiralama yapabiliyorlar. Çok ciddi yatırımlar gerekiyor. İkincisi her AVM de almıyor bunları çünkü tanınmamış durumdalar. Şimdi C&W bir sürü AVM için Türk markalarının önünü açacak, daha ucuz maliyete daha stratejik noktalara daha kolay gideceğiz.`

`MOL 2010`DA EN AZ 2009 KADAR BÜYÜYECEK`

MOL Grup hakkında da bilgi veren Oktay Özdemir, şuan İstanbul, Konya, Urfa, Karaman gibi illerde 18 mağazaları olduğunu, 1 yılda 22 milyon dolarlık yatırım ile 40 bin metre kare satış alanına ulaştıklarını ve bunun Türkiye için bir rekor olduğunu anlattı.

Özdemir, `Ciddi bir talep var. Bizim hedeflerimizi bundan sonra ki süreç ve C&W ile işbirliğimiz belirleyecek En az 2009 kadar büyümeyi hedefliyoruz` dedi.

Tekstil ve hazır giyimde dünyada artık rotanın Türkiye`ye doğru döndüğünü vurgulayan Özdemir 2010 yılının ikinci yarısının Türk tekstili için altın çağ olmasını beklediğini belirtti.

Deloitte’un “Perakendenin Küresel Güçleri 2010” raporunda en büyük 250 perakende kuruluşu listesinin başında 401.2 milyar dolar ciroyla Wal-Mart yer alırken, 199. sıradaki Migros’un ardından BİM Mağazaları da 241. sıradan listeye girdi. BİM aynı zamanda raporda yer alan “En Hızlı Büyüyen 50 Perakendeci” listesine 9. sıradan girmeyi başarırken, Migros da 25. sırada yer aldı.
Deloitte’un raporunda, sektörün küresel düzeyde toparlanma sürecine girdiği belirtildi. 2008’de küresel perakende sektöründeki kuruluşların üçte ikisinin kârları düşerken, satışlarını yüzde 5,5 oranında artırarak zirveyi paylaşan 250 kuruluşun toplam cirosu 3.8 trilyon doları buldu.
En büyük 250 perakende kuruluşu listesinin başında 401.2 milyar dolar ciroyla Wal-Mart yer aldı. Wal-Mart’ı 127.9 milyar dolarla Carrefour ve 99 milyar dolar ile Metro izledi. Önceki yıl 3 milyar 942 milyon dolar gelir elde eden Migros Türk listeye 199. sıradan girerken, BİM Mağazaları 3 milyar 296 milyon dolarlık gelirle listede 241. sırada yer aldı.
İki kuruluşun gelirlerinin Ortadoğu bölgesi sıralamalarında da ağırlığını hissettirdiği ifade edilen raporda, mağaza sayısını yüzde 32 artıran BİM’in, bu bölgedeki perakende satışları itibariyle 5. sırada yer alan Migros’tan sonra 6. sırada geldiği kaydedildi.
Raporda 184 sektör temsilcisinin üçte ikisinin 2008’de kârlılıklarının azaldığı da ifade edildi.
Raporu değerlendiren Deloitte Türkiye Danışmanlık Sorumlu Ortağı ve Tüketim Endüstri Lideri Uğur Süel, küresel perakendecilik sektörünün 2008’de çalkantılı bir yıl yaşadığını söyledi. Süel, “Satışlar yavaşlarken, kârlılık birçok kesimde keskin şekilde düşüşe geçti. Ancak 2009 yılında küresel olarak ekonomideki hafif yükselişle birlikte bu sektörün de kârlılığını geliştireceği kanısındayız” dedi.
TGSD Başkanı Cem Negrin, ABD’ye gümrüksüz ve kotasız ihracatı sağlayan ve şu ana kadar İsrail, Mısır ve Ürdün ile yapılan ‘nitelikli sanayi bölgesi’ anlaşmasının Türkiye ile de yapılması için yabancı bir lobi şirketiyle görüşmelere başladıklarını açıkladı.
Yeni başkanını geçen ay seçen Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD), değişen yönetimle birlikte sektöre yönelik yeni gündemini de belirlemeye başladı. Sektörün lider sivil toplum kuruluşlarından olan TGSD’de başkanlık koltuğunu Ahmet Nakkaş’tan devralan Cem Negrin, derneğin yıllardan beri süregelen “Anadolu’da iş, aş” temalı ana gündemine ABD’yi de ekledi.
Negrin, birkaç yıl öncesine kadar 1.5 milyar dolar iken 300 milyon dolar seviyelerine inen Türkiye’nin ABD’ye ihracatının Nitelikli Sanayi Bölgeleri (QIZ) yoluyla yeniden şahlanması için çalışacak. TGSD Başkanı Negrin, ABD’ye gümrüksüz ve kotasız ihracatı sağlayan ve şu ana kadar İsrail, Mısır ve Ürdün ile yapılan QIZ’nin iki yıl içinde Türkiye ile de yapılması için yabancı bir lobi şirketiyle görüşmelere başladıklarını açıkladı.
TGSD Başkanlığı görevine geldikten sonra stratejilerini ilk kez Referans’a anlatan Cem Negrin, dünyanın en büyük pazarlarından biri olan ABD’ye yapılan 300 milyon dolarlık ihracatın, Türkiye için anlam ifade etmediğini söyledi.
İlk kez Obama’nın ziyaretinde gündeme geldi
QIZ’in ihracatı artırmaya yönelik önemli bir model olacağını kaydeden Negrin, “ABD Başkanı Barack Obama geçen yıl Türkiye’ye geldiğinde konunun gündem maddesi olması için Başbakanlık’a iletmiştik. Ancak üzerinde çalışılmadı. Bununla birlikte iki ülke arasındaki politik ilişkiler, birkaç yıl öncesine kıyasla çok daha iyi durumda. Dolayısıyla QIZ şansının arttığını düşünüyoruz. Bu konuda iki ülke arasında çalışmalar yapmak için ABD merkezli bir lobi şirketiyle de anlaşmak üzereyiz” dedi. Konuyu Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) yetkililerine de ileteceklerini belirten Negrin, “DTM projeye inanırsa bize tam destek verecektir. İki yıl içinde konuyu çözüme kavuşturmayı planlıyoruz” dedi.
İşsizliğin ucuz çözümü konfeksiyon sektörü
TGSD’nin yeni dönemde de Anadolu’da istihdamı artıracak ve işsizliği azaltacak yeni projeler geliştirmeye devam edeceğini söyleyen Negrin, bu konuda hükümetin dikkatini yeniden konfeksiyon sektörüne çekmek için çalışmalar yapacaklarını söyledi. Negrin, “İşsizliğin ucuz çözümü, konfeksiyon sektörüdür. ‘Az yatırımla çok istihdam’ sağlayacak başka bir sektör daha yok. 5084 sayılı Teşvik Yasası geçen ay yeniden uzatıldı, ama enerji indirimi avantajı ortadan kaldırıldı. Bu uygulama, Doğu Anadolu’da pek çok işçiyi işsiz bırakacak. Enerji indiriminin tekrar uygulanması için de çalışacağız” dedi.
Cem Negrin, TGSD olarak Türkiye’den bir dünya markası çıkarmak için stratejiler sunmayı düşündüklerini de belirterek, şunları söyledi:
“İspanya’dan nasıl Mango, Zara çıktıysa, Türkiye’den de bu tür bir marka niçin çıkmasın? Bu markalar eğer İspanyol devletinden destek aldıysa, bizim devletimiz niçin kendi markalarına bu tür bir destek vermesin? Hangi markaların olacağı ortak bir çalışmayla belirlenebilir. Ama seçilen markaların da uluslararası arenada gerçekten söz sahibi olabilecek rakamlarla desteklenmesi gerek, birkaç yüz bin dolarla değil.”
ABD’ye gümrüksüz ihracatın yolu
Nitelikli Sanayi Bölgeleri (Qualifying Industrial Zones-QIZ), ABD’ye gümrüksüz ve kotasız ürün ihracatını sağlıyor. Amerikan Hükümeti’nin 1985’te İsrail ile imzaladığı Serbest Ticaret Anlaşması ile İsrail’e sağlanan gümrük vergisi ve kota muafiyetinin kapsamı, 1996 yılında QIZ ile genişletildi. Sonradan Filistin, Mısır ve Ürdün, bu anlaşmanın kapsamına dahil edildi. ABD’ye gümrüksüz ve kotasız ihracatta yüzde 30-35’lik avantaj elde ediliyor. QIZ modeli, ekonomik bir anlaşma olarak görülmesine rağmen önemli siyasi sonuçları olan ve stratejik işbirliğini gerektiren güçlü bir ittifak olarak da niteleniyor.
Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB), Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) ve BUTEKOM işbirliğiyle “II. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu” kuracak.
TİM Başkan Vekili ve UTİB Başkanı İbrahim Burkay, Ar-Ge yatırımlarının artması, bu sürecin hızlanması ve sağlıklı işlemesi için 2007 yılında UİB bünyesinde kurulan Tekstil Teknoloji Çalışma Grubu’nun aktif çalışmalarını yürütmekte olduğunu belirtti. “Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe II. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu”nun 18 Şubat 2010 Perşembe günü gerçekleştirileceğini söyleyen Başkan Burkay, platforma TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve TOOB Tekstil Sanayi Sektörü Meclis Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, modacı Faruk Saraç ve çok sayıda ihracatçı firma temsilcisinin katılacağını dile getirdi.
Bu çalışmaların başında UİB Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe I. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu, BUTEKOM Ar-Ge Merkezi’nin hayata geçmesi, Ar-Ge Envanterinin Yapılması, Ev Tekstili Çalıştayı ile Teknik Tekstil Çalıştayı’nın düzenlenmesinin yer aldığını belirten Başkan Burkay, “UİB Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe Ar-Ge Proje Pazarı Platformu ile tekstil ve konfeksiyon sektörünün yüksek katma değerli üretim yapabilmesi, gerçekleştirilen ihracatın sürdürülebilir kılınması teması ile Ar-Ge projesi yapmak isteyen sanayi kuruluşlarının temsilcileri ile üniversite öğretim üyeleri ve araştırma kurumlarını bir araya getirerek sanayicilerin Ar-Ge destek programlarına proje önerisi sunmalarını sağlamayı amaçlıyoruz” dedi.
69 proje önerisi sunuldu
TÜBİTAK-TEYDEB’in, 2002 yılından bu yana, çeşitli kurum ve kuruluşlara toplam 19 Ar-Ge proje pazarı için destek verdiğini söyleyen Başkan Burkay, düzenlenen “UİB Tekstil ve Konfeksiyon Sektöründe I. AR-GE Proje Pazarı Platformu” ile ilk defa ve “doğrudan” tekstil konfeksiyon sektörüne destek sağladığının ve “II. Ar-Ge Proje Pazarı Platformu” için de TÜBİTAK desteği alındığının altını çizdi.
Burkay, Türkiye’nin dört bir yanından farklı konularda toplam 69 proje önerisi sunulduğunu da sözlerine ekledi.
Fenerbahçe Kulübü’nün, Fenerbahçe Spor Ürünleri AŞ’den (Fenerium) Sorumlu Asbaşkanı Abdullah Kiğılı, günlük giyim ve ev tekstiline de yer vermeleri sayesinde, ürün satışlarının aylık bazda yüzde 25-30 arttığını söyledi.
Geçen yılın temmuz ayından bu yana Fenerium’u yöneten Kiğılı markasının sahibi Abdullah Kiğılı, sonbahardan bu yana Fenerium mağazalarında gömlek ve triko gibi günlük giyimin yanında, ev tekstili ürünlerine de yer vermeye başladıklarını ve bu değişimin satış artışına katkı sağladığını kaydetti. Kiğılı, dünyanın neresinden olursa olsun İspanya’ya giden herkesin Barcelona forması aldığını ama Türkiye’ye gelince Fenerbahçe forması almadığını kaydeden Kiğılı, bu nedenle daha fazla iş yapmak için hedef kitlelerine de daha fazla seçenek sunmak zorunda olduklarını söyledi.
2000 yılında kurulan ve kulübe mali kaynak sağlamayı amaçlayan Fenerium mağazalarında göreve geldikleri Temmuz 2009’dan bu yana yaşanan değişimi ve sonuçlarını anlatan Kiğılı, ürün çeşitlendirmesi sayesinde satışlarda aylık bazda yüzde 25-30 artış yaşandığını vurguladı. Kiğılı, Türkiye genelindeki 65 Fenerium mağazasında geçen yıl 45 milyon dolar ciro yaptıklarını, bu yılki büyüme hedeflerinin ise yüzde 25 olduğunu dile getirdi.
Hedef, küsen taraftar
Göreve gelmeden önce Fenerium mağazalarında sadece maç kıyafeti bulunduğunu hatırlatan Kiğılı, “Biz Fenerbahçe taraftarının günlük iş kıyafetine de yer vermeye başladık. Triko kazak, gömlek, blazer ceket, gri pantolon gibi ürünler yaptık. Bunlara polar battaniye ve patik gibi ev tekstili ürünleri de ekledik. Taraftar bu ürünleri satın alıyorsa; ki alıyor, doğru yoldasınız demektir. Bu, satışlardan da okunuyor” dedi. Fenerium için bu değişimin gerektiğinin altını çizen Kiğılı, “Bu bir ihtiyaçtı. Çünkü takım iyi olmayınca taraftar küsüp ürün almıyor. Bazı şeyler sahadaki neticeye bağlı. Ama bunun dışında, dünya kulübü değiliz biz. 180 ülkeden İspanya’ya gidenler Barcelona formasını alabiliyor, fakat Türkiye’ye gelince Fenerbahçe formasını almıyor. Dolayısıyla daha fazla iş yapmak için hedef kitlemize yönelik forma dışındaki ürün çeşidini çoğaltmamız şarttı” dedi.
Bu yıl kulübün ikisi kaleci, diğerleri ise kuruluş, çubuklu ve armalı olmak üzere 5 ayrı forma çıkardığını hatırlatan Kiğılı, gelecek sezon için de yeni bir forma hazırlığı içinde olduklarını belirterek, “Yeni formamız mayıs ayı içinde şekillenir” dedi.
En çok armalı satıyor
Fenerium satışları hakkında bilgiler veren Genel Koordinatör Aydın Kirman ise en çok satılan ürünün armalı antrasit forma olduğunu söyledi. Armalı formanın toplam satışlardaki payının yüzde 45 olduğunu hatırlatan Kirman, “Armalı formadan 55 bin adet sipariş verdik ve yüzde 88’ini sattık” dedi. Bununla birlikte Fenerium’u tribüne bağlı marka olmaktan çıkarmaya çalıştıklarını ifade eden Kirman, günlük giyim ve ev tekstili ürünlerinin mağazalardaki raf payının yakında yüzde 15’ten yüzde 25’e çıkacağını söyledi. Kirman, “Taraftara tribün dışında da hitap etmek, gelirler açısından önemli. Taraftarın ilgisi de bizi daha çok motive ediyor” dedi.
Daha ilk karşılaşmamızda şöyle bir süzdü ve “Siz Contemposunuz” dedi.
Contempo?
İngilizce “contemporary”den türetilmiş “güncel” demekmiş.
Meğer Türkiye’nin en köklü markalarından YKM, Whitaker danışmanlığında bir süredir “yaşam tarzı mağazacılığı” yapmaktaymış.
YKM Genel Müdürü Jaklin Güner, müşterilerinin yaşam tarzını dikkate alarak altmışa yakın mağazayı baştan aşağı değiştirmiş.
Aslına bakarsanız Amerikalı danışmanlık şirketi YKM‘ye on yaşam tarzı belirlemiş.
Fakat YKM yaptığı araştırmada müşterilerinin ağırlıklı olarak dört yaşam tarzını benimsediğini görmüş.
Contempo (Güncel) yüzde 42,5
Fashion (Moda) yüzde 32,7
Neo Traditional (Yeni Geleneksel) yüzde 13,8
Traditional (Geleneksel) yüzde 11.
Göçebe ve Romantik gibi kategoriler de var ama onlar azınlıkta.
Peki beni “Contempo” yapan ne?
Güner‘e göre ilk bakışta kıyafet seçimim, esasında düşünme biçimim.
“Kıyafet ve marka seçiminden başlayalım…”
Koyu kahve deri spor ayakkabı (Custom National)
Taba rengi pantolon (Dockers)
Uçuk mavi gömlek (Milimetric)
Lacivert hırka (Stefanel)
Açık kahve yıpranmış deri mont (C.P Company)
Renk, uyum, kesim dahil bir sürü teknik analiz.
Peki ya Contempo müşterinin kişiliği?
Hayatta en önemli şey; kim olduğunu ve ne istediğini bilmek.
Teknoloji sayesinde sürekli iletişim ve hareket halinde, eklektik, yenilikçi ve şehirli.
İlla “Moda” hayat tarzını tercih eden müşteri gibi en son trend, en gözde mekân saplantısı yok. “Geleneksel” gibi kontrollü ve sürprizlere kapalı değil.
Bu arada kullandığınız parfümden tatil zevkinize, yatakta sağ ya da solda yatmaktan beslenme ve spor alışkanlığına onlarca soru var.
Çünkü artık yaşam tarzları yaş, cinsiyet ve gelir düzeyinden bağımsız şekilleniyor.
Trendler bile yetersiz, düşünme biçiminiz yaşam tarzınızı belirliyor.
Öyle ki yenilikçi perakendeciler 24 saatinizi bilmek istiyor.
1950’de kurulan YKM, Boyner’le birlikte Türkiye’de çok katlı mağazacılığın öncüsü.
Biri köklü diğeri yenilikçi.
Fakat artık ne YKM‘nin 1950’lerin sonunda ilk taksit uygulamasını başlatmış olması yeterli ne de Boyner‘in 1990’ların başında alışveriş kartıyla sadık müşteri yaratma becerisi.
Eskiden müşteriye bol seçenek sunabilen kazanıyordu, çünkü alternatif azdı.
Şimdi o kadar çok seçenek var ki müşterinin neyi neden seçtiğini bilerek alternatifleri azaltmanız gerekiyor.
Şaşırdınız değil mi?
Psikolog Barry Schwartz bu durumu “tercih paradoksu” ile açıklıyor.
Schwartz 2000’lerin başında “The Paradox of Choice”u yayımladığında sadece akademi dünyası değil perakende sektörü de ciddi dalgalanmıştı.
Eskiden bol seçeneğin bizi özgürleştirdiğine inanırdık, oysa bol seçenekli tüketim toplumunda mağazalardan eli boş çıkan müşterilerin sayısı her geçen gün artıyor.
Çünkü seçenekler arttıkça tüketici paralize oluyor.
Bol seçenek mutluluk yerine tatminsizliğe yol açıyor.
Bu yüzden perakende sektörü insanların yaşam tarzlarına uygun seçenekler üzerine yoğunlaşıyor.
YKM’nin 2 milyona yakın kartlı müşterisi var.
Bu ne demek?
Eğer bu 2 milyonun içindeyseniz Jaklin Güner size ait verilerle çoktan yaşam tarzınızı tespit etmiş durumda.
Siz daha mağazaya girmeden o, nereye yöneleceğinizi biliyor.
Baksanıza YKM kartına sahip olmamama rağmen ilk karşılaşmada sadece gözlem yaparak beni “Contempo” ilan etti.
Ne kadar “güncel”im bilmiyorum, size tavsiyem yenilikçi perakendecilerin her zaman sizden bir adım önde, bir adım daha “güncel” olduklarını unutmayın.
Benim gibi “ava giderken avlanmak” istemiyorsanız, tarzınıza bakıp kim olduğunuza kendiniz karar verin.
Yoksa Jaklin Hanım gibi biri çıkar bir gün sizin adınıza hem tarzınıza hem de kim olduğunuza karar verir.