`Bitti` denilen tekstil ve hazır giyim sektörü, yüzde 100 kapasiteyle çalışıyor; hatta siparişleri karşılayamama endişesi yaşıyor. 2010`daki yüzde 15`lik büyüme hedefi, `Tekstil bitmedi, İtalyan tekstili gibi yeni bir yola girdi` dedirtiyor

 

`Yolun sonuna geldi` denen `lokomotif`in yeni rotası
Özellikle 1 Ocak 2005`te Çin`in Dünya Ticaret Örgütü`ne (DTÖ) üye olmasıyla tüm dünyada üretim ve ticarette büyük bir değişim ve dönüşüm yaşamaya başladık. Türk tekstil sektörü de bu gelişmelerden en çok etkilenen alan oldu. Bu süreçte teknolojisini yenilemeyen, yönetim anlayışını geliştiremeyen ve bir marka imajı oluşturamayanlar birer birer döküldü. Hatta 2005`lere doğru yaprak dükümü hızlandığı için bir ara, `Tekstil bitti` gibi laflar edilmeye başladı.

Yaşanan bu kargaşanın üzerine bir de 2008`de baş gösteren küresel kriz gelince sektörde `Her şeyin sonuna gelindi` düşüncesi ağırlık kazandı. Çünkü bu süreçte iflas ertelemesinde bulunan firmaların büyük çoğunluğu tekstil ve hazır giyimdendi… Türkiye genel ekonomi için 2010`da yüzde 3,5`luk bir büyüme öngörüyorken bitti denilen bir sektörün aynı yıl için yüzde 15`lere varan büyüme hedeflemesi ne anlama geliyor? İşte biz de bu kritik sorunun peşine düştük. Sektör aktörlerini dinledik ve dünya çapında bir tekstil kümelenmesi olan Bursa`nın nabzını tuttuk, Denizli`de incelemelerde bulunduk. Sonuç olarak tekstil ve hazır giyimin Türkiye`de yolun sonuna gelmediğini ve yeni bir sürecin başında olduğunu gözlemledik. TekSTİL`den TürkSTİL`e geçişin detaylarını ilerleyen günlerde sizlerle paylaşacağız.
* * *
Türkiye`de tekstil üretiminin Selçuklular döneminde başladığı belirtiliyor. İlk dönemlerde elle dokunan ve Avrupa`ya ulaşan Türk kumaşlarının büyük beğeni topladığı kaydediliyor. Kumaş dokumacılığı Osmanlılar döneminde de gelişimini sürdürmüş, ancak Avrupa`da endüstri devrimi sonrasında makinelerle dokunan kumaşların Osmanlı coğrafyasına yoğun bir şekilde girmesiyle durum tersine dönmüştü. Osmanlının el yapımı kumaşları zamanla yerini Avrupa`nın makine ürünlerine bırakmış ve el yapımına dayalı üretim iflas etmişti. Cumhuriyet sonrasında makine gücüne dayalı üretime yönelen Türkiye, 1933`lü yıllarda ülkedeki ilk endüstri dalı olarak tekstil sektörünü kurmaya yönelmişti. Önce kamu daha sonra da özel sektör firmaları iplik, dokuma ve terbiye işletmeleri kurulmuştu.
ÖZAL`LA DIŞA AÇILMIŞTI
1980`lere kadar daha çok iç piyasaya üretim yapan sektör, Turgut Özal`ın açılım rüzgarı ile yönünü dışa döndü ve hızla büyüdü. Bilen, bilmeyen herkes tekstile girdi. Çünkü bu işi yapanlar iyi arabaya biniyor, iyi evlerde oturuyor ve çocuklarını özel kolejlerde okutuyordu. Yaptığı ihracat ve sağladığı istihdamla `Ekonominin lokomotifi` ünvanını kazanan sektör, 1990`lardan sonra markalaşmayı gündemine aldı. Çünkü fason üretim yaptığı Avrupalıların marka değeriyle ne kadar kazandığını görüyordu. Üretim yaptığı dünya markaları sayesinde üretim, yönetim ve pazarlama deneyimini geliştirenler, bugün kendileri de bir marka olarak öne çıkıyor. Ancak sadece üretici modunda kalanlar için vakit artık çok geçti. Çünkü global anlamda devir tekrar değişiyor, roller yeniden belirleniyordu.
İŞSİZLİĞİN İLACI BURADA
Bir zamanlar batıdan gelen makine teknolojisiyle rekabet edemediği için el yapımı tekstil sektörünü tasfiye eden Türkiye, bu sefer Uzakdoğu`dan, Çin`den gelen ucuz ürünlerle zora girmişti. Çünkü 1 Ocak 2005`te Çin`in Dünya Tiaret Örgütü`ne üye olmasıyla tüm dünya üretim ve ticaretinde büyük bir dönüşüm yaşamaya başlandı. Üretim ve ticaretin kuralları yeniden yazılıyordu. 2005 sonrasında uygulanan düşük kur ve yüksek faiz politikası, ihracatçı sektörü iyice zorladı. Buna bir de 2008 küresel krizi eklenince dökülmeler başladı. Bu kargaşa ortamında bir ara, `Tekstil bitti`, `Türkiye tekstilden çıkıp başka sektörleri öncelemeli` gibi söylemler dile getirilmeye başlandı, hem de üst perdeden… Ancak yeni açıklanan istihdam rakamları ve tekstilde başlayan hareketlilik, bu sektöre yönelik tutumları yeniden ele almayı zorunlu kıldı. Çünkü bu sektörün küçülmesiyle Türkiye`de resmi işsizlik yüzde 14`lere çıktı.
İTALYA MODELİ
Fakat 5 milyon işsiz gence ilk umut ışığını da yine tekstil ve hazır giyim sektörü yaktı. İlk çeyrek ihracatında ortalama yüzde 15`lere yakın bir büyüme kaydeden ve 2010 için de aynı trendin süreceği beklentisinde olan sektördeki bu hareketlilik, `Tekstil bitti` diyenleri mahcup etti. Peki Türkiye genel ekonomi için 2010`da yüzde 3,5`luk bir büyüme öngörüyorken bitti denilen bir sektörün aynı yıl için ortalama yüzde 10 büyüme hedeflemesi ne anlama geliyor?
YENİ BİR SÜRECİN BAŞLANGICI
İşte biz de bu kritik sorunun peşine düştük. Sektör aktörlerini dinledik ve dünya çapında bir tekstil kümelenmesi olan Bursa ve Denizli`de incelemelerde bulunduk. Sonuç olarak tekstil ve hazır giyimin Türkiye`de yolun sonuna gelmediğini ve yeni bir sürecin başında olduğunu gözlemledik.
Sektörün İtalya`da yaşadığı doğal sürecin bir benzeri ülkemizde gerçekleşiyor. Tekstilden çıktığı belirtelen İtalya`nın bu sektörden yılda 60 milyar dolar katmadeğer üretmesini örnek alan Türkiye, kendine yeni bir yol haritası çiziyor. Değişen dengeleri okuyabilenler kendine yeni rotalar oluşturuyor. Eski usulde devam edenler ise saf dışı kalıyor.
Buna Türkiye`nin tekstilde duayeni denilenler de dahil.
`Battık, batıyoruz` söylemi sektöre büyük zarar verdi
Klasik ağlayan tekstilci söyleminin sektöre büyük zarar verdiğini belirten İstanbul Tekstil ve Hammadde İhracatçıları Birliği(İTHİB) Başkanı İsmail Gülle, sektörde krizin 2007`de başladığını söyledi. 2009`un yarısından sonra durumun olumluya döndüğü bilgisini veren İsmail Gülle, şöyle devam etti: `Battık, batıyoruz` söylemleri, hem sektörün imajına hem de sektöre zarar verdi. Bankaların kredi kararlarında etkili oldu. Bu süreçte kapanan ve sektörden çıkanlar oldu. Sektör aslında 2005`ten beri sürekli küçülüyor. Özellikle iplik alanında büyük elenme oldu. Yaklaşık 200 fabrika kapandı. Bunlar, TL`nin değerli olmasıyla ithalata karşı rekabet edemedi. Yeni yatırımlar da yapılmadı.`
FİRMALAR FUL KAPASİTE ÇALIŞIYOR
`Şubat ayında da yüzde 28`lik bir artış var. En büyük pazarımız olan Rusya`da da bir canlılık var. 2010`un da sektör adına çok olumlu geçeceğine inanıyoruz. Yüzde 20-25`lik bir artış bekliyoruz` diyen İsmail Gülle, ayakta kalan firmaların ful kapasite çalıştığını vurgulayarak şöyle devam etti: `Yapılan dampingler ve ithalat pahalı nedeniyle sektör yoğun bir şekilde çalışıyor. Eskiden yüzde 60-70 kapasite ile çalışılıyordu, şimdi yüzde 100 kapasite ile gelen talebe cevap verilecektir.`
Fırsat penceresi açıldı
Küresel kriz sürecinde varlığı daha iyi hissedilen Komşu ve Çevre Ülkeler Açılımı, tüm sektörlerde olduğu gibi tekstil sektörü açısından da yeni bir fırsat penceresi oldu. Krizin etkilerinin azalmasıyla sektördeki hareketlilik, `Her şeyin sonuna gelmek` yerine `Yeni bir başlangıç`ta olunduğu hissini uyandırmaya başladı. Türkiye`nin en kadim sektörlerinden olan ve uzun süre `Lokomotif` olarak tanımlanan tekstil ve hazır giyim, yeni bir ufka yöneliyor.
Kalbi kırık tekstilciye bakan morali
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, TGSD`nin organizasyonuna katılarak, bir zamanlar `Bitti` denilerek kalbi kırılan tekstilcilerin gönlünü aldı. Tekstil, hazır giyim ve otomotiv sektörünün Türkiye ihracatının lokomotifi olduğunun altını çizen Çağlayan, şöyle konuştu: `Tekstil ve hazır giyim sektörü Türkiye`nin gözbebeğidir. Bunu üzerine basa basa söylüyorum. Zaman zaman yapılan spekülasyonlar olsa da siz onlara aldırış etmeyin. Tekstili gözden çıkarmak demek, insanın gözünü çıkarması demektir.` Çağlayan, bu açıklamalarıyla tekstilcinin kalbine su serpti, özgüvenlerini tazeledi.
TGSD`yi bile iyimser olmaya yönelten süreç
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği(TGSD), son birkaç yıldır sürekli şikayet eden ve eleştirel yaklaşan tarzıyla dikkat çekiyordu. Bu durum, kendi sektöründe bile rahatsızlık oluşturmuştu. Hatta bir ara MOL`ün İcra Kurulu Başkanı Oktay Özdemir, Ahmet Nakkaş`ı ağlamak yerine çözüm üretmeye bile davet etmişti. Klasik tekstilci tarzını yansıtan Nakkaş`ın tutumunda belki kendi işinin kötüye getmesinin de etkisi vardı. Fakat TGSD`nin yeni başkanı Cem Negrin ve yönetiminin yaklaşımı, açıkcası bizi şaşırttı. Yeni yönetim, eskinin tam aksine bir görüntü veriyordu. Hatta `Yelkenleri şişirmek` gibi havaya bile girmişti.
İŞİNİ İYİ YAPAN ÇALIŞIYOR
2009`da yüzde 15 küçüldüğünü belirten Cem Negrin, şöyle devam etti: `Bu durum diğer sektörlere göre daha düşük bir seviye. Ocak-Şubat döneminde de ihracatı yüzde 20 artırdı. Sektörün rüzgarını daha da kuvvetlendirmek gerekiyor` dedi. Sektörün hâlâ gelecek taleplere cevap verebilecek kapasitede olduğunu vurgulayan Negrin, şöyle devam etti: `Şubat ayında yüzde 20 daha fazla ihracat yapabildiysek demek ki kapasite var. Eskiden beklide çok fazla kapasite vardı. Eskiden yüzde 60-70`lerle çalışılıyordu. İhracatta yüzde 20 artış var, demek ki kapasite ve çalışan fabrika var. İşini doğru yapanlar daha iyi çalışıyor.`
Ayakta kalanlara yapacak çok iş var
Tekstil ve hazırgiyim sektöründe kapasite düşüşünün abartıldığına dikkat çeken TGSD Başkan Yardımcısı Cevdet Karahasanoğlu, `Şu anda taşlar daha çok yerine oturdu` diyerek ayakta kalanların sektörde devamlılığı sağlayacağını kaydetti. Türkiye`den tekstil ve hazır giyim ürünleri alan İngiliz Tesco`nun Türkiye Alım Müdürü Esra Taşören de Avrupa`dan gelen talep artışını doğruluyor.
AVRUPA TÜRKİYE`YE DÖNDÜ
Sektördeki kapanmalara rağmen tedarikçi bulmada sıkıntı yamadıklarını dile getiren Esra Taşören, şöyle devam etti: `Bize göre de taşlar yerine oturdu. Çünkü bir sürü boyahane ve kumaşçı vardı, ancak belki uygunlukları yerinde değildi. Bu işin uzmanı değillerdi. Bu işi çok bilenler, kapasite artırımına gitti. Ocak`tan itibaren Avrupa müşterisi Türkiye`ye yöneldi ve krizde boşalan mağazasını doldurmaya yöneldi. İngiltere`den bakıldığında Türkiye`den alımlarda ortalama yüzde 25`lir bir artış var. Tesco`da bu yüzde 40`lara çıktı. Önümüzdeki sene de bu artışın aynı seviyede artması bekleniyor.`